Aile Hukuku·Av. Oğuzhan Çelik
Düğünde Takılan Ziynet Eşyalarının Aidiyeti: Yargıtay'ın İçtihat Değişikliği, Karşı Cinse Özgü Takı İstisnası ve İspat Yükü
Boşanmada düğünde takılan ziynet eşyaları kime ait olur?
- Yargıtay yerleşik "kural olarak hepsi kadınındır" görüşünü değiştirdi: paylaşım artık önce tarafların anlaşmasına, yoksa ispatlanan yerel örf-âdete, o da yoksa "kime takıldıysa ona ait" ölçütüne göre yapılır.
- Kritik istisna: karşı cinse özgü bir takı, kime takılırsa takılsın o cinse aittir; kadına özgü bir bilezik damada takılmış olsa bile kadınındır.
- Kaldırılan, takıların tamamını kadına özgüleyen aidiyet karinesidir; kadına özgü ziynetin kadının himayesinde bulunduğu karinesi ise sürer: altınların varlığını ve elinde olmadığını ileri süren eş, bunu şüpheye yer bırakmadan ispatlamalıdır. Düğün videosu, fotoğraf ve tanık kritik önemdedir.
Öz
Düğünde takılan altın, para ve diğer ziynet eşyalarının boşanma sonrasında kime ait olacağı, milyonlarca aileyi doğrudan ilgilendiren ve uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biridir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, uzun yıllar boyunca istikrarla uyguladığı "aksine anlaşma veya yerel âdet bulunmadıkça, düğünde kim tarafından hangi eşe takılırsa takılsın ziynetin tamamı kadına aittir" yönündeki görüşünü, 4 Nisan 2024 tarihli ilke kararıyla değiştirmiş; bu değişikliği izleyen güncel kararlarında yeni ölçütü somut olaylara uygulamaya başlamıştır. İncelenen 9 Nisan 2026 tarihli karar (2. Hukuk Dairesi, E. 2025/8772, K. 2026/3891) da, bu yeni ölçütü somut bir olaya uygulayan kararlardan biridir. Bu çalışma, söz konusu içtihat değişikliğini; ziynet eşyasının hukuki niteliği, eski ve yeni görüş, kamuoyunda "kime takıldıysa onun" biçiminde özetlenen yaklaşımın neden eksik olduğu, ispat yükünün paylaşımı ve iade davasının usulü başlıkları altında inceler. Ulaşılan sonuç şudur: yeni içtihat, ziynetin tamamını kadına özgüleyen genel karineyi terk etmekle birlikte "kime takıldıysa onun" biçiminde basit bir kurala da indirgenemez; çünkü kural, kademeli bir yapıya (önce tarafların anlaşması, sonra ispatlanan yerel örf-âdet, en sonda kişiye özgülük ölçütü) ve karşı cinse özgü takıların istisnasına bağlanmıştır. Kaldırılan, ziynetin aidiyetine ilişkin genel karinedir; buna karşılık kadına özgü ziynetin kadın eşin himayesinde bulunduğu karinesi varlığını sürdürür ve ispat yükünü dağıtmaya devam eder. Bu nedenle uyuşmazlığın kaderini belirleyen asıl mesele, tarafların bu yük karşısında düğün anına ve takıların akıbetine ilişkin somut delilleri ortaya koyabilmesidir.
Anahtar Kelimeler: Ziynet Eşyası, Düğün Takıları, Kişisel Mal, İçtihat Değişikliği, İspat Yükü, Ziynet Alacağı Davası.
I. Giriş
Bir düğünde geline ve damada takılan altınlar, bilezikler, paralar ve çeyrek altınlar; çoğu zaman yeni kurulan ailenin ilk ortak sermayesini oluşturur. Evlilik sürerken kimsenin üzerinde durmadığı bu değerler, iş boşanmaya vardığında ansızın çekişmeli bir uyuşmazlığa dönüşür: Takıların tamamı kimindir? Damada takılan çeyrekler kime aittir? Kadının üzerinden alınıp bozdurulan altınların hesabı nasıl görülür?
2024 ve 2025 yıllarında bu soru, Yargıtay'ın konuya ilişkin görüşünü değiştirmesiyle birlikte kamuoyunun da gündemine oturmuş; çok sayıda haber ve paylaşımda karar, "Yargıtay değiştirdi: düğün takıları artık kime takıldıysa onun" biçiminde duyurulmuştur. Bu özet, kararın yönünü kabaca doğru yansıtsa da, uygulamada belirleyici olan iki noktayı gölgede bıraktığı için yanıltıcıdır: Birincisi, yeni ölçüt tek bir kuraldan değil, birbirini izleyen kademeli bir sıradan oluşur. İkincisi ve daha önemlisi, "kime takıldıysa onun" ilkesinin en güçlü istisnası vardır: karşı cinse özgü bir takı, kime takılırsa takılsın o cinse ait sayılır; yani kadına özgü bir bilezik damada takılmış olsa dahi kadınındır.
Bu çalışmada, anılan içtihat değişikliğini somut bir olaya uygulayan güncel bir Yargıtay kararı (2. Hukuk Dairesi, E. 2025/8772, K. 2026/3891, 09.04.2026) esas alınarak; ziynetin hukuki niteliği, eski ve yeni görüş, medyadaki söylemin neden eksik kaldığı, ispat yükünün nasıl paylaşıldığı ve iade davasının usulü ele alınacaktır. Amaç, güncel içtihadı yalın ama eksiksiz biçimde ortaya koymak ve okuyucunun kendi durumunu doğru bir hukuki çerçevede değerlendirebilmesini sağlamaktır. Çalışmanın sonunda, incelenen kararın tam metni de bilgi değeri taşıması amacıyla olduğu gibi yayımlanmıştır.
II. İncelemeye Konu Karar ve Somut Uyuşmazlık
İnceleme konusu karara temel olan olayda davacı kadın, düğünde takılan takıların tamamının erkeğin babasının iş yerindeki kasaya konulduğunu; bu altınların bir kısmıyla erkeğin babasının evlilik öncesi borcunun ödendiğini, bir kısmıyla da kendi kullanımı için bir araç alındığını, ancak aracın erkeğin babası üzerine kaydedildiğini; boşanma davası açılınca gelen ihtar üzerine bu aracı erkeğin babasına teslim ettiğini; kalan ziynetlerle de erkek adına bir araç alındığını ileri sürerek takıların ve paranın aynen iadesini, mümkün olmazsa bedelinin faiziyle tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise ziynetlerin çoğunluğunun kendisine takıldığını, bunların kişisel malı sayılması gerektiğini ve altınların kadının uhdesinde bulunduğunu savunmuştur.
İlk derece mahkemesi, dosyaya sunulan düğün görüntülerinin (CD) bilirkişice incelenmesi sonucu "taraflara" takılan tüm takıların cins, adet ve değerini belirlemiş; ardından bir teklik altın dışında, hem kadına hem de erkeğe takılan ziynetlerin ve paranın tamamının kadına iadesine hükmetmiştir. Bölge adliye mahkemesi bu kararı esastan onamıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise, taraflara takılan takıların "tümünün" kadına ait olduğu kabulüyle hüküm kurulmasını hatalı bularak kararı bozmuş; erkeğe ve kadına takılan ziynetlerin, Dairenin yeni ilkesel görüşü doğrultusunda ayrı ayrı belirlenerek yeniden hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir. Karar, incelemenin ilerleyen bölümlerinde çözümlenecek olan yeni ölçütün pratikte nasıl işlediğini göstermesi bakımından tipik bir örnektir.
III. Ziynet Eşyasının Hukuki Niteliği: Kişisel Mal ve Bağışlama
Ziynet eşyası, her şeyden önce bir "eşya"dır; hukuki tartışma, bu eşyanın hangi eşin malvarlığına dâhil olduğu noktasında düğümlenir. Türk hukukunda ziynet eşyasını doğrudan düzenleyen özel bir hüküm bulunmadığından, uyuşmazlık genel hükümler ve içtihat yoluyla çözülür.1
Baskın görüşe göre ziynet, kişisel kullanıma yarayan bir eşya olması itibarıyla, ait olduğu eşin kişisel malı niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu'nun 220. maddesi kişisel malları sınırlı sayıda (numerus clausus) sayarken, "eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya"yı da kişisel mal kabul eder; ziynet de kural olarak bu kapsamda değerlendirilir. Öğretide isabetle vurgulandığı üzere, bir eşyanın kişisel mal sayılmasında belirleyici olan onun bedelini kimin ödediği değil, kullanım amacıdır.2 İncelenen kararın gerekçesinde de aynı çerçeveye başvurularak, eşlere ilişkin giyim eşyası, mücevher, saat ve takı gibi kişisel kullanıma yönelik taşınırların TMK m. 220 uyarınca o eşin kişisel malı olduğu belirtilmiştir.
Ziynetin bir eşe ait sayılmasının ardındaki hukuki mekanizma ise bağışlamadır: Düğünde üçüncü kişilerce (aile büyükleri, davetliler) takılan takılar, ilgili eşe karşılıksız kazandırma, yani bağış niteliğinde verilmiş sayılır.3 Ziynetin niteliğinin "hibe mi yoksa iade edilmek üzere verilen bir ödünç mü" olduğu tartışması, mukayeseli ve tarihsel arka planda da işlenmiştir;4 ancak Türk pozitif hukuku bakımından baskın kabul, ziynetin bağış yoluyla ilgili eşin kişisel malına dönüştüğü yönündedir.
IV. Eski Yerleşik Görüş: "Kural Olarak Kadına Aittir" ve Eleştirisi
Yargıtay'ın yıllarca istikrarla uyguladığı yerleşik görüşe göre, aksine bir anlaşma veya yerel âdet ispatlanmadıkça, düğünde kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın ziynet eşyalarının tamamı kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malı olurdu. Bu ilke, Hukuk Genel Kurulu kararlarında da benimsenmiştir.5 İncelenen kararın kendi gerekçesi de, Dairenin "önceki içtihatları"nı bu yönde, yani "bunların hepsi kadına ait sayılır" biçiminde özetleyerek işe başlamaktadır.
Bu yaklaşımın temelinde, evlilik içinde ekonomik olarak daha kırılgan konumda bulunabilen kadının korunması düşüncesi yatıyordu. Ne var ki görüş, öğretide uzun süredir eleştirilmekteydi: Damada, erkek tarafın yakınlarınca ve açıkça damat için takılan bir çeyrek altının dahi kadının kişisel malı sayılması, bağışlamanın temelindeki "bağışlayanın iradesi" ile de, eşitlik ilkesiyle de bağdaşmıyordu.6 Toplumsal gerçeklik de değişmişti: Düğünlerde artık yalnız kadına özgü ziynetler değil, yeni kurulan aileye maddi katkı sağlamak üzere her iki eşe yönelik ekonomik değerler takılmaktaydı. İşte bu eleştiriler ve toplumsal dönüşüm, içtihadın değişmesinin zeminini hazırlamıştır.
V. İçtihat Değişikliği: Dönüm Kararından İncelenen Karara
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 4 Nisan 2024 tarihli ilke kararıyla yerleşik görüşünü açıkça terk etmiştir.7 Daire, düğünlerde kadına özgü ziynetin yanında her iki eşe yönelik ekonomik değerlerin de verildiği gerçeğinden hareketle, önceki içtihadında değişikliğe gitmenin zorunlu hâle geldiğini belirtmiş ve konuyu kademeli bir ölçüte bağlamıştır. İncelediğimiz 9 Nisan 2026 tarihli güncel karar (E. 2025/8772, K. 2026/3891), bu yeni ilkeyi somut bir olaya uygulayan kararlardan biridir ve gerekçesinde Dairenin "ilkesel nitelikteki yeni görüşü"nü şöyle ortaya koyar:
Buna göre ziynetin paylaşımında sıra şudur: (1) Taraflar arasında ziynetin paylaşımı konusunda bir anlaşma varsa, paylaşım bu anlaşmaya göre yapılır. (2) Anlaşma yoksa, yerel örf ve âdetin varlığı iddia ve ispat edilirse paylaşım o kurala göre gerçekleştirilir. (3) Bunların hiçbiri yoksa, erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ancak bu son kuralın kritik bir istisnası vardır: Takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa, o cinse verilmiş sayılır. Özgü olup olmadığı çekişmeliyse, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılır; her iki cinse de özgü olduğu belirlenen şey ise takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığına veya torbasına konulan ekonomik değerli şeylerde de aynı ölçüt geçerlidir: Kadına ya da erkeğe özgü ise o cinse, her iki cinse özgü ise ortak kabul edilir.
Görüldüğü üzere yeni görüş, ziynetin tamamını kadına özgüleyen eski karineyi kaldırmakta; ancak bunun yerine tek bir "kime takıldıysa onun" kuralı değil, anlaşma ve örf-âdetin öncelendiği, kişiye özgülüğün ise ancak son sırada ve cinse özgülük süzgecinden geçirilerek uygulandığı kademeli bir sistem koymaktadır.
VI. "Kime Takıldıysa Onun" Söylemi Neden Eksik?
Kamuoyunda kararın "artık kime takıldıysa onun" biçiminde duyurulması, iki bakımdan eksiktir ve pratikte yanlış beklentiler yaratabilir.
Birincisi, kural kademelidir. "Kime takıldıysa onun" ölçütü, ancak taraflar arasında bir anlaşma ve ispatlanmış bir yerel örf-âdet bulunmadığında devreye girer. Örneğin, yörede "takılan tüm altınların geline ait olduğu" yönünde yerleşik bir âdet ispatlanırsa, kişiye özgülük kuralına hiç sıra gelmeden paylaşım o âdete göre yapılır.
İkincisi ve daha önemlisi, karşı cinse özgü takı istisnası vardır. "Kime takıldıysa onun" kuralı, cinse özgü olmayan (her iki cinsin de kullanabileceği) takılar için geçerlidir. Buna karşılık, niteliği gereği kadına özgü bir takı — örneğin bir bilezik ya da gelinlik seti — töre gereği damada takılmış olsa bile kadına ait sayılır; aynı şekilde yalnızca erkeğin kullanımına özgü bir eşya kadına takılsa dahi erkeğe ait kabul edilir. Dolayısıyla "damada ne takıldıysa damadın, geline ne takıldıysa gelinin" biçimindeki kaba genelleme, kararın en ayırt edici unsurunu — eşyanın kime takıldığına değil, kimin cinsine özgü olduğuna bakılması gerektiğini — atlamaktadır.
İncelenen karar da tam bu noktada ilk derece mahkemesinin hükmünü bozmuştur: Yerel mahkeme, taraflara takılan takıların "tümünü" kadına vermiş; Yargıtay ise erkeğe ve kadına takılan ziynetlerin ayrı ayrı belirlenmesini, bu ayrım yapılırken de cinse özgülük ölçütünün gözetilmesini istemiştir.
VII. İspat Yükü ve İspat Araçları
Yeni içtihadın terk ettiği, ziynetin aidiyetine ilişkin genel karinedir; ispat yükünün nasıl dağılacağı ise bugün de karinelerle belirlenir. Genel kural, ispat yükünün, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan lehine hak çıkaran tarafa ait olmasıdır (HMK m. 190). İncelenen kararın gerekçesinde de vurgulandığı gibi, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia edene düşer; ayrıca belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispatla yükümlüdür (TMK m. 222/1; aynı yönde m. 6).
Bu genel kurallar ziynet davasına şöyle yansır: Kadına özgü ziynetin olağan olarak kadın eşin himayesinde bulunacağı kabul edilir; dolayısıyla evden ayrılan kadının ziynetlerini yanında götürdüğü varsayılır. Bu durumda, ziynetin evde kaldığını ya da elinden alındığını, dahası dava konusu altınların varlığını ve bunların kendisinde olmadığını — kararın deyimiyle "şüpheye yer vermeyecek şekilde" — ispat yükü kadındadır. Yeni ilkenin doğal sonucu olarak, erkeğe özgü eşyalar bakımından aynı kabulün erkek eş için de geçerli olacağını söylemek gerekir. Buna karşılık kadın, şiddet görerek veya evi terk etmek zorunda bırakılarak ayrılmışsa, ziynetin evde kaldığı kabul edilir ve ispat yükü bu kez erkeğe geçer; benzer biçimde, ziynetin evlilik içinde koca tarafından bozdurulduğu ortaya konduğunda, bunun rıza ile ve iade edilmemek üzere verildiğini ispat yükü kocaya düşer.8 Öğretide, Yargıtay'ın bu sonuçlara "fiilî karineler" üzerinden ulaşmasının yöntem bakımından eleştirilebileceği; aynı sonuçların doğrudan ispat yükü kurallarıyla da elde edilebileceği isabetle savunulmaktadır.9
İspat araçları bakımından kritik bir ayrım vardır: Ziynetin varlığı ve akıbeti bir hukuki işlem değil, bir maddi vakıadır. Bu nedenle, senetle ispat zorunluluğuna ilişkin sınır (HMK m. 200) burada uygulanmaz ve iddia her türlü delille, özellikle düğün fotoğrafları ve video/kamera kayıtları ile tanık beyanlarıyla ispatlanabilir. İncelenen olayda da takıların cins, adet ve değeri, dosyaya sunulan düğün görüntüsü (CD) üzerinden bilirkişi incelemesiyle belirlenmiştir. Bu durum, yeni içtihat döneminde düğün kayıtlarının ne denli hayati bir delil hâline geldiğini göstermektedir.
VIII. İade Talebi, Faiz ve Taleple Bağlılık
Ziynet alacağı davasının kabulü için, öğretide isabetle belirtildiği üzere üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: iade talebinin bulunması, ziynetin varlığının ispatı ve ziynetin davacıda kalmadığının ispatı.10 Talep iki biçimde ileri sürülebilir. Ziynetin aynen iadesi isteniyorsa, dava esas itibarıyla mülkiyete dayanan bir istihkak (aynî) davası görünümündedir.11 Aynen iade mümkün değilse, bedelin tahsili talep edilir; incelenen olayda davacı da terditli olarak önce aynen iadeyi, mümkün olmazsa bedelin faiziyle tahsilini istemiştir.
Bedele hükmedildiğinde faiz de istenebilir; dilekçede aksi belirtilmemişse kural olarak dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilir ve ilişki ticari olmadığından ticari faiz işletilemez.12 Hâkim bu taleplerle bağlıdır; talep sonucundan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez, ancak duruma göre daha azına karar verebilir (HMK m. 26/1 — bu hüküm incelenen kararda da anılmıştır). Görevli mahkeme, kural olarak aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu sıfatla asliye hukuk mahkemesidir.13 Zamanaşımı bakımından ise ayrım gözetilir: Mülkiyete dayanan aynen iade talebi zamanaşımına tabi değilken, bedel talebi bakımından genel on yıllık zamanaşımı işler ve süre kural olarak boşanma kararının kesinleşmesinden başlar.14
IX. Kararın Değerlendirilmesi
Yeni içtihadın pratik sonucu, özellikle kadınlar bakımından açıktır: Artık "düğünde ne takıldıysa hepsi benimdir" biçimindeki genel bir karineye güvenmek mümkün değildir. Kadına özgü ziynet için lehte kabul (himayesinde bulunma) sürse de, karşı cinse özgü olmayan takılar bakımından herkes, kendisine takıldığını ve — talep hâlinde — bunların akıbetini ispatla yükümlüdür. Değişen, karinenin büsbütün ortadan kalkması değil türüdür: aidiyet karinesi terk edilmiş, himaye karinesi ise ispat yükünü dağıtmaya devam etmektedir; uyuşmazlığın kaderini artık bu yük karşısında ortaya konabilen somut deliller belirlemektedir.
Bu değişikliğin en somut ve herkese verilebilecek pratik öğüdü, düğün anına ilişkin delillerin korunmasıdır: Takıların takıldığı anları gösteren fotoğraf ve video kayıtları, kimin neyi taktığına ilişkin tanık bilgisi ve — mümkünse — takıların kime ait olacağına dair önceden yapılmış bir anlaşma, uyuşmazlık çıktığında belirleyici olacaktır. Zira artık mahkeme, boşlukları kadın lehine dolduran bir karineyle değil, tarafların önüne koyduğu somut delillerle karar vermektedir.
İçtihat değişikliği, bağışlayanın iradesine ve eşitlik ilkesine daha uygun olması bakımından öğretideki eleştirileri karşılayan, isabetli bir adımdır. Bununla birlikte, ölçütün uygulanabilirliği büyük ölçüde delil imkânlarına bağlıdır; düğün kaydı bulunmayan veya tanık temininde güçlük çekilen hâllerde, "kime takıldığının" ispatı çetin olabilir. Bu yönüyle yeni sistem, tarafları evliliğin en mutlu anında dahi ileriye dönük bir belgeleme disiplinine yöneltmektedir — hukukun, toplumsal gerçekliğin gerisinde kalmamak adına ödediği bir bedel olarak.
X. Sonuç
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, düğün ziynetinin tamamını kadına özgüleyen yerleşik görüşünü 4 Nisan 2024 tarihli ilke kararıyla terk etmiş; incelenen 9 Nisan 2026 tarihli güncel karar da bu yeni ilkeyi uygulayarak, taraflara takılan ziynetlerin ayrı ayrı ve cinse özgülük ölçütü gözetilerek belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Kamuoyundaki "kime takıldıysa onun" özeti, kuralın kademeli yapısını (anlaşma → örf-âdet → kişiye özgülük) ve karşı cinse özgü takı istisnasını gölgede bıraktığı için eksiktir. Yeni dönemde ziynetin tamamını kadına özgüleyen aidiyet karinesi geçerli değildir; ispat yükü, kadına özgü ziynetin kadın eşin himayesinde bulunduğu karinesinden hareketle dağılır ve belirleyici olan, tarafların düğün anına ve takıların akıbetine ilişkin ortaya koyabildiği somut delillerdir. Bu itibarla, düğün kayıtlarının ve tanık delillerinin korunması, ziynet uyuşmazlıklarında en pratik ve en etkili tedbir olarak öne çıkmaktadır.
Bu çalışma genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş ya da avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlığınız için bir avukata danışınız.
Dipnotlar
- Ziynet eşyasına ilişkin mevzuatımızda doğrudan bir düzenleme yer almadığı yönünde bkz. Emrah Kulaklı, "Ziynet Eşyasına İlişkin Sorunların Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirilmesi", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 25, S. 1, 2019, s. 262. ↩
- Ziynetin eşya ve kişisel mal niteliği ile kişisel mal sayılmada kullanım amacının esas alınması hakkında bkz. Mehmet Akçaal, "Düğünde Takılan Ziynet Eşyasının İadesi", Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XIV, S. 2, 2019, s. 268 vd. ↩
- Düğünde takılan ziynetin ilgili eşe karşılıksız kazandırma (bağış) niteliğinde verilmiş sayılması hakkında bkz. Kulaklı, a.g.m., s. 264; Duygu Koçak Diker / Elvan Bağ Canbaz, "Güncel Yargıtay Kararları Işığında Eşlere Verilen Ziynet Eşyası Üzerindeki Hak Sahipliği", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 178, 2025, s. 165 vd. ↩
- Ziynetin (nukût) hibe mi yoksa ödünç mü olduğu tartışmasının mukayeseli ve tarihsel arka planı için bkz. Mahsum Aslan, "İslam Hukukunda Nukût'un (Düğünlerde Takılan Takılar) Niteliği: Hibe mi, Borç mu?", Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 1, 2023, s. 184 vd. ↩
- Eski yerleşik görüş için bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/3-1040, K. 2020/240, T. 04.03.2020. Aynı yöndeki kararlara ilişkin değerlendirme için ayrıca bkz. Koçak Diker / Bağ Canbaz, a.g.m., s. 165. ↩
- Tüm ziyneti ayrım yapmaksızın kadına özgüleyen görüşün eleştirisi için bkz. Kulaklı, a.g.m., s. 265-266; Koçak Diker / Bağ Canbaz, a.g.m., s. 165 vd. ↩
- İçtihat değişikliğine ilişkin dönüm kararı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5704, K. 2024/2402, T. 04.04.2024. Kararın kapsamlı akademik değerlendirmesi ve Dairenin görüş değiştirdiği tarihin 04.04.2024 olduğu yönünde bkz. Koçak Diker / Bağ Canbaz, a.g.m., s. 165 vd. ↩
- Kadına özgü ziynetin evden ayrılırken götürülmüş sayılacağı, buna karşılık kadının şiddet görerek/evi terk etmek zorunda bırakılarak ayrıldığı ya da ziynetin koca tarafından bozdurulduğu hâllerinde ispat yükünün yer değiştireceği hakkında bkz. Vildan Peksöz, "Ziynet Eşyalarının İadesi Davasında İspat Yükü", İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 79, S. 1, 2021, s. 193, 198. Bu yönde ayrıca bkz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/146, K. 2020/1083, T. 13.02.2020 (Peksöz, a.g.m., s. 198'den naklen). ↩
- Yargıtay'ın ispat yükünü "fiilî karineler" üzerinden belirlemesinin yöntem bakımından eleştirisi için bkz. Peksöz, a.g.m., s. 193 vd. ↩
- Ziynet alacağı davasının kabulü için gereken üç şart hakkında bkz. Akçaal, a.g.m., s. 281. ↩
- Aynen iade talebinin mülkiyete dayalı istihkak (aynî) davası niteliği (TMK m. 683/2) hakkında bkz. Akçaal, a.g.m., s. 281, 285. ↩
- Faizin dava tarihinden itibaren işleyeceği ve ticari faizin işletilemeyeceği hakkında bkz. Akçaal, a.g.m., s. 294. ↩
- Görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğu (4787 sayılı Kanun m. 4) hakkında bkz. Akçaal, a.g.m., s. 285. ↩
- Aynen iade talebinin zamanaşımına tabi olmadığı, bedel talebinin ise genel on yıllık zamanaşımına tabi olduğu hakkında bkz. Akçaal, a.g.m., s. 293. ↩
Kaynakça
Öğreti
- AKÇAAL, Mehmet; "Düğünde Takılan Ziynet Eşyasının İadesi", Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XIV, S. 2, 2019, s. 265-301. Erişim: dergipark.org.tr/tr/pub/eruhfd/issue/50231/647810
- ASLAN, Mahsum; "İslam Hukukunda Nukût'un (Düğünlerde Takılan Takılar) Niteliği: Hibe mi, Borç mu?", Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 1, 2023, s. 184-205. Erişim: dergipark.org.tr/tr/pub/kuifd/issue/79851/1323289
- KOÇAK DİKER, Duygu / BAĞ CANBAZ, Elvan; "Güncel Yargıtay Kararları Işığında Eşlere Verilen Ziynet Eşyası Üzerindeki Hak Sahipliği", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 178, 2025, s. 165-202. Erişim: tbbdergisi.barobirlik.org.tr
- KULAKLI, Emrah; "Ziynet Eşyasına İlişkin Sorunların Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirilmesi", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 25, S. 1, 2019, s. 262-276. DOI: 10.33433/maruhad.583697. Erişim: dergipark.org.tr/tr/pub/maruhad/issue/46464/583697
- PEKSÖZ, Vildan; "Ziynet Eşyalarının İadesi Davasında İspat Yükü", İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 79, S. 1, 2021, s. 193-209. DOI: 10.26650/mecmua.2021.79.1.0005. Erişim: dergipark.org.tr/tr/pub/ihm/issue/62018/928329
- DURAL, Mustafa / ÖĞÜZ, Tufan / GÜMÜŞ, Mustafa Alper; Türk Özel Hukuku, Cilt III — Aile Hukuku (incelenen kararda s. 218'e atıfla anılmıştır).
Yargı Kararları
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/8772, K. 2026/3891, T. 09.04.2026 (incelenen karar; tam metni aşağıdadır).
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5704, K. 2024/2402, T. 04.04.2024 (içtihat değişikliğine ilişkin dönüm kararı).
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/3-1040, K. 2020/240, T. 04.03.2020 (eski yerleşik görüş).
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/146, K. 2020/1083, T. 13.02.2020 (Peksöz, a.g.m., s. 198'den naklen).
Yargıtay kararlarına, esas ve karar numaralarıyla karararama.yargitay.gov.tr üzerinden ulaşılabilir.
Mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 6, m. 220, m. 222, m. 683.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 26, m. 190, m. 200.
- 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, m. 4.
İncelenen Kararın Tam Metni
Aşağıdaki metin, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2025/8772, K. 2026/3891 sayılı ve 09.04.2026 tarihli kararının resmî metni olup hiçbir değişiklik yapılmadan, olduğu gibi yayımlanmıştır.
2. Hukuk Dairesi
2025/8772 E. , 2026/3891 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı vekili tarafından davanın kabul edilen kısmı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davalı erkeğin aşağıdaki bentler kapsamı dışındaki temyiz itirazları yersizdir.
2.Kişisel mallar yerine geçen değerler.” Kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218)." düzenlemesi yer almaktadır.
Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönünde idi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir.
Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 inci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.
Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı kadın düğünde takılan takıların tamamının erkeğin babasının iş yerindeki kasasına konulduğunu, bu altınların bir kısmı ile erkeğin babasına evlilik öncesi olan borcunu ödediğini, bir kısmı ile kadının kullanması için araç alındığını ancak aracın erkeğin babası üzerine kayıtlı olarak alındığını, kadının boşanma davası açıldığında gelen ihtar üzerine bu aracı erkeğin babasına teslim ettiğini, kalan ziynet eşyaları ile de erkek adına araç alındığını iddia ederek takıların ve paranın aynen iadesini, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedelinin faiziyle tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise süresinde sunduğu cevap dilekçesi ile ziynet eşyalarının çoğunluğunun erkeğe takıldığını, erkeğin kişisel malı sayılması gerektiğini, erkeğin babası adına kayıtlı aracın ziynetlerle alınmadığını, altınların kadının uhdesinde olduğunu savunmuştur. Davacı kadının ziynetlerin varlığının ispatı için dosyaya ibraz ettiği CD'nin yapılan incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda "taraflara" takılan tüm takıların cins ve adetleri ile değerleri belirlenmiş, davacı kadın tarafından talep edilen ziynetler ve para üzerinden eksik harç tamamlanmıştır. Mahkemece, davacı kadın tarafından talep edilen ziynet eşyaları ve para yönünden sadece bir teklik altının bilirkişi raporunda varlığı tespit edilemediği gerekçesiyle bu teklik altın dışında kalan bütün (kadın ve erkeğe takılan) ziynetlerin ve paranın kadına iadesine karar verilmiştir. Ancak yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere taraflara takılan takıların "tümünün" kadına ait olduğu kabulü ile hüküm verilmesi hatalıdır. Davalı erkeğin cevap dilekçesi uyarınca erkeğe ve kadına takılan ziynetlerin ayrı ayrı belirlenmesi, gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi de yaptırılarak Dairemiz görüşü de dikkate alınmak suretiyle yeniden hüküm verilmesi gerektiğinden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıdaki paragraflarda açılandığı üzere ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Boşanmada düğün takıları kime ait olur?
Damada takılan altınlar kimin olur?
Ziynet alacağı davasında ispat yükü kimdedir, nasıl ispatlanır?
Ziynet aynen mi iade edilir, bedeli mi?
Ziynet alacağı davası hangi mahkemede açılır, zamanaşımı var mıdır?
Yazar
Av. Oğuzhan Çelik
İstanbul Barosu — Sicil No: 53725
ORCID iD: 0009-0003-3018-5720
Yayın: 26 Temmuz 2026
2015'ten bu yana hukuk alanında; İstanbul merkezli avukatlık ve hukuki danışmanlık. Hakkımda →