Ceza Hukuku·Av. Oğuzhan Çelik
Soruşturmanın Başlatılmasında Eşik Sorunu: Başlangıç Şüphesi, Ön Soruşturma ve Şüphe Derecelerinin Denetlenebilirliği
Bir ceza soruşturması hangi anda ve hangi asgari şüpheyle başlatılabilir?
- Soruşturma; soyut bir tahmin, dedikodu ya da tek başına bir ihbarla değil, suç işlendiğine dair somut olgulara dayanan bir "başlangıç (basit) şüphesi" bulunduğunda başlatılabilir.
- Kanun şüpheyi kademelendirir: basit şüphe soruşturma açar, makul şüphe aramaya, kuvvetli şüphe tutuklama ve iddianameye, yeterli şüphe ise kamu davasının açılmasına ölçüttür.
- Asıl sorun kavram çokluğu değil, gerekçe ve denetlenebilirlik eksikliğidir: şüphenin dayandığı olgularla şüphe arasındaki bağın, dosyayı inceleyen üçüncü bir kişi tarafından yeniden kurulabilmesi gerekir.
Öz
Ceza soruşturmasının hangi anda ve hangi asgari dayanakla başlatılabileceği, teknik bir usul ayrıntısı değil, doğrudan bir hukuk devleti sorunudur; zira soruşturmanın açılması kişiyi devletin ceza iddiası karşısında konumlandırmakta ve temel haklara yönelik müdahalelerin kapısını aralamaktadır. Çalışma, Türk ceza muhakemesinde soruşturmanın başlatılması eşiğini; mevzuat çözümlemesi, öğreti, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ve mukayeseli hukuk, özellikle Alman hukukundaki başlangıç şüphesi ve ön soruşturma tartışması birlikte kullanılarak incelemektedir. Sırasıyla şüphe–tahmin–kanaat ayrımı, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki şüphe derecelerinin dağınık pozitif tablosu ve terminoloji karmaşası, basit (başlangıç) şüphesinin somut olgulara dayanma zorunluluğu, tek başına hukuka uygun bir davranışın şüpheye temel yapılıp yapılamayacağı, başlangıç şüphesi öncesi alan olarak ön soruşturma ve proaktif faaliyetler, makul, kuvvetli ve yeterli şüphe eşikleri ile bunların uygulamada birbirine karışması, şüphe yoğunluğunun ölçülülük ve lekelenmeme hakkıyla ilişkisi, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 158/6 uyarınca soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı ve şüphe değerlendirmesinin yargısal denetimi ele alınmaktadır. Ulaşılan sonuç şudur: Türk hukukunda şüphe dereceleri arasındaki kademelenme normatif olarak kurulmuş, fakat ölçütleri objektifleştirilmediği için denetlenebilirliği sağlanamamıştır. Sorunun kaynağı kavram çokluğundan çok gerekçe denetimi eksikliğidir. Bu nedenle çalışmada, olgusal asgari içerik, yoğunluk ve kayıt katmanlarından oluşan üç aşamalı bir ölçüt ile soruşturmanın açılışında düzenlenecek bir "başlangıç şüphesi tutanağı" önerilmekte; nihai ölçüt olarak, şüphenin dayandığı somut olgular ile şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü bir kişi tarafından yeniden kurulabilmesi savunulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Ceza Muhakemesi Hukuku, Soruşturma Evresi, Şüphe Dereceleri, Başlangıç Şüphesi, Ön Soruşturma, Lekelenmeme Hakkı, Gerekçe Denetimi, Denetlenebilirlik.
I. Giriş
Ceza muhakemesi, geçmişte kaldığı ileri sürülen bir olayın delillerle aydınlatılmasına yönelik bir faaliyettir; ancak bu faaliyetin kendisi, henüz hiçbir şey ispatlanmadan kişinin hukuk alanına ağır biçimde dokunur. Bu nedenle asıl mesele, muhakemenin nasıl yürütüleceğinden önce, hangi anda ve hangi asgari dayanakla harekete geçirilebileceğidir. Öğretide isabetle vurgulandığı üzere, suç şüphesi tek başına ne şüpheli statüsü kurar ne de kendiliğinden bir soruşturmanın açılmasını zorunlu kılar; adli makamların işleme geçebilmesi belirli bir şüphe yoğunluğunun aşılmasına bağlıdır.1 Bir başka anlatımla, "[b]ir kişinin cezalandırılabilir bir fiil işlediğine dayanan şüphe, her suçlamanın 'bağlantı noktasını' oluşturur."2
Bu bağlantı noktasının nerede kurulacağı teknik bir usul ayrıntısı değil, doğrudan hukuk devleti sorunudur. Soruşturmanın başlatılması, kişiyi "şüpheli" sıfatıyla devletin ceza iddiası karşısında konumlandırır; kayıt, ifade, gözaltı, arama ve elkoyma gibi işlemlerin kapısını açar. Eşiğin belirsiz bırakılması, her ihbarın kendiliğinden soruşturmaya dönüşmesi sonucunu doğurur ki bu, hukuki güvenlik ve hukuk devleti güvencelerini aşındırır.3 Nitekim başlangıç şüphesi eşiği aşılmadan kişiye şüpheli sıfatının verilemeyeceği kabul edilmektedir.4 Buna karşılık eşiğin fiilen çok yükseğe çekilmesi de savunulabilir değildir: soruşturma mecburiyeti ilkesi (CMK m. 160/1) ve etkili soruşturma yükümlülüğü, ciddi iddiaların kapıda elenmesine izin vermez. Sorun, bu iki riskin arasında denetlenebilir bir ölçüt kurulup kurulamayacağıdır.
Türk pozitif hukuku bu ölçütü açık biçimde tanımlamış değildir. CMK m. 160/1, savcının "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli" öğrenmesinden söz eder; öğretide bu ifadenin basit (başlangıç) şüphe derecesini karşıladığı, şüphenin soyut değil somut olgulara dayanması gerektiği belirtilmektedir.5 Ne var ki "izlenim" sözcüğü, Alman Ceza Muhakemesi Kanunu'nun §152/2 hükmündeki "yeterli fiili dayanak noktaları" (zureichende tatsächliche Anhaltspunkte) ölçütünün sağladığı normatif tutamağı vermez; sorunun asıl kaynağının başlangıç şüphesinin kanunda açık ve doğru biçimde tanımlanmamış olması olduğu yönündeki tespit isabetlidir.6 2017'de CMK m. 158/6'ya eklenen soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı bu boşluğu kısmen kapatmışsa da, kanun koyucu eşiği tanımlamak yerine yalnızca eşiğin altındaki başvurular için bir sonuç öngörmüştür.7 Uygulamanın hacmi sorunun büyüklüğünü göstermektedir: 2020 yılında açılan yaklaşık 7,4 milyon soruşturma dosyasının 4,1 milyondan fazlasında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.8
Eşiğin hukuki niteliği konusunda öğretide iki eğilim ayırt edilebilir. Alman öğretisinde baskın görüş, başlangıç şüphesinin varlığının bir takdir (uygunluk) meselesi olmadığı, soruşturma makamına yalnızca dar bir değerlendirme marjı tanındığı ve bu marjın soyut ya da keyfî biçimde kullanılamayacağı yönündedir.9 Buna karşılık uygulamada sıkça karşılaşılan yaklaşım, "araştırılsın da görülsün" mantığıyla eşiği fiilen sıfırlamakta, şüphenin varlığını soruşturmanın sonucuna havale etmektedir. Kanaatimizce ilk görüş isabetlidir: şüphenin varlığı, soruşturmanın çıktısıyla değil girdisiyle ölçülmesi gereken bir hukuki nitelendirmedir; aksi hâlde soruşturma, kendi meşruiyetini kendisi üreten döngüsel bir işleme dönüşür. Nitekim delil toplanmadan ve deliller fiille ilişkilendirilmeden yürütülen işlemlerin kişinin adil yargılanma ve lekelenmeme hakkını ihlal edeceği de savunulmaktadır.10
Bu çalışmanın savı şudur: Türk hukukunda şüphe dereceleri arasındaki kademelenme normatif olarak kurulmuş, fakat ölçütleri objektifleştirilmediği için denetlenebilirliği sağlanamamıştır. Şüphe derecelerinin objektif kriterleri bulunmadığı ve uygulamada suçun ciddiyeti ile kamuoyu baskısı gibi dış etkenlerin belirleyici olabildiği yönündeki eleştiri, sorunun kanun boşluğundan çok gerekçe denetimi eksikliğinden kaynaklandığını göstermektedir.11 Buna göre, ölçüt olarak önerilecek olan, şüphenin kaynağındaki somut olguların gösterilebilmesi ve bu olgularla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü bir kişi tarafından kurulabilmesidir.12 Yargı kararlarında da savcının, suç şüphesini öğrenir öğrenmez işin gerçeğini araştırmakla yükümlü olduğu, delillerle desteklenmeyen soyut değerlendirmelerin ise iddianameye esas alınamayacağı vurgulanmaktadır.13
Çalışmanın kapsamı, soruşturmanın başlatılması eşiği ile sınırlıdır; kovuşturma evresine ilişkin ispat sorunları inceleme dışındadır. Yöntem olarak, normatif çözümleme ile mukayeseli hukuk (özellikle Alman öğretisindeki Anfangsverdacht ve Vorermittlungen tartışması) ve AİHM içtihadı birlikte kullanılacak; Yargıtay kararları eşiğin uygulamadaki karşılığını sınamak için değerlendirilecektir. İzleyen bölümlerde önce şüphe kavramı ve pozitif dayanakları ele alınacak, ardından basit şüphenin somut olgulara dayanma zorunluluğu, hukuka uygun davranışın şüpheye temel olup olamayacağı ve başlangıç şüphesi öncesi alan olarak ön soruşturma tartışılacak; makul, kuvvetli ve yeterli şüphe eşikleri ile bunların birbirine karışması, ölçülülük ve lekelenmeme hakkıyla ilişkisi ile yargısal denetimi incelendikten sonra, aşağıda XV. bölümde objektif bir ölçüt önerisi geliştirilecektir.
II. Şüphe Kavramı: Tahmin, Kanaat ve Şüphe Ayrımı
A. Şüphenin Bilgi Kuramsal Niteliği
Ceza muhakemesi, geçmişte kalmış ve doğrudan gözlemlenemeyen bir olayın bugünkü delil araçları üzerinden yeniden kurulmasına dayanır. Bu yeniden kurma faaliyetinin başlangıç noktası kesinlik değil, kesinliğe henüz ulaşılmamış olma hâli, yani şüphedir; suç şüphesi her ceza isnadının "bağlantı noktası"nı oluşturur.14 Bilgi kuramsal açıdan şüphe, bir önermenin doğruluğuna ilişkin olasılık yargısının ne doğrulama ne de yanlışlamayla kapanmadığı ara bölgeyi ifade eder. Bu ara bölgede muhakeme makamının konumu, olasılığın yoğunluğuna göre kademelenir; muhakemenin harekete geçmesi ve belirli işlemlerin yapılabilmesi, şüphenin belirli bir yoğunluk eşiğine ulaşmasına bağlıdır.15
Bu noktada üç zihin hâlinin birbirinden ayrılması zorunludur. Tahmin, herhangi bir olgusal dayanağa bağlanmaksızın kurulan öznel bir öngörüdür; kaynağı deneyim, sezgi veya beklentidir. Şüphe, olgusal bir çekirdeğe — somut bir olaya, ize, beyana — dayanan ve bu çekirdekten hareketle bir suçun işlenmiş olabileceği sonucuna imkân veren olasılık yargısıdır. Kanaat ise şüphenin karşı kutbudur: toplanan delillerin değerlendirilmesi sonucunda ulaşılan, artık makul kuşkuya yer bırakmayan yargısal hükümdür. Öğretide isabetle vurgulandığı üzere, somut vakıaya dayanmayan soyut tahminler, hipotezler ve varsayımlar ceza muhakemesi anlamında şüpheye vücut vermez; bu nedenle savcı soyut ihbarların tamamını araştırmakla yükümlü değildir.16 Aynı doğrultuda başlangıç şüphesinin, kriminal tecrübeye dayanan ve somut olgularla desteklenen bir şüphe olması gerektiği kabul edilmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kabul, söylentiyi topyekûn dışlamaz: öğretide tamamen asılsız olmayan bir söylentinin veya tek taraflı iddiaların da, somut esaslara dayandıkları ölçüde eşiği karşılayabileceği ifade edilmektedir. Eşiğin dışında bırakılan, olaylara dayanmayan tahmin ile aslı olmayan duyumdur.17 Nitekim "[ç]erçevesi çizilmemiş, sınırlandırılmamış, tamamen genel nitelikte bildirimler başlangıç şüphesi oluşturmayacaktır."18
Ayrımın pratik değeri, şüphenin denetlenebilirliğinde yatar. Tahmin denetlenemez; çünkü dışsallaştırılabilir bir dayanağı yoktur. Şüphe ise dayanağını gösterebildiği ölçüde denetlenebilir. Zafer ve Yavuz'un vurguladığı gibi, soruşturmanın başlatılması için "[d]elillendirilebilen, yani ispat edilebilen [...] yan olay veya olayların varlığı" aranır; buna karşılık "[d]elillendirilmeyen olaylara dayanılarak oluşturulan şüphe soyut bir varsayımdan ibarettir". Delillendirilebilir olgu ile salt varsayım arasındaki bu fark, soruşturmanın meşruiyet zeminini belirler.19 Koruma tedbirleri bakımından da aynı ölçüt geçerlidir: kişinin atılı suçu işlediğine yönelik "tahminsel veya varsayımsal kriterle" karar verilmesi kabul edilemez.20 Buna karşılık şüphenin somut olguya dayanması, savcıya sınırsız bir takdir yetkisi tanındığı anlamına gelmez; baskın görüşe göre burada bir takdir yetkisi değil, keyfîliğe kapalı bir değerlendirme marjı söz konusudur.21
B. Suç Şüphesi ile Şüpheli Sıfatının Ayrılması
Kavramsal karışıklığın en verimsiz sonuçlarından biri, suç şüphesi ile şüpheli sıfatının özdeşleştirilmesidir. Oysa "[s]uç şüphesi tek başına şüpheli statüsünü tesis etmediği gibi, otomatik olarak bir ceza soruşturması başlatılmasını da gerektirmez."22 Suç şüphesi öncelikle fiile yönelir; kişiye yönelmesi ise ayrı ve ek bir isnat ilişkisini gerektirir. Bu nedenle başlangıç şüphesi eşiği aşılmadan kişiye şüpheli sıfatı verilemez.23 CMK m. 2/1-a'daki tanım da şüpheliliği, soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiye bağlayarak bu bağlantıyı örtük biçimde kurar. Öğretide bugün, kişinin şüpheli olarak işlem görebilmesi için somut bir isnadın varlığının arandığı, aksi hâlde yapılan muhakeme işlemlerinin lekelenmeme hakkını ihlal edeceği kabul edilmektedir.24 Nitekim CMK m. 158/6 uyarınca soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilen hâllerde ilgili kişiye şüpheli sıfatı verilemez; bu kişi, hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan kişi konumunda kalır.25
Şüphe ile kanaat arasındaki mesafe, ispat hukukunun temel kuralını da açıklar: şüpheden sanık yararlanır ilkesi bir ispat kuralıdır ve ancak tüm deliller toplandıktan sonra kalan maddi meseleye ilişkin duraksamalarda işler; soruşturma evresi ise vicdani kanaat evresi olmayıp maddi ve objektif bir olasılık değerlendirmesi evresidir.26 Bu ayrımın gözden kaçırılması, uygulamada iki yönlü hataya yol açmaktadır: bir yandan somut bir esasa bağlanmayan duyum ve istihbari bilgi yeterli görülerek işlem yapılabilmekte,27 diğer yandan somut delille desteklenmeyen anlatımlardan doğrudan kanaate sıçranmaktadır. Yargıtay'ın, hiçbir somut delille desteklenmeyen gizli tanık beyanı ve yalnızca sempatiyi gösterebilecek nitelikteki dijital materyallerle "ne şekilde yeterli şüpheye varıldığı"nın anlaşılamadığını belirten kararı, kanaate zamansız sıçramanın denetimde nasıl karşılık bulduğunu göstermesi bakımından öğreticidir.28
Kanaatimizce bu üçlü ayrım, aşağıda III. ve IV. bölümlerde ele alınacağı üzere pozitif düzenlemedeki terminoloji karmaşasının da anahtarıdır. Zira şüphe derecelerinin objektif ölçütleri bulunmadığı ölçüde, tek denetlenebilir güvence "şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor" olmasıdır.29 Şüpheyi tahminden ayıran şey yoğunluğu değil, dayanağının dosyadan okunabilirliğidir; kanaatten ayıran ise, henüz kapanmamış olmasıdır.
III. Türk Hukukunda Şüphe Derecelerinin Pozitif Dayanakları ve Terminoloji Karmaşası
A. Dağınık ve Kademesiz Bir Pozitif Tablo
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, şüphe derecelerini tanımlayan genel bir hüküm içermez; her muhakeme işlemi ya da koruma tedbiri, kendi eşiğini kendi lafzıyla kurar. Bu nedenle Türk hukukunda şüphe dereceleri, kanunun sistematiğinden değil, dağınık hükümlerin öğreti tarafından yapılan tasnifinden çıkarılmaktadır.30
Soruşturmanın başlangıç eşiği CMK m. 160/1'de "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâl" biçiminde ifade edilmiştir. Kanun burada "basit şüphe" veya "başlangıç şüphesi" terimini hiç kullanmaz; bu adlandırma tümüyle doktrinden gelir ve söz konusu ifadenin, ceza muhakemesinde aranan en zayıf şüphe yoğunluğunu karşıladığı kabul edilir.31 Kanun koyucu CMK m. 158/6'da ise eşiği olumlu biçimde tanımlamak yerine olumsuz bir formüle başvurmuş, "soyut ve genel nitelikteki" ihbar ve şikâyetleri dışlamakla yetinmiştir.32 Bu dışlayıcı teknik, alt sınırı ancak dolaylı biçimde belirlediği için, hangi ihbarın "somut" sayılacağı sorusunu bütünüyle uygulamaya bırakmaktadır.33
Arama bakımından CMK m. 116 "makul şüphe" ölçütünü öngörür. Ne var ki bu eşik istikrarlı değildir: hüküm 6526 sayılı Kanun'la (RG 6.3.2014, S. 28933 mükerrer) "somut delillere dayalı kuvvetli şüphe"ye yükseltilmiş, kısa bir süre sonra 6638 sayılı Kanun'la (RG 4.4.2015, S. 29316) yeniden "makul şüphe"ye döndürülmüştür. Dahası, makul şüphenin tanımı kanunda değil, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 6'da yer almaktadır. Temel hak sınırlamasının yoğunluk eşiğinin idarî düzenleyici işlemde tanımlanması, AY m. 13'teki kanunîlik güvencesiyle bağdaşmadığı gibi, eşiği yasama tekniği içinde "ayarlanabilir" bir değişkene dönüştürmektedir.
Kuvvetli şüphe bakımından da tek bir dil yoktur. CMK m. 100/1 tutuklama için "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin" bulunmasını ararken — hüküm 6459 sayılı Kanun'la "olgular" yerine "somut deliller" ölçütünü benimsemiştir —, CMK m. 139 gizli soruşturmacı görevlendirilmesinde "somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin" varlığını aramaktadır. Aynı derece, kâh "olgu", kâh "somut delil", kâh "şüphe sebebi" sözcükleriyle anlatılmakta; buna karşılık CMK m. 91/2'de gözaltı için "kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı" denilerek yoğunluk sıfatı hiç kullanılmamaktadır. Nihayet CMK m. 170/2 iddianame için "yeterli şüphe"yi arar; öğretide isabetle belirtildiği üzere bu kavram "yeterli delil"den geniştir ve yeterli şüpheye delil dışında emare ve olgulardan da ulaşılabilir.34
B. Terminoloji Karmaşasının Kaynakları ve Sonuçları
Karmaşanın ilk kaynağı melez iktibastır. CMK büyük ölçüde Alman CMK'yı izlemiş, şüphe dereceleri de Alman öğretisinden devralınmıştır;35 buna karşılık Alman hukukunda karşılığı bulunmayan "makul şüphe" kategorisi, Anglo-Amerikan kökenli bir kavram olarak arama rejimine yerleştirilmiştir.36 İkinci kaynak çeviridir: AİHS m. 5/1-c'deki "reasonable suspicion" Türkçeye çoğunlukla "makul şüphe" olarak aktarılmakta, oysa Sözleşme organlarının aradığı yoğunluk Alman öğretisindeki yeterli/kuvvetli şüpheye daha yakındır.37 Böylece iç hukukta aramaya özgü, göreli olarak düşük bir eşiği anlatan sözcük ile Sözleşme'nin özgürlükten yoksun bırakma eşiğini anlatan sözcük özdeşleşmekte; kavramsal bir yanılsama doğmaktadır.38 Bu ilişki aşağıda VII. bölümde ayrıca ele alınacaktır.
Terim tutarsızlığının üç somut sonucu vardır. İlkin, derecelerin doğrusal bir merdiven oluşturduğu varsayımı zayıflar; nitekim yeterli şüphe ile kuvvetli şüphe arasında zorunlu bir kademelenme bulunmadığı, ikisinin nitelik itibarıyla farklı olduğu savunulmaktadır.39 İkincisi, kanunda karşılığı olmayan ara derecelerin yönetmelik ve içtihat yoluyla üretilmesidir: Yargıtay, kolluğun durdurma yetkisi bağlamında Yönetmelik'in "umma derecesinde makul şüphe" ölçütüne dayanmaktadır.40 Üçüncüsü ve en önemlisi, denetimin biçimselleşmesidir. Arama kararında hangi somut olgunun makul şüpheyi doğurduğunun gösterilmemesi41 ya da iddianamede yeterli şüpheye ne şekilde ulaşıldığının anlaşılamaması42 hâlinde denetim, kanun sözcüğünün kararda tekrarlanmasına indirgenmektedir. Bu, tutuklama kararlarında yerleşik hâle gelen basmakalıp gerekçe sorununun43 şüphe eşikleri düzeyindeki kaynağıdır.
Öğretide, esnek terimlerin savcıya ve hâkime zorunlu bir değerlendirme marjı tanıdığı, kazuistik tanımların uygulamayı katılaştıracağı da savunulmaktadır. Kanaatimizce bu itiraz kısmen haklıdır; ancak sorun terimlerin esnekliği değil, ölçütsüzlüğüdür. Değerlendirme marjı soyut ve keyfî olamaz;44 belirleyici olan, şüphenin dayandığı sabit olguların gösterilebilmesi ve olgu ile şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü bir kişi tarafından kurulabilmesidir.45 Terim birliği sağlanmadıkça bu denetlenebilirlik ölçütünün işletilmesi güçtür; bu nedenle aşağıda XV. bölümde objektif bir ölçüt önerisi geliştirilecektir.
IV. Basit (Başlangıç) Şüphe: Somut Olgulara Dayanma Zorunluluğu
A. Kavramın İçeriği ve Yoğunluğu
Ceza muhakemesinin harekete geçebilmesi için aranan ilk ve en düşük yoğunluktaki şüphe derecesi, öğretide basit şüphe ya da başlangıç şüphesi (Anfangsverdacht) olarak adlandırılır. Pozitif dayanağı, Cumhuriyet savcısının "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli" öğrenmesine bağlanan soruşturma yükümlülüğüdür (CMK m. 160/1). Öğretide bu ifadenin karşıladığı derecenin basit (başlangıç) şüphe olduğu ve bu şüphenin soyut değil somut olgulara dayanması gerektiği kabul edilmektedir.46 Başlangıç şüphesi, şüphe dereceleri arasında en zayıf olanıdır; mahkûmiyet için aranan "ispat edilmiş olma" ölçütünden çok daha hafif bir eşiği ifade eder.47 Nitekim bu eşik, kriminal tecrübeye dayanarak kovuşturulabilir bir suçun işlenmiş olmasını mümkün gösteren somut olguların varlığıyla yetinir; suçun işlendiği konusunda düşük bir olasılık dahi yeterli sayılır. Bu nedenle öğretide, tamamen asılsız olmayan bir söylentinin, belirtinin ya da tek taraflı iddiaların da — somut esaslara dayandıkları ölçüde — başlangıç şüphesini karşılayabileceği belirtilmektedir. Eşiğin dışında kalan, somut olay ve olgulara dayanmayan tahmin, iddia ve varsayımlar ile aslı olmayan duyumlardır.48
Alman hukukunda ölçüt daha nesnel biçimde formüle edilmiştir: StPO § 152/2, savcıyı ancak "yeterli fiili dayanak noktaları"nın (zureichende tatsächliche Anhaltspunkte) bulunması hâlinde harekete geçmekle yükümlü kılar; § 160 ise araştırma yükümlülüğünü buna bağlar. Türk hukukunda CMK m. 160'ın "izlenim" sözcüğüyle yetinmesi, karşılaştırmalı olarak daha belirsiz ve öznelliğe açık bir düzenlemedir.49
B. Somut Olgu Zorunluluğu ve Değerlendirme Marjı
Başlangıç şüphesinin çekirdeğini, şüphenin dayandığı olguların gösterilebilir olması oluşturur. Zafer ve Yavuz'un isabetle vurguladığı üzere, soruşturma başlatılabilmesi için delillendirilebilen, yani ispat edilebilen yan olayların varlığı aranır; buna karşılık "[d]elillendirilmeyen olaylara dayanılarak oluşturulan şüphe soyut bir varsayımdan ibarettir" ve soruşturma başlatmaya elverişli değildir.50 Aynı yönde Birtek de, somut vakıaya dayanmayan tahmin, hipotez ve varsayımların ceza muhakemesi anlamında şüpheye vücut vermeyeceğini; savcının soyut ihbarların tamamını araştırmakla yükümlü tutulamayacağını belirtmektedir.51
Buna karşılık somut olgu zorunluluğu, savcıya bir "takdir yetkisi" tanındığı anlamına gelmez. Alman öğretisinde baskın görüş, başlangıç şüphesinin varlığının değerlendirilmesinde soruşturma makamının takdir yetkisi bulunmadığını, yalnızca sınırlı bir değerlendirme serbestisine (marj) sahip olduğunu ve bu serbestinin soyut ya da keyfî biçimde kullanılamayacağını kabul eder.52 Kanaatimizce bu ayrım, soruşturma mecburiyeti ilkesiyle lekelenmeme hakkı arasındaki dengeyi kuran anahtardır: savcı, eşiğin aşılıp aşılmadığını değerlendirirken serbesttir; fakat eşik aşıldığında soruşturmayı başlatıp başlatmamakta serbest değildir. Ayrıca başlangıç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmiş olması aranmaz; fail belirsizse soruşturma bilinmeyen kişiye karşı yürütülür.53 Buna karşılık, eşik aşılmadan hiç kimseye şüpheli sıfatı verilemez.54
C. Soyut ve Genel Nitelikli İhbarın Yetersizliği
Somut olgu zorunluluğunun pratikteki en görünür sonucu, soyut ve genel nitelikli ihbar ve şikâyetlerin soruşturma başlatmaya elverişli sayılmamasıdır. Şenol'a göre bu nitelik, bildirimin fail, yer, zaman ve konu gibi somutlaştırıcı unsurlardan yoksun kalarak varsayımsal iddia olmaktan çıkamamasını ifade eder; bildirim somut olgulara dayanan bilgi içerdiği anda ise soruşturma başlatılmalıdır.55 Akbulut da "[ç]erçevesi çizilmemiş, sınırlandırılmamış, tamamen genel nitelikte bildirimler başlangıç şüphesi oluşturmayacaktır" demekte ve "Konya'da biri öldürülecektir" biçimindeki bir bildirimin soruşturma başlatmaya yetmeyeceğini örneklemektedir.56 Yargısal uygulamada da muhbirden elde edilen istihbari bilgi, kişi kimliği, güzergâh ve zaman dilimi bakımından somutlaşmadığı sürece "genel ve soyut" nitelikte sayılmakta ve adli soruşturmanın başladığının kabulüne elverişli görülmemektedir.57 Buna karşılık öğretide, anılan olaylarda şahıs ismi ve aracın güzergâhı gibi bilgilerin verilmiş olması karşısında soruşturmayı başlatan başlangıç şüphesinin bulunduğu ve artık istihbarat bilgisinin değerlendirilmesinden değil başlamış bir soruşturmadan söz edilmesi gerektiği savunulmaktadır.57 Yargıtay'ın, çok daha yüksek olan yeterli şüphe eşiğinde bile "hiçbir somut delille desteklenmeyen" anlatımlara dayanılamayacağını vurgulaması,58 somutluk gereğinin tüm eşiklerde geçerli genel bir ilke olduğunu göstermektedir. Bu eşiğin aşılmadığı hâllerde başvurulacak usulî araç olan CMK m. 158/6 kararı, aşağıda XII. bölümde ayrıca ele alınacaktır.
Değerlendirmemiz odur ki, somutluk ölçütü ancak denetlenebilir kılındığında işlev görür. Bu bakımdan öğretide önerilen ölçüt isabetlidir: şüphenin kaynağı olan sabit olayların gösterilebilmesi ve "sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olması" esastır.59 Bu, AİHM'in m. 13 bağlamında geliştirdiği "tartışılabilir iddia" (arguable claim) yaklaşımıyla da paraleldir: her bildirim değil, savunulabilir bir maddi temeli olan bildirim devleti araştırma yükümlülüğü altına sokar.60 Türk hukukunda sorunun asıl kaynağı, başlangıç şüphesinin kanunda açık ve doğru biçimde tanımlanmamış olmasıdır;61 bu eksiklik, aşağıda XV. bölümde önerilecek objektif ölçütü zorunlu kılmaktadır.
V. Hukuka Uygun Bir Davranış Başlangıç Şüphesine Temel Olabilir mi?
Başlangıç şüphesinin somut olgulara dayanması gerektiği yönündeki ölçüt (CMK m. 160/1) tek başına, sorunun en çetin görünümünü çözmeye yetmez: Şüphenin dayandırıldığı olgu gerçekten somut, hatta ispatlanmış olabilir; buna karşılık bu olgu, başlı başına hukuka uygun — yani cezalandırılmayan — bir davranıştan ibaret olabilir. Bu durumda soru şudur: Kişinin hukuk düzeninin serbest bıraktığı bir davranışı, kriminalistik bir çıkarımla, henüz gösterilemeyen bir suçun işlendiği izleniminin taşıyıcısı yapılabilir mi?62
Tartışma Alman öğretisinde, StPO § 152/2'deki "yeterli fiili dayanak noktaları" ölçütü çerçevesinde, Edathy olayı vesilesiyle keskinleşmiştir. Olayda milletvekili hakkında, yalnızca yurt dışından yasal nitelikteki (pornografik olmayan) çıplak çocuk görüntüleri satın almış olması olgusuna dayanılarak, bu satın alımların kişide pedofilik bir eğilime işaret ettiği ve bu eğilimin yüksek olasılıkla yasak materyalin de edinilmesine yol açacağı çıkarımıyla soruşturma başlatılmış ve arama yapılmıştır.63 Hoven, savcılığın başlangıç şüphesini belirlerken geniş bir değerlendirme alanına sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu alanın mantıksal öncüllerinin keyfîlikten uzak biçimde kurulması gerektiğini; yasal davranıştan yasa dışı davranışa otomatik geçiş yapan bir şüphe prognozunun ise bu ölçütü karşılamadığını savunur.64 Türk öğretisinde Zafer/Yavuz da aynı yönde, tek başına yasal bir davranıştan eğilim çıkarımı yoluyla soruşturma başlatılamayacağını, aksi kabulün hukuka uygun davranışları genel bir şüphe bulutu altına sokacağını ve temel haklara gereksiz müdahale doğuracağını belirtmektedir.65 Yazarlara göre "[s]omut bir suçun işlendiğine dair dayanak noktaları bulunmadan, yalnızca kriminalistik bir hipoteze dayanılarak ceza soruşturması başlatılamaz."66
Karşı görüş savunulabilir niteliktedir ve ihmal edilmemelidir. Pek çok suç tipinde failin dışa yansıyan ilk davranışları hukuka uygundur; kimyasal madde satın almak, çok sayıda hesap açmak yahut sınır bölgesine seyahat etmek tek tek ele alındığında serbesttir. Bu davranışlardan hiçbirine şüphe değeri tanınmaması, örgütlü ve gizlilik içinde işlenen suçlarda soruşturmayı imkânsız kılabilir. Buna karşılık bu itiraz, sorunun kendisini değil çözümün ölçüsünü gösterir: Sayılan örneklerde şüpheyi kuran, davranışın hukuka uygunluğu değil, davranışın somut bağlamıdır — yani ona eklenen ek olgulardır. Nitekim başlangıç şüphesinin denetlenebilirliği, sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü bir kişi tarafından kurulabilmesine bağlıdır;67 salt yasal davranışa dayanan çıkarımda ise bu bağ, olgudan değil, soruşturma makamının kişilik/eğilim varsayımından türetilir. Bu ise ceza muhakemesinin fiil bağlılığını (Anayasa m. 38, TCK m. 2) zedeleyen bir "fail ceza muhakemesi" eğilimidir.
Türk pozitif hukuku bakımından sonuç, CMK m. 160/1'in lafzından da desteklenebilir: Soruşturmayı başlatan, "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâl"dir; izlenimi veren, hâlin kendisi olmalıdır. Hâl suç izlenimi vermiyor da izlenim yalnızca makamın hipotezinden doğuyorsa, m. 160/1'in aradığı eşik değil, olsa olsa bir merak karşılanmış olur. Aynı sonuç Sözleşme hukukunda da geçerlidir: AİHM, m. 5/1-c anlamında makul şüphenin varlığı için isnat edilen davranışın suç olarak nitelendirilebilir olmasını arar; Sözleşme'nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerin kullanılmasını suç sayan bir okumaya dayanan şüphe makul kabul edilemez.68 Yargıtay uygulamasında da, kendi başına yalnızca bir eğilimi ya da sempatiyi gösterebilecek nitelikteki materyalden şüphe eşiğine ulaşılamayacağı; arama kararlarında ise şüphenin dayandığı olgunun gösterilmemesinin kararı sakatlayacağı vurgulanmaktadır.69
Kanaatimizce doğru çözüm, mutlak bir yasak ile sınırsız serbesti arasında, üç aşamalı bir denetim ölçütüdür. Birincisi, hukuka uygun davranış tek başına değil, ancak kendisine eklenen ve kriminalistik tecrübeyle doğrulanabilen ek somut olgularla birlikte şüphe temeli olabilir. İkincisi, olgudan suça giden çıkarım zinciri dosyada açıkça yazılmalı ve üçüncü kişice denetlenebilir olmalıdır; yazılamayan çıkarım, şüphe değil önyargıdır. Üçüncüsü, aşağıda XI. bölümde ele alınacağı üzere, müdahalenin ağırlığı arttıkça — arama, elkoyma, iletişimin denetlenmesi — salt yasal davranışa dayanan çıkarımın taşıma kapasitesi azalır. Eşiğin karşılanmadığı hâllerde başvurulacak yol soruşturma başlatmak değil, VI. bölümde incelenecek olan sınırlı kapsamlı ön soruşturma veya CMK m. 158/6 uyarınca soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararıdır.70 Zira başlangıç şüphesi eşiği aşılmadan kişiye şüpheli sıfatı verilemez;71 bu eşik, "her iddiayı soruşturmaya dönüştürme" yaklaşımını engelleyen bir hukuk devleti filtresidir.72
VI. Başlangıç Şüphesi Öncesi Alan: Ön Soruşturma (Vorermittlung) ve Proaktif Soruşturmalar
A. Sorunun Konumu: Eşik Altı Faaliyetin Normatif Belirsizliği
CMK m. 160/1, Cumhuriyet savcısını "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli" öğrenir öğrenmez harekete geçmekle yükümlü kılar. Ne var ki savcılığa ulaşan bildirimlerin önemli bir bölümünde, bu izlenimin doğup doğmadığı ancak asgari bir aydınlatma faaliyetinden sonra saptanabilir. Böylece, ihbarın kaydı ile soruşturmanın hukuken başlaması arasında, kanunun sarih biçimde düzenlemediği bir "eşik altı alan" belirir. Sorunun kaynağı, Alman hukukundan farklı olarak Türk kanun koyucusunun başlangıç şüphesini tanımlamamış olmasıdır: AlCMK §152/2 soruşturma yükümlülüğünü "yeterli fiili dayanak noktaları"na bağlarken, CMK m. 160'ın "izlenim" ifadesi bu ölçütü karşılamaktan uzaktır.73 Öğretide isabetle belirtildiği üzere, "Türk hukuku açısından sorunun asıl kaynağının, soruşturmaya başlanmasını gerektirecek başlangıç şüphesinin, Alman Kanunu'nun aksine, açık ve doğru bir biçimde tanımlanmaması olduğunu söylemek yanlış olmaz."74
B. Ön Soruşturma (Vorermittlung) ve Türk Hukukundaki Karşılığı
Alman öğretisinde ön soruşturma (Vorermittlung), henüz somut başlangıç şüphesi doğurmayan bildirimlerde, dayanak noktalarının yeterliliğini açıklığa kavuşturmaya yönelik sınırlı kapsamlı bir araştırmayı ifade eder; bu kurumun temel işlevi, hakkında bildirimde bulunulan kişiyi resmî bir soruşturmanın ve kamuoyundaki "şüpheli" damgasının erken yükünden korumaktır.75 Türk hukukunda buna en yakın pozitif dayanak, 694 sayılı KHK m. 145 ve 7078 sayılı Kanun m. 140 ile CMK m. 158/6'ya eklenen soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararıdır (SYOK). Öğretide bir yaklaşım, bu düzenlemenin soruşturma evresinin önüne bir "ön değerlendirme aşaması" yerleştirdiğini; fiilin açıkça suç oluşturmadığı sonucuna varabilmek için gerektiğinde savcı tarafından sınırlı bir araştırma ("ön alan araştırması") yapılabileceğini savunur.76 Buna karşılık öğretide, genel ve soyut ihbarlarda herhangi bir araştırma yapılmasının söz konusu olmadığını belirten yazarlar da bulunmaktadır; benzer biçimde, kolluğa bilgi sorulmasının dahi fiilen soruşturmayı başlatacağı ve m. 158/6'nın yalnızca dosya üzerinden değerlendirmeye elverdiği ileri sürülebilir.76 Belirtmek gerekir ki SYOK'a ilişkin baskın anlayış, aşağıda XII. bölümde benimseneceği üzere, düzenlemenin kurucu değil açıklayıcı olduğu yönündedir; m. 158/6'yı bağımsız bir "ön değerlendirme aşaması" olarak kuran ve savcıya eşik altı araştırma yetkisi tanıyan yaklaşım ise öğretide ikincil konumdadır. Kanaatimizce bu ikincil yaklaşımın savunulabilir çekirdeği, savcının yetki genişlemesi değil, bildirimin şüphe doğurma kapasitesini saptayabilmek için sınırlı bir kaynak doğrulamasının fiilen kaçınılmaz olmasıdır. Bu kaçınılmazlık kabul edildiğinde dahi meşruiyet üç sınıra bağlıdır: (i) eşik altı araştırmada hiçbir koruma tedbirine başvurulamaz, zira tedbirlerin tamamı en az makul veya kuvvetli şüphe düzeyini varsayar; (ii) faaliyet, ilgilinin haklarına müdahale etmeyen kaynak doğrulamasıyla (kayıt sorgusu, bildirimin somutlaştırılmasının istenmesi) sınırlı kalmalıdır; (iii) yapılan işlem belgelenmeli ve süre bakımından sınırlandırılmalıdır. Aksi hâlde "ön araştırma" adı altında, denetime kapalı bir fiilî soruşturma yürütülmüş olur — bu ise aşağıda XIII. bölümde ele alınacağı üzere yargısal denetimi baştan boşa çıkarır.
C. Ön Alan Soruşturmaları ve Proaktif Soruşturmalar
Ön soruşturma ile ön alan soruşturmaları (Vorfeldermittlungen) özenle ayrılmalıdır: ikincisinde işlendiğinden şüphelenilen bir suç dahi yoktur; suç işlenmesi riski taşıyan ortamlarda bilgi toplanır ve bu alan kural olarak istihbarat faaliyetine aittir.77 Proaktif soruşturmalar bakımından belirleyici ölçüt, Yargıtay içtihadında da yankısını bulmuştur: Ceza Genel Kurulu, kişi kimliği, güzergâh ve zaman dilimi bakımından somutlaşmamış muhbir bilgisini "genel ve soyut" nitelikte sayarak bu bilgiye dayanan işlemleri adli arama değil önleme araması rejiminde değerlendirmiştir. Öğretide ise şahıs ismi ve aracın güzergâhı gibi bilgilerin verildiği bu olaylarda artık başlamış bir soruşturmadan söz edilmesi ve adli arama kararı alınması gerektiği savunulmaktadır.78 Kolluğun eşik altı yetkileri ise ayrı ve dar bir kanuni temele dayanır; Yargıtay, durdurma ve yoklamada aranan ölçütü "umma derecesinde makul şüphe" olarak nitelemekte ve bunu görevlinin tecrübesine dayalı somut izlenime bağlamaktadır.79 Bu yetkilerin kendine özgü kanuni çerçevesi, onların genel bir "soruşturma öncesi delil devşirme" aracına dönüştürülemeyeceğini gösterir.
D. "Potansiyel Şüpheli" Statüsünün Sorunu
Eşik altı alanın en tartışmalı sonucu, hukuken şüpheli olmayan fakat fiilen soruşturma nesnesi hâline gelen bir "potansiyel şüpheli" kategorisinin doğmasıdır. Oysa başlangıç şüphesi eşiği aşılmadan kişiye şüpheli sıfatı verilemez;80 SYOK verilen kişiye de kanun gereği şüpheli sıfatı verilemez; bu kişi, hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan kişi konumunda kalır.81 Buna karşılık kararların mahsus sisteme süresiz kaydedilmesi, statüsü olmayan kişi hakkında kalıcı bir iz bırakmakta ve düzenlemenin koruma amacını zayıflatmaktadır.82 Nihayet, somut bir suça ilişkin dayanak noktası bulunmaksızın salt kriminalistik bir hipotezden hareketle soruşturma başlatılamayacağı yolundaki ilke,83 proaktif faaliyetin sınırını da çizer: kişiyi "muhtemel fail" saymak, şüphe eşiğini değil, olasılık hesabını ölçüt hâline getirir. AİHS m. 13 bağlamında geliştirilen "tartışılabilir iddia" (arguable claim) ölçütü de, her bildirimin soruşturmaya dönüştürülmesini değil, savunulabilir bir çekirdek taşıyan iddianın araştırılmasını gerektirir.84 Bu ölçüt, eşik altı alanın hem varlık sebebini hem de sınırını aynı anda açıklar.
VII. Makul Şüphe: Aramaya Özgü Ölçüt ve AİHS m. 5/1-c ile İlişkisi
A. Türk Hukukuna Özgü Bir Derece Olarak Makul Şüphe
Şüphe dereceleri sıralamasında en tartışmalı halka, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun arama tedbirine ilişkin 116. maddesinde yer alan "makul şüphe" ölçütüdür. Öğretide isabetle vurgulandığı üzere bu derece, Türk kanun koyucusunun büyük ölçüde izlediği Alman ceza muhakemesi sisteminde bir karşılığı bulunmayan, CMK'ya özgü bir kategoridir.85 Alman hukuku aramayı doğrudan başlangıç şüphesine (StPO § 102, § 152/2) bağlarken, Türk hukuku araya ayrı adlandırılmış bir eşik yerleştirmiştir. Bu eşiğin içeriği kanunda tanımlanmamış, tanım Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 6'ya bırakılmıştır; anılan hükme göre makul şüphe, hayatın olağan akışına ve somut olaylara dayanan, aramanın yapılacağı zaman, yer ve kişinin tutum ve davranışları gibi verilerle belirlenen şüphedir.
Kanun koyucunun bu ölçüt karşısındaki tereddüdü, mevzuat tarihinde de görünür hâldedir: 6526 sayılı Kanun'la (2014; RG 6.3.2014, S. 28933 mükerrer) CMK m. 116'daki makul şüphe "somut delillere dayalı kuvvetli şüphe"ye yükseltilmiş, kısa bir süre sonra 6638 sayılı Kanun'la (2015; RG 4.4.2015, S. 29316) eski ölçüte dönülmüştür. Bu gidiş geliş, şüphe derecelerinin normatif olarak yerleşik ve ölçülebilir birimler olmadığını, tersine konjonktürel biçimde belirlendiğini gösteren çarpıcı bir örnektir; nitekim öğretide de şüphe derecelerinin objektif ölçütlerinin bulunmadığı ve uygulamada suçun ciddiyeti, kamuoyu baskısı gibi etkenlerin belirleyici olduğu saptanmaktadır.86
B. Yapısal Farklılık: Fail Yönlü Şüphe Değil, Yer Yönlü Tahmin
Kanaatimizce makul şüphenin asıl özelliği yoğunluğunda değil, yöneldiği nesnededir. Basit, yeterli ve kuvvetli şüphe, kişinin suçu işlemiş olma ihtimaline ilişkin bir yargıyı ifade ederken; CMK m. 116 anlamında makul şüphe, suçun işlendiğine değil, yakalanacak kişinin ya da suç delilinin arama yapılacak yerde bulunacağına ilişkin bir tahmini anlatır.87 Bu nedenle makul şüphe, diğer dereceler ile aynı ölçek üzerinde yer alan bir ara basamak değil, farklı bir eksende çalışan bağımsız bir ölçüttür. Arama, ancak zaten mevcut bir suç şüphesinin üzerine eklenen bu ikinci yargı ile meşrulaşır; dolayısıyla makul şüphe, başlangıç şüphesinin yerini almaz.
Yargıtay uygulaması da ölçütün somutlaştırılmasını aramaktadır. Yüksek Mahkeme, arama kararında yalnızca ihlal edildiği ileri sürülen kanuna atıf yapılmasının yeterli olmadığını, ne tür bir makul şüphenin bulunduğunun gösterilmesi gerektiğini kabul etmiştir.88 Aynı doğrultuda, makul şüphe emaresi ortaya konulmadan gerçekleştirilen adli aramada elde edilen delilin kanuna aykırı sayılacağı da içtihatla benimsenmiştir.89 Kolluğun durdurma ve yoklama yetkisi bakımından ise "umma derecesinde makul şüphe" aranmakta, memurun mesleki tecrübesine ve gözlemine dayanan kanaat ölçüt kabul edilmektedir.90 Bu kademelendirme, tek bir kavramın müdahalenin ağırlığına göre farklı yoğunluklarda okunduğunu; yani ölçütün ölçülülük ilkesiyle iç içe geçtiğini göstermektedir (aşağıda XI. bölümde ele alınacağı üzere).
C. AİHS m. 5/1-c'deki "Makul Şüphe" ile İlişki
Kavram karışıklığının kaynağı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5/1-c'deki "reasonable suspicion" ibaresinin Türkçeye de "makul şüphe" olarak aktarılmasıdır. Oysa Sözleşme'nin aradığı makul şüphe, bir yerde delil bulunacağına ilişkin tahmini değil, yakalanan kişinin suç işlemiş olduğuna ilişkin nesnel dayanağı ifade eder. Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık kararında Mahkeme, makul şüphenin kişiyi suçla ilişkilendiren, tarafsız bir gözlemciyi ikna edecek nitelikte olgu ve bilgilerin varlığını gerektirdiğini; başvurucuların geçmişte terör suçlarından mahkûm olmuş olmasının tek başına bu ölçütü karşılamadığını belirtmiştir.91 Mahkeme ayrıca şüphenin yakalama anında mevcut olmasını aramakta, sonradan toplanan delillerle ulaşılan şüphenin ilk tutmayı Sözleşme'ye uygun hâle getirmediğini kabul etmektedir.92 Bunun ötesinde, dayanak alınan davranışın hukuken suç olarak nitelendirilebilir olması da zorunludur; Sözleşme'nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerin kullanımını suç sayan bir okumaya dayanan şüphe makul olamaz.93
Öğretide bu ölçütün Türk sistemindeki karşılığı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bir yaklaşım, AİHS m. 5/1-c'nin CMK m. 100'deki kuvvetli şüpheden daha düşük bir eşik öngördüğünü, dolayısıyla iki metnin bu noktada ayrıştığını vurgular.94 Diğer yaklaşım ise Sözleşme'deki makul şüphenin yoğunluk itibarıyla Alman öğretisindeki yeterli/kuvvetli şüphe düzeyine karşılık geldiğini, terimin Türkçeye aktarımının yanıltıcı olduğunu savunur.95 Katıldığımız ikinci görüş, en azından şu sonucu zorunlu kılar: CMK m. 116'daki makul şüphe ile AİHS m. 5/1-c'deki makul şüphe, aynı adı taşıyan ancak ne konusu ne de işlevi örtüşen iki ayrı kavramdır. Nitekim AİHM, makullüğün somut olayın koşullarına göre değerlendirileceğini, terör ve örgütlü suçlarda ölçütün esnetilebileceğini, fakat bu esnemenin m. 5 güvencesini anlamsızlaştıracak düzeye ulaşamayacağını açıkça ifade etmiştir.96
Bu tablo karşısında, aynı terimin iç hukukta arama tedbirine, Sözleşme hukukunda ise özgürlükten yoksun bırakmaya ilişkin olarak kullanılması, uygulamada eşiklerin birbirine karışmasına elverişli bir zemin yaratmaktadır. Kanaatimizce çözüm, CMK m. 116'daki ölçütün adlandırmasının değiştirilmesinden çok, kararlarda şüphenin dayandığı somut olguların ve bu olgularla arama yapılacak yer arasındaki bağın açıkça gösterilmesi zorunluluğunun yaptırıma bağlanmasıdır; zira şüphe ile sabit olgular arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü kişi tarafından kurulabilmesi, denetlenebilirliğin asgari koşuludur.97
VIII. Kuvvetli Şüphe: Koruma Tedbirlerinin Eşiği ve İki Aşamalı Değerlendirme
A. Kavram ve Yoğunluk
Kuvvetli şüphe, şüphe dereceleri arasında yoğunluğu en yüksek olan eşiktir ve kural olarak kişi özgürlüğüne en ağır müdahaleyi oluşturan koruma tedbirlerinin, özellikle tutuklamanın koşuludur (CMK m. 100/1). Öğretide bu derecenin, başlangıç ve yeterli şüpheden daha güçlü olduğu; buna karşılık muhakemenin belirli bir evresine özgülenmediği, soruşturmada olduğu kadar kovuşturmada da doğabileceği belirtilmektedir.98 Bu saptama önemlidir: kuvvetli şüphe, başlangıç şüphesinden yeterli şüpheye uzanan doğrusal bir merdivenin son basamağı değil, ayrı bir işleve — özgürlüğü kısıtlayan tedbirin meşrulaştırılmasına — bağlanmış özerk bir ölçüttür. Nitekim öğretide yeterli şüphe ile kuvvetli şüphe arasında zorunlu bir kademelenme bulunmadığı, iki kavramın nitelik itibarıyla farklı olduğu isabetle vurgulanmıştır.99 Kanaatimizce bu, uygulamada sıkça karşılaşılan "tutuklanan kişi hakkında zaten iddianame düzenlenir" refleksinin kavramsal dayanaktan yoksun olduğunu gösterir; iki eşiğin karışması sorunu aşağıda X. bölümde ayrıca ele alınacaktır.
B. Somut Delile Dayanma Zorunluluğu
CMK m. 100/1, kuvvetli şüphenin "somut delillere dayanan" nitelikte olmasını arar. Bu ibare, 1412 sayılı Kanun dönemine göre teminat yönünden ileri bir adımdır; öğretide CMK'nın gıyabi tutuklamayı istisnalar dışında kaldırması, azami tutukluluk sürelerini belirlemesi ve somut delil esasını benimsemesine rağmen tutuklu sayısının artmasının ciddi bir çelişki oluşturduğu, sorunun kanunda değil uygulamada aranması gerektiği belirtilmektedir.100 Somut delil ölçütünün pratik anlamı, tahmine ve varsayıma dayalı tutuklamanın yasaklanmasıdır: "Buna karşın kişinin atılı suçu işlediğine yönelik tahminsel veya varsayımsal kriterle tutuklama kararı vermek mümkün olmamalıdır."101 Aynı doğrultuda, somut vakıaya dayanmayan soyut tahmin, hipotez ve varsayımların ceza muhakemesi anlamında şüpheye vücut vermeyeceği kabul edilmektedir.102 AİHM'in Fox, Campbell ve Hartley kararında ortaya koyduğu ölçüt de benzerdir: kişinin geçmişte suç işlemiş olması tek başına yeterli olmayıp, onu suçla ilişkilendiren, tarafsız bir gözlemciyi tatmin edecek nitelikte olgu ve bilgi aranır.103 Ancak burada bir terminoloji uyumsuzluğu vardır: AİHS m. 5/1-c "kuvvetli şüphe"yi değil "makul şüphe"yi ölçüt aldığından, Sözleşme ile CMK bu noktada ayrışmakta,104 öğretide Sözleşme'deki "reasonable suspicion" kavramının Alman doktrinindeki yeterli/kuvvetli şüphe yoğunluğuna karşılık geldiği ileri sürülmektedir.105 Bu, CMK'nın Sözleşme'nin üzerinde bir koruma öngördüğü anlamına gelir; dolayısıyla iç hukukta "makul şüphe yeterlidir" biçimindeki bir yorum, AİHS m. 53 karşısında da savunulamaz.
C. İki Aşamalı Değerlendirme
Kuvvetli şüphenin denetimi iki katmanlıdır. Birinci katman, şüphenin kendisine ilişkin ve nitelik itibarıyla geriye dönük bir olasılık yargısıdır: önce şüphelinin fiilin faili ya da şeriki olma ihtimalinin yüksekliği, ardından yargılamanın sonunda mahkûmiyetle sonuçlanma ihtimali öngörülür.106 İkinci katman ise şüphenin varlığından bağımsız olarak CMK m. 100/2'de sayılan tutuklama nedenlerinin (kaçma şüphesi, delillerin karartılması tehlikesi) somut olguyla ortaya konulmasıdır. Bu iki katmanın birbirinin yerine geçemeyeceği açıktır; öğretide de "birtakım suçların işlendiğine ilişkin şüphe, tutuklama sebebinin mevcut olduğuna işaret olamaz"107 denilerek bu ayrım vurgulanmıştır. Buna karşılık CMK m. 100/3'teki katalog suç sistemi, tutuklama nedeninin varlığını karineye bağlayarak ikinci katmanı fiilen boşaltma riski taşır; öğretide baskın görüş, bu düzenlemenin masumiyet karinesi ve ölçülülükle bağdaşmadığı ve kanundan çıkarılması gerektiği yönündedir.108 Karşılaştırmalı hukukta Alman Anayasa Mahkemesi, StPO § 112/3'ü lafzıyla değil, kaçma veya delil karartma tehlikesinin tamamen göz ardı edilemeyeceği biçiminde Anayasa'ya uygun yorumla uygulamış; aksi hâlde salt katalog suç şüphesine dayanan tutuklamanın bir tür "şüphe cezası" oluşturacağını kabul etmiştir.109 Türk hukuku bakımından da isabetli çözüm, m. 100/3'ü nedeni ispat yükünden kurtaran bir karine değil, yalnızca değerlendirmeyi kolaylaştıran bir gösterge olarak okumaktır.
Son olarak, iki aşamalı denetimin yazılı gerekçeyle görünür kılınması zorunludur (AY m. 141/3; CMK m. 101/2). "suçun vasfı ve mahiyeti ile mevcut delil durumu" gibi kalıplaşmış ifadelerle yetinen kararların hukuka aykırı olduğu öğretide isabetle savunulmaktadır;110 zira somut delilin gösterilmediği bir kararda, şüphe ile olgu arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü kişi tarafından kurulabilmesi imkânsızdır.111 Bu gereklilik, şüphe değerlendirmesinin yargısal denetimine ilişkin XIII. bölümde ayrıca ele alınacaktır.
IX. Yeterli Şüphe: İddianamenin ve Kamu Davasının Eşiği
A. Ölçütün Normatif Çerçevesi
Soruşturma evresinin kapanışını ve kovuşturma evresine geçişi belirleyen eşik, CMK m. 170/2 uyarınca "yeterli şüphe"dir: Cumhuriyet savcısı, topladığı delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına varırsa iddianame düzenler; aksi hâlde CMK m. 172/1 gereğince kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Hüküm, kaynağını Alman CMK'nın (StPO) §170/1'deki "yeterli sebep" (genügender Anlass) ve §203'teki "yeterli şüphe" (hinreichender Verdacht) ölçütlerinde bulur; 5271 sayılı Kanun'un şüphe kademelenmesini büyük ölçüde Alman modelinden devraldığı öğretide kabul edilmektedir.112
Yeterli şüphenin içeriği, ileriye dönük bir olasılık yargısıyla tanımlanır: savcının, elindeki delil durumuna göre yapılacak bir duruşma sonunda büyük olasılıkla mahkûmiyet kararı verileceğini öngörmesi aranır.113 Bu ölçüt, iki yönlü bir sınırlama içerir. Bir yandan eşik, salt "ihtimal dâhilinde olma"dan yüksektir; yani şüphenin, beraat olasılığına baskın gelen bir yoğunluğa ulaşması gerekir. Öte yandan eşik, mahkûmiyet için aranan, hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ispat düzeyinin belirgin biçimde altındadır; savcının değerlendirmesi vicdani kanaate değil, dosyadaki maddi verilere dayanan nispi ve objektif bir öngörüye dayanır.114 Bu nedenle, duruşma yapılmasında kamu yararı bulunduğu ya da toplumsal beklentinin yargılamayı gerektirdiği yolundaki mülahazalar yeterli şüphenin yerini alamaz; ölçüt yalnızca ve yalnızca mahkûmiyet olasılığıdır.115 Öğretide isabetle vurgulandığı üzere, lekelenmeme hakkının "kamu düzeni ve güvenliği veya toplumun adalet anlayışı gibi soyut, muğlâk ve kapsamı belirsiz kavramlar uğruna feda edilmesi yerinde değildir".116
B. "Yeterli Şüphe" ile "Yeterli Delil" Ayrımı ve Kuvvetli Şüpheyle İlişki
Uygulamada sık karşılaşılan bir eşitleme, yeterli şüpheyi yeterli delille özdeşleştirmektir. Öğretide savunulan bir görüşe göre yeterli şüphe daha geniştir; şüpheye delillerden olduğu kadar emare ve olgulardan da ulaşılabilir. Ne var ki aynı yazar, ceza muhakemesinde şüphenin nihayetinde ancak delile dayanabileceğini, soyut tahmin, hipotez ve varsayımların şüpheye vücut vermeyeceğini de kabul etmektedir.117 Kanaatimizce bu iki saptama birlikte okunmalıdır: emare, ancak delil değeri taşıyan somut bir vakıaya bağlanabildiği ölçüde yeterli şüpheye katkı sağlar; aksi hâlde "yeterli şüphe" kavramı, aşağıda X. bölümde ele alınacağı üzere, alt eşiklerin diline geri çözülür.
Yeterli şüphe ile kuvvetli şüphe arasında zorunlu bir kademelenme bulunup bulunmadığı da tartışmalıdır. Baskın anlayış kuvvetli şüpheyi daha yoğun sayarken,118 bir görüş iki eşiğin nicel değil nitel olarak farklılaştığını, dolayısıyla aralarında otomatik bir sıralama kurulamayacağını ileri sürer.119 Bize göre ikinci görüş, tutuklama şüphesinin muhakemenin her aşamasında doğabilmesi karşısında açıklayıcıdır; ancak bu, kuvvetli şüpheyle tutuklanan bir kişi hakkında yeterli şüphenin kendiliğinden bulunduğu sonucunu doğurmaz.
C. İddianamenin İadesiyle Bağlantı
Yeterli şüphe ölçütünün müeyyidesi, iddianamenin iadesi kurumudur. CMK m. 170/4 ve 5, yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek gösterilmesini emreder; delil toplanmaksızın ve deliller fiille ilişkilendirilmeksizin düzenlenen metin, kanun koyucunun kastettiği anlamda bir iddianame sayılmaz ve CMK m. 174/1-b uyarınca iade edilmelidir.120 Yargıtay uygulaması da bu doğrultudadır: soruşturmanın CMK m. 160/1 gereğince eksiksiz yürütülmesi, m. 170/2'deki değerlendirmenin ön koşulu sayılmakta,121 somut hiçbir delille desteklenmeyen gizli tanık beyanı ve nitelik itibarıyla yalnızca sempatiyi gösterebilecek dijital materyaller bakımından "ne şekilde yeterli şüpheye varıldığı"nın denetlenemediği belirtilmektedir.122 Bir başka kararda ise iddianame, "5271 Sayılı Yasanın 170/2 maddesine ve 'Lekelenmeme Hakkına' muhalefet edilerek tanzim edilen" bir metin sayılarak iade edilmiştir.123
Bu içtihat, iddianamenin iadesini yalnızca şekli bir denetim aracı olmaktan çıkarıp şüphe eşiğinin yargısal denetim mekanizmasına dönüştürmektedir. Ancak denetimin etkinliği, yeterli şüphenin objektif ölçütlerinin bulunmayışıyla sınırlıdır; nitekim öğretide "suç şüphesi derecelerinin objektif kriterleri bulunmamaktadır" tespiti yapılmakta ve belirleyici olanın, şüphenin dayandığı sabit olgularla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü kişi tarafından kurulabilmesi olduğu vurgulanmaktadır.124 Bu ölçüt, aşağıda XV. bölümde geliştirilecek objektif ölçüt önerisinin de çıkış noktasıdır.
X. Şüphe Eşiklerinin Birbirine Karışması
Şüphe derecelerinin yukarıdaki bölümlerde ayrı ayrı çizilen sınırları, uygulamada büyük ölçüde silikleşmektedir. Kanun koyucu her muhakeme işlemi için ayrı bir eşik öngörmüşken — soruşturmanın başlaması için "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâl" (CMK m. 160/1), arama için makul şüphe (CMK m. 116), tutuklama için somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi (CMK m. 100/1), iddianame için yeterli şüphe (CMK m. 170/2) — kararların gerekçelerinde bu ölçütler sıklıkla birbirinin yerine geçmekte, hatta tek bir "delil durumu" formülüne indirgenmektedir. Bu karışma yalnızca terminolojik bir özensizlik değildir; her eşik farklı bir temel hak müdahalesini meşrulaştırdığı için, eşiklerin yer değiştirmesi doğrudan orantısız müdahale üretir.
A. Karışmanın kaynağındaki kuramsal belirsizlik
Sorunun bir bölümü öğretinin kendisinden doğmaktadır. Baskın anlayış, şüphe derecelerini tek bir yoğunluk ekseninde kademelenmiş kabul eder: en zayıf halka başlangıç şüphesidir;125 kuvvetli şüphe ise hem başlangıç hem de yeterli şüpheden daha yoğun olup, muhakemenin belirli bir aşamasına özgülenmemiştir ve iki aşamalı bir değerlendirmeyi (failliğin yüksek olasılığı ve geriye dönük mahkûmiyet öngörüsü) gerektirir.126 Buna karşılık öğretide, yeterli şüphe ile kuvvetli şüphe arasında zorunlu bir kademelenme bulunmadığı, ikisinin nitelik itibarıyla farklı olduğu da savunulmuştur.127 Bu ikinci görüş isabetlidir: yeterli şüphe duruşma sonunda mahkûmiyet olasılığına ilişkin bir öngörü yargısıdır ve delil dışında emare ve olgulardan da beslenebilir;128 kuvvetli şüphe ise CMK m. 100/1 uyarınca somut delil şartına bağlanmıştır. Aralarındaki fark nicel olmaktan çok yapısaldır. Ne var ki uygulamada kademelenme varsayımı, iki ölçütün karşılıklı ikamesini kolaylaştıran bir gerekçe hâline gelmiştir.
B. Uygulamadaki iki yönlü kayma
Kayma iki yönlüdür. Birinci yönde, iddianame düzenlenirken CMK m. 170/2'nin aradığı yeterli şüphe, tutuklama kararında kullanılmış kuvvetli şüphe değerlendirmesinin tekrarına indirgenmektedir; şüpheli tutuklanmışsa yeterli şüphenin de kendiliğinden bulunduğu varsayılmakta, oysa duruşma yapılmasındaki kamu yararı hiçbir zaman yeterli şüphenin yerini alamaz.129 Yargıtay'ın, gizli tanık anlatımı ile sempatiden öteye geçmeyen dijital verilere dayanan bir iddianame bakımından "ne şekilde yeterli şüpheye varıldığı"nın anlaşılamadığını belirtmesi130 ve 170/2'ye aykırı iddianamenin lekelenmeme hakkı gerekçesiyle iadesini onaması,131 bu boşalmanın somut görünümüdür. İkinci yönde ise kuvvetli şüphe, kendisinden zayıf bir ölçütle karşılanmaktadır: "suçun vasfı ve mahiyeti ile mevcut delil durumu" gibi kalıplaşmış gerekçeler, somut delil şartını fiilen askıya alır;132 katalog suç sistemi de suç şüphesini otomatik olarak tutuklama nedenine dönüştürerek aynı sonucu doğurur.133 Oysa suçun işlendiğine ilişkin şüphe ile tutuklama nedeninin varlığı ayrı sorunlardır.134
Aynı erozyon makul şüphe bakımından da görülür. Arama kararlarında makul şüphenin dayanağı gösterilmediğinde arama hukuka aykırı hâle gelir;135 buna karşılık kolluk yetkileri alanında ölçüt, kanun yerine yönetmelik düzeyinde tanımlanan "umma derecesinde makul şüphe"ye bağlanmakta,136 böylece kanuni eşik idari bir metnin diline devredilmektedir.
C. Çeviriden doğan kavram kayması
Karışıklığın ayrı bir kaynağı, AİHS m. 5/1-c'deki "reasonable suspicion" ifadesinin Türkçeye "makul şüphe" olarak aktarılmasıdır. Bir görüşe göre Sözleşme'nin aradığı yoğunluk, Alman öğretisindeki yeterli/kuvvetli şüpheye karşılık gelir ve CMK m. 116'daki aramaya özgü makul şüpheyle örtüşmez;137 başka bir görüş ise AİHS'in kuvvetli değil "makul (yeterli)" şüphe aradığını, bu yönüyle Sözleşme ile CMK'nın ayrıştığını vurgular.138 Her iki yaklaşım da aynı olguyu doğrular: özdeş sözcük, iki ayrı normatif düzende iki ayrı yoğunluğu karşılamaktadır. Sonuç, uygulamada AİHM'in tutuklamaya ilişkin makul şüphe içtihadının aramaya, aramaya ilişkin ulusal ölçütün ise tutuklamaya taşınması riskidir.
D. Değerlendirme
Eşiklerin birbirine karışmasının nedeni kanun metnindeki adlandırma çokluğundan çok, derecelerin objektif ölçütlerinin bulunmaması ve şüphenin yoğunluğunun suçun ciddiyeti, kamuoyu baskısı gibi dış etkenlerle belirlenmesidir.139 Bu nedenle çözüm, kavram sayısını azaltmakta değil, her kararda şüphenin dayandığı somut olguların ve bu olgularla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü kişi tarafından denetlenebilir biçimde gösterilmesindedir;140 nitekim başlangıç eşiğinin kanunda "yeterli fiili dayanak noktaları" ölçütüyle tanımlanmamış olması, aşağıdaki bölümlerde ele alınacağı üzere, zincirin ilk halkasından itibaren belirsizlik üretmektedir.141
XI. Şüphe Derecesi ile Ölçülülük İlkesi Arasındaki Bağ
A. Kayan Ölçek: Şüphe Yoğunluğu Müdahalenin Ağırlığının Fonksiyonudur
Şüphe dereceleri sistemi, salt bir kavram sınıflandırması değil, temel haklara müdahalenin meşruiyetini derecelendiren bir tekniktir. Ceza muhakemesinin harekete geçmesi ve tek tek işlemlerin yapılabilmesi belirli bir şüphe yoğunluğuna bağlandığına göre,142 her eşik aslında Anayasa m. 13'te düzenlenen ölçülülük ilkesinin muhakeme hukukuna özgülenmiş görünümüdür. Başlangıç şüphesinin en zayıf yoğunluk olarak kabul edilmesi,143 bu aşamada henüz kişi özgürlüğüne veya konut dokunulmazlığına yönelen bir müdahalenin bulunmamasıyla; buna karşılık tutuklama için CMK m. 100/1'de kuvvetli şüphenin aranması, tedbirin cezaya en çok yaklaşan ağırlığıyla açıklanabilir. Kanun koyucu bu bağı CMK m. 100/1'in son cümlesinde açıkça kurmuş; işin önemi ile beklenen ceza veya güvenlik tedbiri arasındaki orantısızlığı bizatihi bir tutuklama engeli saymıştır.
Ölçülülüğün bu "kayan ölçek" işlevi, adli kontrol kurumunda en somut hâlini alır. Öğretide isabetle belirtildiği üzere adli kontrol, aynı amaca daha hafif araçla ulaşılabildiği sürece tutuklamaya öncelenmesi gereken, ölçülülüğün somutlaşmış görünümüdür;144 hatta yükümlülüğün kasten ihlali dahi otomatik bir tutuklama sonucu doğurmamalı, koşullar yeniden ve tek tek denetlenmelidir.145 Aynı mantık zinciri hafif müdahaleler bakımından ters yönde işler: kolluğun durdurma ve yoklama yetkisi için Yargıtay'ın da vurguladığı üzere "umma" derecesinde makul şüphe yeterli görülmüştür;146 müdahale hafifledikçe eşik düşer. Aramada aranan makul şüphenin, suçun işlendiğine değil aranan kişi veya delilin gösterilen yerde bulunacağına ilişkin bir öngörüyü ifade etmesi de147 aynı orantı düşüncesinin ürünüdür. Nitekim Yargıtay, makul şüphe emaresi ortaya konulmadan yapılan aramada elde edileni hukuka aykırı delil saymaktadır.148 Buradan şu ilke türetilebilir: şüphe eşiği, tedbirin ağırlığından bağımsız soyut bir eşik değil, ağırlıkla birlikte yükselen değişken bir eşiktir.
B. Katalog Suç Tekniğinin Denetimi Köreltmesi
Bu ilişkiyi bozan başlıca teknik, katalog suç uygulamasıdır. CMK m. 100/3, sayılan suçlarda tutuklama nedeninin "var sayılabileceği"ni öngörerek, ölçülülük denetiminin ikinci ayağını —somut kaçma veya delil karartma tehlikesinin gösterilmesini— fiilen bir formaliteye indirger. Alman hukukunda StPO § 112/3 bakımından da aynı sakınca dile getirilmiş; kaçma veya delil karartma tehlikesi ortaya konmadan salt katalog suçun kuvvetli şüphesiyle tutuklamanın bir tür "şüphe cezası" oluşturacağı ve orantılılıkla bağdaşmayacağı belirtilerek, Federal Anayasa Mahkemesi hükmü bu tehlikelerin göz ardı edilemeyeceği yönünde Anayasa'ya uygun yorumla daraltmıştır.149 Türk öğretisinde de katalog sisteminin, suç şüphesini otomatik biçimde tutuklama nedenine dönüştüren bir algı yarattığı, masumiyet karinesi ve ölçülülükle çeliştiği ve kanundan çıkarılması gerektiği savunulmaktadır.150 Eleştiriyi güçlendiren teknik bir kusur da vardır: katalog, yürürlükten kalkmış kanunlara (mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu, mülga 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu) gönderme yapmayı sürdürmektedir.151 Kanaatimizce bu tespitler yerindedir; zira "birtakım suçların işlendiğine ilişkin şüphe, tutuklama sebebinin mevcut olduğuna işaret olamaz."152 Katalog tekniği, yargıcı gerekçe üretme yükünden kurtardığı ölçüde şüphe denetimini de körelmektedir: tutuklamanın öne alınmış ceza, ikrara zorlama veya toplumsal infiali yatıştırma saikiyle kullanılması tehlikesi153 tam da bu gerekçe boşluğunda doğar.
Aksi görüş, katalog tekniğini suç tiplerinin ağırlığından hareketle yasal bir kolaylık, uygulamada yeknesaklık sağlayan bir araç olarak savunur. Ne var ki bu görüş, şüphe dereceleri arasında zorunlu bir kademelenme bulunmadığı ve her derecenin nitelik olarak farklı bir işleve hizmet ettiği yönündeki isabetli tespitle154 bağdaşmaz: suçun soyut ağırlığı, somut olayda kişiye ilişkin şüphenin yoğunluğunu yükseltmez. Bu nedenle katalog, tutuklama nedeninin karinesi olarak değil, olsa olsa tedbire başvurulabilecek suçların azami çerçevesi olarak okunmalıdır. Şüphe derecelerinin objektif ölçütlerinin bulunmadığı, uygulamada suçun ciddiyeti ve kamuoyu baskısı gibi etkenlerle belirlendiği yolundaki saptama155 karşısında, ölçülülük denetimi ancak somut olgu–şüphe bağının gerekçede gösterilmesiyle işlevsel kılınabilir. Anayasa m. 13 ölçülülüğünün ceza muhakemesindeki karşılığı da budur;156 bu denetimin yargısal boyutu aşağıda XIII. bölümde ele alınacaktır.
XII. Şüphenin Yokluğunda Soruşturma Başlatmama Araçları
Başlangıç şüphesinin bir eşik olarak anlamlı olabilmesi, eşiğin altında kalan bildirimlerin muhakeme dışında bırakılmasını sağlayan usulî bir aracın varlığına bağlıdır. Aksi hâlde eşik, yalnızca kuramsal bir ölçüt olarak kalır; her ihbar bir soruşturma numarasına, her soruşturma numarası da bir "şüpheli" sıfatına dönüşür. Türk hukukunda bu işlevi, 694 sayılı KHK m. 145 ile getirilip 7078 sayılı Kanun m. 140 ile yasalaşan CMK m. 158/6'daki soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı (SYOK) üstlenmektedir.157 Bu bölümde kurum yalnızca şüphe eşiğiyle bağlantısı bakımından ele alınacak, ayrıntılı incelemesi ayrı bir çalışmaya bırakılacaktır.
Hükme göre Cumhuriyet savcısı, ihbar veya şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının açıkça anlaşılması ya da ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte bulunması hâlinde soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verir. Öğretide bu iki hâlin farklı mantıklara dayandığı isabetle vurgulanmaktadır: birincisi fiilin tipiklik denetimine, ikincisi ise bildirimin şüphe doğurma kapasitesine ilişkindir.158 Yalnızca ikinci hâl, sözcüğün teknik anlamında bir "şüphe eşiği" filtresidir; fail, yer, zaman ve konu bakımından somutlaşmamış, varsayım düzeyini aşamamış bir bildirim başlangıç şüphesi doğurmaz.159 Nitekim öğretide "Konya'da biri öldürülecektir" biçimindeki çerçevesiz bir bildirimin soruşturma başlatmaya yetmeyeceği örneği verilmektedir.160
Kurumun gerekçesi usul ekonomisi ve lekelenmeme hakkıdır.161 Ne var ki baskın görüş, düzenlemenin kurucu değil açıklayıcı olduğu yönündedir: açık hüküm bulunmasaydı da savcının, CMK m. 160/1'in aradığı "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâl" bulunmadığı için soruşturma açmaması gerekirdi; kanun koyucu, uygulamanın bu sonucu kendiliğinden üretmemesi karşısında düzenleme yapmak zorunda kalmıştır.162 Buna karşılık bir başka yaklaşım, SYOK'u soruşturma mecburiyeti ilkesinin yeniden düzenlenmesi, yani soruşturma evresinin önüne eklenmiş bir "ön değerlendirme aşaması" olarak niteler.163 Kanaatimizce ilk görüş isabetlidir: SYOK bir takdir yetkisi değil, şüphe eşiğinin bulunmadığının tespitidir. Yukarıda VI. bölümde ele alınan eşik altı sınırlı araştırma tartışması bu sonucu değiştirmez; orada savunulan, savcıya yeni bir değerlendirme yetkisi tanınması değil, bildirimin somutlaştırılmasına yönelik ve hakka müdahale etmeyen bir kaynak doğrulamasıdır. Savcının burada maslahata uygunluk değerlendirmesi yapma alanı yoktur. Kurumun asıl kazanımı yetkide değil, kararın yazılı ve denetlenebilir kılınmasındadır — aşağıda XIII. bölümde ele alınacağı üzere, yazılı gerekçe olmadan şüphe değerlendirmesinin yargısal denetimi de olanaksızdır.
Kurumun sınırları da eşik tartışmasıyla iç içedir. Fiilin suç oluşturmadığı sonucuna ancak "açıkça" ulaşılabildiğinde bu karar verilebilir; suç tipine vücut verme ihtimali bulunan hâllerde açıklık koşulu gerçekleşmez ve değerlendirme mahkemeye bırakılmalıdır.164 Aynı biçimde, SYOK verilebilmesi için CMK m. 158 uyarınca yapılmış bir ihbar veya şikâyetin bulunması gerekir; savcı fiili resen öğrendiğinde bu karar yolu kapalıdır.165 Bu sınırlama, aynı şüphe yoğunluğuna sahip iki olayın yalnızca öğrenme biçimine göre farklı usullere tabi tutulması sonucunu doğurduğundan eleştiriye açıktır. Benzer bir yeknesaklık sorunu, 4483 sayılı Kanun m. 4 kapsamındaki "dilekçenin işleme konulmaması" kararı ile SYOK'un yan yana yürürlükte bulunmasından da doğmakta; aynı içerikteki bir başvuru, muhatabına göre adli ya da idari nitelikte, denetim rejimi farklı iki kararla sonuçlanabilmektedir.166
Aracın etkinliği ise iki noktada zayıflar. Birincisi, SYOK'un mahsus sisteme süresiz kaydı, korumayı amaçladığı lekelenmeme hakkını bizzat aşındırır; öğretide en azından dava zamanaşımı süresinin ölçüt alınması önerilmektedir.167 İkincisi, kararın CMK m. 173 yollamasıyla sulh ceza hâkimliği denetimine açık olması olumlu olmakla birlikte, hakkında karar verilen kişinin sürece katılamaması silahların eşitliği bakımından sorunludur.168 Yargıtay uygulaması da somut delille desteklenmeyen isnatların kişiyi muhakemenin nesnesi hâline getiremeyeceğini kabul etmekte, delil ve şüphe temeli kurulmadan düzenlenen iddianameyi lekelenmeme hakkına aykırı saymaktadır.169 Bu içtihadî çizgi, eşiğin altında kalan bildirimin soruşturmaya hiç dönüştürülmemesi gerektiği yolundaki savı destekler.
Sonuç olarak CMK m. 158/6, başlangıç şüphesi eşiğinin yaptırımsız kalmasını önleyen tek pozitif araçtır; ancak yalnızca ihbar ve şikâyetle sınırlı olması, resen öğrenme hâlini dışarıda bırakması ve kayıt rejiminin ölçüsüzlüğü nedeniyle işlevini eksik görmektedir. Aracın doğru yeri, öğretide savunulduğu gibi, ihbar usulünü düzenleyen m. 158 değil, soruşturma mecburiyetini kuran m. 160'tır.170
XIII. Şüphe Değerlendirmesinin Yargısal Denetimi
Şüphe eşiklerinin normatif olarak ayrıştırılması, bu eşiklere uyulup uyulmadığı bağımsız bir merci önünde sınanamıyorsa pratikte sonuçsuz kalır. Zira suç şüphesi, muhakeme makamlarının harekete geçmesinin "bağlantı noktası"nı oluşturduğuna göre,171 eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesi de denetime elverişli olmak zorundadır. Türk hukukunda bu denetim üç ayrı kanaldan yürür: koruma tedbirleri bakımından sulh ceza hâkimliği, soruşturmanın başlatılmaması ya da sonlandırılması bakımından CMK m. 173 itirazı, nihayet istisnai ve dar bir alanda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru.
A. Sulh Ceza Hâkimliği Denetimi
Koruma tedbirlerinde şüphe denetimi, kararın gerekçesi üzerinden yapılır; Anayasa m. 141/3 ve CMK m. 34 uyarınca hâkim, şüphenin dayandığı somut olguları göstermek zorundadır. Öğretide, "suçun vasfı ve mahiyeti ile mevcut delil durumu" gibi kalıplaşmış ifadelerle yetinen tutuklama kararlarının hukuka aykırı olduğu isabetle vurgulanmaktadır;172 böyle bir gerekçe, denetim merciine denetlenecek bir muhakeme sunmadığı için denetimi biçimsel bir onaya dönüştürür. Buna karşılık uygulamada denetimin işleyebildiği örnekler de vardır: bir olayda itiraz mercii, arama kararında yalnızca ilgili kanunun anıldığını, "ne tür bir makul şüphe olduğunun gösterilmediği" gerekçesiyle kararı kaldırmıştır.173 Bu yaklaşım, AİHM'in AİHS m. 5/1-c bağlamında aradığı, kişiyi suçla ilişkilendiren ve tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek nesnel verilere dayanma ölçütüyle de örtüşmektedir.174
B. CMK m. 173 İtiraz Yolu
Kovuşturmaya yer olmadığı kararı yanında, CMK m. 158/6 uyarınca verilen soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı da m. 173'teki usule tabidir; ihbarda bulunan veya şikâyetçi, bildirimden itibaren on beş gün içinde ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine başvurabilir.175 İtirazın kabulü hâlinde savcı soruşturmaya başlamak zorundadır.176 Bu yönüyle m. 173, savcının başlangıç şüphesine ilişkin olumsuz değerlendirmesinin yargısal denetime açıldığı asıl mecradır. Eşiğin yukarı yönlü denetimi ise iddianamenin iadesi kurumuyla sağlanır: deliller toplanmadan ve deliller fiille ilişkilendirilmeden düzenlenen metin, kanun koyucunun amaçladığı anlamda iddianame sayılmaz.177 Yargıtay da, somut delille desteklenmeyen gizli tanık anlatımı ve nitelik itibarıyla ancak sempatiyi gösterebilecek materyallerle "ne şekilde yeterli şüpheye varıldığının anlaşılamadığını" belirterek bu denetimi işletmiştir;178 başka bir kararda iddianamenin iadesi doğrudan m. 170/2 ve lekelenmeme hakkına dayandırılmıştır.179
Bununla birlikte denetim rejimi bütünlükten yoksundur. Kamu görevlileri bakımından aynı içerikteki bir başvuru, muhatabına göre kesin nitelikte bir "dilekçenin işleme konulmaması" kararıyla ya da itiraza açık bir SYOK ile sonuçlanabilmekte; öğretide haklı olarak, "aynı maddi olay hakkında farklı karar türlerinin ve farklı kanun yolu rejimlerinin doğması, ceza muhakemesinin yeknesaklığı ve öngörülebilirliğiyle bağdaşmamaktadır" denilmektedir.180 Denetimin ikinci zaafı asimetridir: itiraz yalnızca ihbarcı/şikâyetçi lehine kurgulanmış, hakkında karar verilen kişi ne karardan ne itirazdan haberdar edilmiştir; bu durum çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleriyle bağdaşmaz.181 Kanaatimizce eşiğin altında kalındığı gerekçesiyle verilen kararlarda ilgiliye bildirim yapılması, lekelenmeme hakkının değil, tam tersine onun korunmasının gereğidir.
C. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
Bireysel başvuru, şüphe denetiminde tamamlayıcı fakat dar bir işlev görür. Öğretideki baskın görüşe göre m. 173 yolu tüketildikten sonra SYOK/KYOK'a karşı bireysel başvuru, ancak yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının usul boyutundaki etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında mümkündür; salt adil yargılanma hakkına dayanılarak bu kararların denetimi istenemez.182 Bu daralma AİHS m. 13 ile de uyumludur: etkili başvuru güvencesi "tartışılabilir iddia" (arguable claim) bulunmasını gerektirir, dolayısıyla eşiğin altındaki soyut bir ihbar bakımından devletin soruşturma yükümlülüğü doğmaz.183 Yine de bu ayrımın, şüphe eşiğinin ihlalini yalnızca belirli hak kategorilerinde denetlenebilir kıldığı; buna karşılık özel hayat, mülkiyet veya lekelenmeme yönünden ağır sonuç doğuran keyfî soruşturmaların denetim dışında kalabildiği eleştirisi haklıdır.
Denetimin ortak zaafı ölçüt yokluğudur: şüphe derecelerinin objektif kriterleri bulunmadığından,184 denetim merciinin yapabileceği tek sağlam sınama, şüphenin kaynağı olan somut olguların gösterilip gösterilmediği ve olgu ile şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü kişi tarafından kurulabilip kurulamadığıdır.185 Aşağıda XV. bölümde önerilecek objektif ölçüt, esasen bu denetlenebilirlik testinin normatif ifadesidir.
XIV. Lekelenmeme Hakkı ile Şüphe Eşiği İlişkisi
A. Kavramsal Çerçeve: Masumiyet Karinesinin Soruşturma Evresine Yansıması
Masumiyet karinesi, Anayasa m. 38/4 ve AİHS m. 6/2 uyarınca kişinin mahkûmiyet hükmü kesinleşinceye kadar suçlu sayılamamasını ifade eder. Lekelenmeme hakkı ise bu karinenin soruşturma evresine özgü yansıması olarak, henüz bir suç isnadının kesinleşmediği aşamada kişinin ceza muhakemesi mekanizmasına dâhil edilmesinden doğan itibar kaybına karşı korunmasını amaçlar. Türk hukukunda kavram pozitif bir tanıma kavuşmamış olmakla birlikte, gerek yargı kararlarında gerek öğretide bağımsız bir güvence olarak anılmaktadır. Nitekim Yargıtay, "Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi"nde benimsenen ilkeleri sayarken "kişilerin lekelenmeme hakkı" ile "eksiksiz soruşturma ve tek celsede duruşma" ilkelerini birlikte zikretmekte ve savcının soruşturmayı eksiksiz tamamlamasını bu hakkın gereği saymaktadır.186
Lekelenmeme hakkı ile şüphe eşiği arasındaki bağ mantıksal olarak zorunludur: soruşturmanın başlatılması kişiye "şüpheli" sıfatını (CMK m. 2/1-a) kazandırdığına göre, bu sıfatın hukuken meşru sayılabilmesi somut bir isnadın varlığına bağlıdır. Öğretide isabetle vurgulandığı üzere, "[k]işilerin şüpheli olarak işlem görebilmesi için, somut bir isnadın varlığının gerekli olduğu kabul edilmekte, kişi hakkında suç şüphesi doğuran delillerin bulunmaması durumunda, kişiye yönelik muhakeme işlemleri yapılması, lekelenmeme hakkını ihlal eden ve tazminat sorumluluğuna yol açan bir hal teşkil etmektedir."187 Başlangıç şüphesi eşiği bu nedenle salt teknik bir yeterlilik ölçütü değil, aynı zamanda bir hak güvencesidir; eşik aşılmadan kişiye şüpheli sıfatı verilemez188 ve bu eşik "her iddiayı soruşturmaya dönüştürme" yaklaşımını engelleyerek hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerini korur.189
B. Düşük Eşikle Başlatılan Soruşturmanın Kişilik Hakları Üzerindeki Etkisi
Uygulamada lekelenme, çoğu zaman mahkûmiyetten değil sürecin kendisinden doğar. Soruşturma açılması; ifade alma, arama, elkoyma, gözaltı gibi işlemlerle kişinin çevresinde görünür hale gelmesine, kimi hallerde meslekî ve idari sonuçlar doğmasına yol açar. Bu nedenle CMK m. 158/6 ile getirilen soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı (SYOK), doğrudan lekelenmeme hakkını korumak saikiyle ihdas edilmiştir;190 kanun koyucu, fiilin açıkça suç oluşturmadığı veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olduğu hallerde soruşturmanın hiç başlamamasını tercih etmiştir. Öğretide haklı olarak belirtildiği gibi, açık düzenleme bulunmasaydı dahi savcıların CMK m. 160/1 gereği bu tür bildirimlerde soruşturma açmaması gerekirdi; düzenleme, uygulamanın aksi yöndeki eğilimi karşısında zorunlu hale gelmiştir.191 Bu araçların ayrıntısı aşağıda XII. bölümde ele alındığından burada yalnızca hak boyutu vurgulanmaktadır.
Buna karşılık kurumun lekelenmeme hakkını tam olarak koruduğu söylenemez. Baskın görüşe göre SYOK olumlu bir adımdır; ancak aynı yazar isabetle şu tespiti yapar: "Kanun koyucu m. 158/6'daki düzenlemeyle lekelenmeme hakkını korumak istemekle beraber getirdiği düzenlemeyle lekelenmeme hakkını tamamen koruduğu söylenemez."192 Zira karar kişiye bildirilmemekte, hakkında ihbarda bulunulan kişi kaydın varlığını öğrenememekte, silinmesini veya düzeltilmesini isteyememektedir; bu durum Anayasa m. 20/3 ile güvence altına alınan kişisel verilerin korunması hakkı ve çelişmeli muhakeme ilkesiyle bağdaşmamaktadır.193
C. Kişisel Veri Boyutu: Kaydın Kalıcılığı Sorunu
Düşük eşikle başlatılan ya da başlatılmadan kayda geçirilen isnatların asıl kalıcı etkisi veri boyutunda ortaya çıkar. SYOK kayıtlarının mahsus sisteme, suç oluşturan ve oluşturmayan fiiller arasında ayrım yapılmaksızın ve süre sınırı öngörülmeksizin işlenmesi eleştirilmektedir; süresiz kayıt hem lekelenmeme hakkına hem kişisel verilerin korunması hakkına aykırıdır ve en azından dava zamanaşımı süreleri ölçüt alınmalıdır.194 Benzer biçimde 6698 sayılı KVKK m. 28/1-d ve 28/2'nin ceza soruşturması kayıtlarını ilgili kişi haklarından süresiz biçimde istisna tutması, Anayasa m. 13'teki ölçülülük ilkesiyle çelişmektedir.195 AİHM içtihadı da bu yöndedir: Mahkeme, mahkûm olmamış kişilere ait verilerin süresiz saklanmasını AİHS m. 8 bakımından ihlal saymakta, saklama süresi ve denetim güvencelerinin varlığını aramaktadır.196
D. Değerlendirme
Kanaatimizce lekelenmeme hakkı, şüphe eşiğinin yalnızca "sonradan" telafi edildiği bir alan olarak kurgulanamaz. Yargıtay'ın somut delille desteklenmeyen isnatlarla düzenlenen iddianameyi lekelenmeme hakkına aykırı bularak iadesini yerinde bulması,197 Ceza Genel Kurulu'nun ise lekelenmeme hakkı ihlali iddiasını temyiz sebebi olarak incelemesi198 bu hakkın yargısal denetimde işlevsel bir ölçüte dönüştüğünü göstermektedir. Ne var ki iddianame aşamasındaki denetim geç kalmış bir korumadır; asıl güvence, soruşturmanın başlangıcındaki eşiğin — aşağıda XV. bölümde önerileceği üzere — denetlenebilir ve nesnel biçimde tanımlanmasıdır. Aksi halde lekelenmeme hakkı, ihlal gerçekleştikten sonra anılan bir tazmin söylemine indirgenir.
XV. Objektif Ölçüt Önerisi
Önceki bölümlerde ortaya konan tablo, eşik sorununun asıl kaynağının kanun metnindeki boşluktan çok, eşiğin nasıl ölçüleceğine ilişkin bir yöntem yokluğu olduğunu göstermektedir. Nitekim öğretide de açıkça kabul edildiği üzere, "suç şüphesi derecelerinin objektif kriterleri bulunmamaktadır"199 ve uygulamada eşik çoğu kez suçun ciddiyeti, kamuoyu baskısı veya konjonktürel etkenler tarafından belirlenmektedir.200 Bu bölümde, başlangıç şüphesinin varlığını denetlenebilir kılacak üç katmanlı bir ölçüt önerilmektedir: (i) olgusal asgari içerik, (ii) yoğunluk ölçütü, (iii) kayıt (belgelendirme) ölçütü. Önerinin dayandığı temel fikir, öğretide isabetle vurgulanan "üçüncü şahıs testi"dir: şüphenin kaynağı olan sabit olayların gösterilebilmesi ve bu olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü bir kişi tarafından kurulabilmesi.201
A. Olgusal asgari içerik
Başlangıç şüphesinin dayanağı, en az üç unsuru içeren bir olgu çekirdeği olmalıdır: (1) zaman ve yer bakımından somutlaştırılmış bir fiil, (2) bu fiil ile belirli veya belirlenebilir bir kişi ya da kişi çevresi arasında kurulabilen bir bağlantı — şüphenin faile yönelmesi soruşturmanın başlaması için zorunlu olmasa da202 fiilin somutlaştırılması zorunludur — ve (3) bilginin izlenebilir bir kaynağı. Bu üç unsurdan biri dahi yoksa elde bulunan, öğretideki isabetli deyişle "çerçevesi çizilmemiş, sınırlandırılmamış, tamamen genel nitelikte" bir bildirimdir ve soruşturma başlatmaya elverişli değildir.203 Nitekim kişi kimliği, güzergâh ve zaman dilimi bakımından somutlaşmamış istihbari bilginin "genel ve soyut" sayılarak tek başına adli soruşturmanın başladığının kabulüne elverişli görülmemesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu uygulamasında da benimsenmiştir;204 benzer biçimde, hiçbir somut delille desteklenmeyen gizli tanık anlatımından hareketle yeterli şüpheye nasıl ulaşıldığının anlaşılamadığı gerekçesiyle verilen bozma kararı, olgu çekirdeği gösterilmediğinde şüphe değerlendirmesinin denetlenemez hâle geldiğini ortaya koymaktadır.205
B. Yoğunluk ölçütü
İkinci katman, olgunun taşıması gereken ağırlığa ilişkindir. Alman CMK §152/2, soruşturma zorunluluğunu "yeterli fiili dayanak noktaları" (zureichende tatsächliche Anhaltspunkte) şartına bağlar; CMK m. 160/1'deki "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâl" ifadesi de aynı yoğunluğu karşılar.206 Önerilen ölçüt şudur: elde edilen olgular, kriminalistik tecrübe ışığında değerlendirildiğinde, kovuşturulabilir bir suçun işlenmiş olmasını mümkün kılmalı; buna karşılık soyut iddia, tahmin ve varsayım düzeyinde kalmamalıdır.207 Burada aranan bir ispat değil, olasılık eşiğidir; başlangıç şüphesi tüm dereceler içindeki en zayıf şüphe olup mahkûmiyet için gereken ispat düzeyinden çok uzaktır.208 Buna karşılık, salt bir kriminalistik hipotez bu eşiği karşılamaz: somut bir suçun işlendiğine dair dayanak noktası bulunmadan yalnızca hipoteze dayanılarak soruşturma başlatılamaz.209 Savcının bu değerlendirmede takdir yetkisi değil, keyfîliğe kapalı bir değerlendirme marjı vardır;210 bu marj, aşağıda XIII. bölümde ele alındığı üzere denetim dışı bir alan yaratmaz.
C. Kayıt ölçütü
Üçüncü ve pratik bakımdan en kritik katman belgelendirmedir. Bugün mevzuat asimetriktir: soruşturma açılmaması yazılı, gerekçeli ve itiraza tabi bir karara bağlanmışken (CMK m. 158/6 ve m. 173 atfı),211 soruşturma açılması çoğu kez hiçbir gerekçe kaydı üretmeden gerçekleşmektedir. Oysa temel haklara müdahaleyi doğuran işlem birincisi değil ikincisidir. Bu nedenle, soruşturma defterine kayıtla eş zamanlı olarak düzenlenecek kısa bir "başlangıç şüphesi tutanağı" önerilmektedir: bu tutanakta (a) şüphenin dayandığı somut olgular, (b) bilginin kaynağı ve elde ediliş biçimi, (c) olgu ile şüphelenilen suç tipi arasındaki bağlantı yazılmalıdır. Böyle bir kayıt, arama kararlarında "ne tür bir makul şüphe olduğunun gösterilmediği" gerekçesiyle yapılan denetimin212 soruşturmanın başlangıcına da taşınmasını sağlar ve lekelenmeme hakkının XIV. bölümde tartışılan asgari güvencesini oluşturur.
Bu öneriye yöneltilebilecek başlıca itiraz, kayıt yükünün soruşturma mecburiyeti ilkesini ağırlaştıracağı ve iş yükünü artıracağıdır. İtiraz, yıllık milyonlarca soruşturma dosyası karşısında ciddiye alınmalıdır;213 ancak önerilen tutanak, delil değerlendirmesi değil yalnızca dayanak gösterimi olduğundan standart bir forma sığar. Kaldı ki gerekçesi hiç yazılmayan bir eşik kararı, tanımı gereği denetlenemez; denetlenemeyen eşik ise hukuken eşik değildir.
XVI. Sonuç ve De Lege Ferenda Öneriler
A. Ulaşılan Sonuçlar
Çalışma boyunca yürütülen inceleme, Türk ceza muhakemesinde soruşturmanın başlatılmasına ilişkin eşiğin normatif olarak var olduğunu, ancak denetlenebilir bir ölçüte kavuşturulmadığını göstermektedir. Suç şüphesinin varlığı ne tek başına şüpheli statüsü doğurur ne de her hâlde soruşturma açılmasını zorunlu kılar; muhakeme işlemlerinin meşruiyeti, şüphenin belirli bir yoğunluk derecesine ulaşmış olmasına bağlıdır.214 Buna karşılık CMK m. 160/1'in "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâl" formülü, Alman CMK'nın (StPO) § 152/2'sinde yer alan "yeterli fiili dayanak noktaları" ölçütünün sağladığı belirliliği vermemekte; öğretide haklı olarak, sorunun asıl kaynağının başlangıç şüphesinin kanunda açık biçimde tanımlanmamış olması olduğu vurgulanmaktadır.215 Başlangıç şüphesinin somut olgulara dayanması gerektiği; buna karşılık somut esaslara bağlanamayan soyut iddianın, aslı olmayan duyumun ve tahminin bu eşiği karşılamadığı ise hem öğretide hem yargı uygulamasında istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. Belirleyici olan bilginin söylenti ya da tek taraflı iddia biçiminde ortaya çıkmış olması değil, somut bir esasa dayanıp dayanmadığıdır.216
İkinci tespit, terminolojik dağınıklığa ilişkindir. Basit, makul, yeterli ve kuvvetli şüphe kavramları farklı hükümlerde farklı işlevlerle kullanılmakta; AİHS m. 5/1-c'deki "reasonable suspicion" ise Türkçeye "makul şüphe" olarak aktarılmakla birlikte, yoğunluk itibarıyla CMK m. 116'daki aramaya özgü makul şüpheye değil, daha güçlü bir dereceye karşılık gelmektedir.217 Bu kavramsal kayma, uygulamada eşiklerin birbirine karışmasını kolaylaştırmaktadır. Nitekim Yargıtay, hiçbir somut delille desteklenmeyen gizli tanık anlatımı ve sempati göstergesinden ibaret dijital materyalle "yeterli şüpheye" nasıl ulaşıldığının anlaşılamadığını belirterek, eşik denetiminin gerçekten yapılabildiği hâllerde işlevsel olduğunu ortaya koymuştur.218
Üçüncü tespit, korumacı araçların kendi içinde tutarsızlaşmasıdır. CMK m. 158/6'daki soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı lekelenmeme hakkını gözeten yerinde bir filtredir;219 ne var ki mahsus sisteme süresiz kayıt, kararın ilgiliye bildirilmemesi ve kayda erişim imkânsızlığı, korunmak istenen değeri zedelemektedir.220 Aynı elemenin kamu görevlileri bakımından 4483 sayılı Kanun m. 4 uyarınca ayrı bir karar türüyle ve ayrı bir denetim rejimiyle yapılması ise yeknesaklık ve öngörülebilirlikle bağdaşmamaktadır.221
B. De Lege Ferenda Öneriler
1. CMK m. 160/1, başlangıç şüphesini tanımlayan bir cümleyle tamamlanmalıdır: soruşturma, "kriminalistik tecrübeye göre kovuşturulabilir bir suçun işlendiğini mümkün gösteren, somut olgulara dayalı yeterli fiili dayanak noktalarının bulunması hâlinde" başlatılır. Bu formül StPO § 152/2 ile uyum sağlar ve savcının değerlendirme marjını -takdir yetkisine dönüştürmeksizin- sınırlar.222
2. Ön soruşturma (Vorermittlung) alanı kanunla tanınmalı ve sınırlandırılmalıdır. Dayanak noktalarının yeterliliğini aydınlatmaya yönelik, koruma tedbiri içermeyen, süreyle sınırlı ve ilgiliye şüpheli sıfatı yüklemeyen bir ön araştırma yetkisi CMK m. 160'a fıkra olarak eklenmelidir; bu, kişiyi kamuoyu önünde şüpheli damgasından koruyan bir güvencedir.223 Buna karşılık ön alan soruşturmaları (Vorfeldermittlungen), henüz işlendiği şüphesi bulunan bir suç bulunmadığından ceza muhakemesi rejimine dâhil edilmemelidir.224
3. Tek başına hukuka uygun bir davranıştan hareketle, kriminalistik hipoteze dayanarak soruşturma başlatılamayacağı kanun metnine açıkça yansıtılmalıdır; aksi yaklaşım hukuka uygun davranışları genel şüphe altına sokar.225
4. CMK m. 158/6 sistematik olarak m. 160'a taşınmalı, ihbar ve şikâyetler somut delil içerip içermemesine göre ayrıştırılmalıdır.226 Mahsus sisteme kayıt süresizlikten çıkarılıp en azından dava zamanaşımı süresiyle sınırlandırılmalı, kayda erişim ve düzeltme/silme talebi hakkı tanınmalıdır.227 Kamu görevlileri bakımından ilk değerlendirme yetkisi CMK m. 158/4 ile uyumlu biçimde savcılıkta toplanmalıdır.228
5. Şüphe değerlendirmesi gerekçe zorunluluğuna bağlanmalıdır. "suçun vasfı ve mahiyeti ile mevcut delil durumu" gibi kalıp gerekçeler, koruma tedbirlerinde olduğu gibi soruşturmanın başlatılmasında da denetimi imkânsız kılmaktadır.229 Kanaatimizce nihai ölçüt tektir: şüphenin kaynağı olan somut olgular gösterilebilmeli ve bu olgularla şüphe arasındaki bağ, dosyayı inceleyen üçüncü bir kişi tarafından yeniden kurulabilmelidir.230 Eşiği denetlenebilir kılan, şüphenin adı değil, bu bağın gerekçede görünür hâle gelmesidir.
Dipnotlar
- Hamide Zafer / Yağız Yavuz, "Ceza Muhakemesinde Suç Şüphesi ve Dereceleri", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 30, S. 2, 2024, s. 462-485 (s. 464). Yazarlara göre "[s]uç şüphesi tek başına şüpheli statüsünü tesis etmediği gibi, otomatik olarak bir ceza soruşturması başlatılmasını da gerektirmez." (s. 464). ↩
- Fatih Birtek, "Cumhuriyet Savcısı'nın Delilleri ve Fiili Takdir Yetkisi", Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, s. 953-988 (s. 954). ↩
- Eylül Erdem Hacıömeroğlu, "Kamu Görevlileri Hakkında Adli Soruşturma Başlatmaya Elverişli Olmayan İhbar ve Şikâyetler", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl 17, S. 66, 2026, s. 137-182 (s. 145). Yazar, başlangıç şüphesi eşiğinin "'her iddiayı soruşturmaya dönüştürme' yaklaşımını engelleyerek hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerinin de himaye edilmesine hizmet" ettiğini belirtmektedir (s. 145). ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 146. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. Aynı yönde bkz. Berrin Akbulut, "Soruşturma Yapılmasına Yer Olmadığı Kararı (CMK m. 158/6)", Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, C. 10, S. 1, 2022, s. 153-209 (s. 172-173); ayrıca soruşturmayı başlatan somut delillere dayalı şüphenin öğretide "basit şüphe" olarak adlandırıldığı yönünde bkz. Bilge Burhanettin Gülcü, "Soruşturma Evresinin Tanımı, İşlevi, Özellikleri, Ülkemizdeki Tarihçesi", International Anatolia Academic Online Journal / Sosyal Bilimler Dergisi, C. 10, S. 1, 2024, s. 89-101 (s. 96). ↩
- Cem Şenol, "Soruşturma Yapılmasına Yer Olmadığı Kararı (CMK m.158 f.6)", İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 81, S. 3, 2023, s. 749-771 (s. 759-761, 768). Yazara göre "Türk hukuku açısından sorunun asıl kaynağının, soruşturmaya başlanmasını gerektirecek başlangıç şüphesinin, Alman Kanunu'nun aksine, açık ve doğru bir biçimde tanımlanmaması olduğunu söylemek yanlış olmaz." (s. 768). ↩
- Şenol, a.g.m., s. 753-754; düzenlemenin 694 sayılı KHK m. 145 ile eklenip 7078 sayılı Kanun m. 140 ile aynen kabul edildiği hakkında bkz. Akbulut, a.g.m., s. 158-159. Düzenlemenin m. 158 yerine m. 160'ta yer alması gerektiği yönündeki eleştiri için bkz. Şenol, a.g.m., s. 768-770. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 156-157, dn. 3-4. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 467. Krş. Şenol, a.g.m., s. 757, 761-762 (ihbarın fail, yer, zaman gibi somutlaştırıcı bilgiler içermesi hâlinde soruşturma başlatılması gerektiği). ↩
- Birtek, a.g.m., s. 959: "Delil toplanmaksızın, deli[l]ler şüpheliye isnat edilen fiille (veya şüpheliyle) ilişkilendirilmeden hazırlanan bir iddianame, şüphelinin adil yargılanma hakkını (lekelenmeme hakkını) ihlal eder." ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484: "Belirtelim ki, suç şüphesi derecelerinin objektif kriterleri bulunmamaktadır." ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Yarg. 4. CD, E. 2022/7292, K. 2022/13759, T. 1.6.2022 (karararama.yargitay.gov.tr); somut delille desteklenmeyen anlatımlarla ne şekilde yeterli şüpheye ulaşıldığının anlaşılamadığı yönünde bkz. Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Birtek, a.g.m., s. 954. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 464. ↩
- Bkz. Birtek, a.g.m., s. 957-958. ↩
- Bkz. Akbulut, a.g.m., s. 172-173: "Bu kapsamda tamamen asılsız olmayan bir söylenti, belirti ya da tek taraflı iddiaların da yeterli olduğu ifade edilmektedir. Ancak somut esaslara dayanması gerektiği, umma ya da kriminalistik hipotezlerin başlangıç şüphesinin varlığını ortaya koymaktan uzak olduğu belirtilmektedir. Olaylara dayanmayan, tahmin niteliğindeki bir şüphe başlangıç şüphesi için yeterli değildir." Aynı yönde bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 173. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466: "Delillendirilebilen, yani ispat edilebilen ve suçun işlendiğine ve/veya faile işaret ederek suça ilişkin şüphe uyandıran, diğer bir ifadeyle kafamızda acaba mı sorusunu doğuran yan olay veya olayların varlığı soruşturma başlatılması için yeterlidir. […] Delillendirilmeyen olaylara dayanılarak oluşturulan şüphe soyut bir varsayımdan ibarettir." ↩
- Volkan Yetiştirici, "Tutuklamanın Maddi Şartları", Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, 2023, s. 71-98 (s. 77). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 467. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 464. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 146. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 767. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 188. Aynı yönde bkz. Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 162. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 965-966 ve s. 971-972. Yazarın in dubio pro reo ilkesinin soruşturma evresinde uygulanamayacağı yönündeki görüşü için ayrıca bkz. a.g.m., s. 971. ↩
- İstihbari bilginin ne zaman somutlaştığı ve soruşturmanın hangi anda başlamış sayılacağı tartışması ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihadının bu bakımdan değerlendirilmesi için bkz. Akbulut, a.g.m., s. 184-187. ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 464. Yazarlara göre CMK Alman CMK'yı izlediğinden dereceler öğretide başlangıç (basit) şüphe, makul şüphe, yeterli şüphe ve kuvvetli şüphe olarak belirlenmiştir. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. Aynı yönde bkz. Akbulut, a.g.m., s. 172-173. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 173: "Çerçevesi çizilmemiş, sınırlandırılmamış, tamamen genel nitelikte bildirimler başlangıç şüphesi oluşturmayacaktır." ↩
- Bkz. Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 145-146. Yazar, basit şüphe eşiğini "her iddiayı soruşturmaya dönüştürme" yaklaşımını engelleyen zorunlu bir filtre olarak niteler (s. 145). ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 464. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 479. Yazarlar makul şüpheyi, Alman hukukunda kabul edilmemiş, CMK m. 116'da aramaya özgülenmiş özgün bir derece olarak niteler. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 480. ↩
- Karş. Yetiştirici, a.g.m., s. 78. Yazar, AİHS m. 5/1-c'nin "kuvvetli şüphe" değil "makul (yeterli) şüphe" kavramını kullandığını, bu yönüyle Sözleşme ile CMK'nın ayrıştığını belirtir. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957, dn. ↩
- Yarg. 10. CD, E. 2020/9687, K. 2022/9362, T. 20.9.2022 (karararama.yargitay.gov.tr). Kararda Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 27 uyarınca durdurma için "umma derecesinde makul şüphe" arandığı belirtilmektedir. ↩
- Yarg. 12. CD, E. 2015/12815, K. 2015/19162, T. 10.12.2015 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 93-94. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 467. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484: "En önemli husus şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor ve sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olmasıdır." ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 172-173. Yazara göre "Bu kapsamda tamamen asılsız olmayan bir söylenti, belirti ya da tek taraflı iddiaların da yeterli olduğu ifade edilmektedir. Ancak somut esaslara dayanması gerektiği, umma ya da kriminalistik hipotezlerin başlangıç şüphesinin varlığını ortaya koymaktan uzak olduğu belirtilmektedir."; buna karşılık "Somut olaylara, somut olgulara dayanmayan bir tahmin, bir iddia, bir varsayım, aslı olmayan bir duyum soruşturma başlatmak için yeterli değildir." (s. 173). ↩
- Bkz. Şenol, a.g.m., s. 759-761. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. Yazarlara göre "Delillendirilebilen, yani ispat edilebilen ve suçun işlendiğine ve/veya faile işaret ederek suça ilişkin şüphe uyandıran, diğer bir ifadeyle kafamızda acaba mı sorusunu doğuran yan olay veya olayların varlığı soruşturma başlatılması için yeterlidir."; buna karşılık "Delillendirilmeyen olaylara dayanılarak oluşturulan şüphe soyut bir varsayımdan ibarettir." (s. 466). ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957-958. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 467. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 468. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 146: "Başlangıç şüphesi eşiği aşılmadan kişiye şüpheli sıfatı verilemez." Aynı yönde, bu eşiğin "her iddiayı soruşturmaya dönüştürme" yaklaşımını engelleyen bir filtre olduğu yönünde bkz. s. 145. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 757, 761-762. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 173. ↩
- Kararlar için bkz. Yarg. CGK, E. 2016/1151, K. 2018/468, T. 23.10.2018 ve Yarg. CGK, E. 2017/947, K. 2019/479, T. 18.6.2019; her iki karara Akbulut, a.g.m., s. 185-186'daki aktarımdan naklen atıf yapılmıştır. Kararların aksi yöndeki eleştirisi Akbulut'a aittir: "Ancak belirtilen iki olayda da soruşturmayı başlatan başlangıç şüphesinin bulunduğunu düşünüyoruz. Şahıs ismi, aracın güzergahı gibi bilgilerin verildiği durumlarda, istihbarat bilgisinin değerlendirilmesinden değil, başlamış bir soruşturmadan bahsetmek gerekir." (a.g.m., s. 186). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 760-761. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 768: "Türk hukuku açısından sorunun asıl kaynağının, soruşturmaya başlanmasını gerektirecek başlangıç şüphesinin, Alman Kanunu'nun aksine, açık ve doğru bir biçimde tanımlanmaması olduğunu söylemek yanlış olmaz." ↩
- Sorunun bu biçimde kurulması için bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 468-470. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 468-469. Olayın Alman öğretisindeki ayrıntılı analizi için bkz. Elisa Hoven, "Die Grenzen des Anfangsverdachts – Gedanken zum Fall Edathy", Neue Zeitschrift für Strafrecht (NStZ), 2014, s. 361-367. ↩
- Hoven, a.g.m., s. 361 vd. Aynı yönde değerlendirme için ayrıca bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 469-470. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 468-470. Başlangıç şüphesinin değerlendirilmesinde soruşturma makamına takdir yetkisi değil, soyut ve keyfî olamayacak bir değerlendirme marjı tanındığı yönünde bkz. a.g.m., s. 467. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 469-470. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484: "En önemli husus şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor ve sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olmasıdır." ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 482; anılan içtihat: AİHM, Ayşe Yüksel ve Diğerleri/Türkiye, Başvuru No: 55835/09 vd., T. 31.5.2016. Makul şüphenin somut olayın koşullarına göre değerlendirileceği, ancak Sözleşme m. 5 güvencelerini zedeleyecek ölçüde genişletilemeyeceği yönünde bkz. Akbulut, a.g.m., s. 175-178; ayrıca AİHM, Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, Başvuru No: 12244/86, 12245/86, 12383/86, T. 30.8.1990, § 32. ↩
- Yalnızca sempati gösterebilecek nitelikteki dijital materyalden şüphe eşiğine ne şekilde ulaşıldığının anlaşılamadığı yönünde bkz. Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). Arama kararında şüphenin dayandığı olgunun gösterilmemesinin kararı sakatlayacağı yönünde bkz. Yarg. 12. CD, E. 2015/12815, K. 2015/19162, T. 10.12.2015 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Ön soruşturma (Vorermittlung) yoluyla dayanak noktalarının yeterliliğinin açıklığa kavuşturulması ve bunun ilgiliyi şüpheli damgasından koruma işlevi için bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 470-471. CMK m. 158/6'nın ön eleme işlevi için bkz. Akbulut, a.g.m., s. 156-159, 162. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 146. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 145. Somut vakıaya dayanmayan soyut tahmin, hipotez ve varsayımların ceza muhakemesi anlamında şüpheye vücut vermeyeceği yönünde aynı doğrultuda bkz. Birtek, a.g.m., s. 957-958. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 759-761. Aynı yönde bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 768. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 470-471. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 159-161. Düzenlemenin soruşturma evresine "bir ön değerlendirme aşaması" getirdiği yönünde s. 159; savcının fiilin suç oluşturmadığı açıkça anlaşılmadığında araştırma yapmasını ve kolluktan bilgi istemesini gerekli gören, "ön alan araştırması" kavramına dayanan görüşün aktarımı için s. 161. Akbulut aynı yerde, "doktrinde genel ve soyut ihbarlarda herhangi bir araştırmanın yapılmasının söz konusu olmadığını belirten yazarlar da bulunmaktadır" demektedir (s. 161 ve orada dn. 18). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 473. ↩
- Yarg. CGK, E. 2016/1151, K. 2018/468, T. 23.10.2018; Yarg. CGK, E. 2017/947, K. 2019/479, T. 18.6.2019 (Akbulut, a.g.m., s. 185-186'daki aktarımdan naklen). Kararların aksi yöndeki eleştirisi için bkz. Akbulut, a.g.m., s. 186: "Ancak belirtilen iki olayda da soruşturmayı başlatan başlangıç şüphesinin bulunduğunu düşünüyoruz." ↩
- Yarg. 10. CD, E. 2020/9687, K. 2022/9362, T. 20.09.2022 (karararama.yargitay.gov.tr). Kararda 2559 sayılı PVSK ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 27 çerçevesinde durdurma ve yoklama için "umma" derecesinde makul şüphe arandığı belirtilmektedir. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 146. Yazar bu eşiği, "'her iddiayı soruşturmaya dönüştürme' yaklaşımını engelleyerek hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerinin de himaye edilmesine hizmet eder" biçiminde nitelemektedir (s. 145). ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 188. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 195-196; ayrıca s. 207: "Kayıtların süresiz şekilde sistemde yer alması ve sınırlı sayıda kişi tarafından da olsa görülmesi […] lekelenmeme hakkına, kişisel verilerin korunması hakkına aykırı nitelik taşımaktadır." Bu sorun ayrıntılı olarak aşağıda XIV. bölümde ele alınacaktır. ↩
- "Somut bir suçun işlendiğine dair dayanak noktaları bulunmadan, yalnızca kriminalistik bir hipoteze dayanılarak ceza soruşturması başlatılamaz." Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 469-470. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 760-761 (AİHS m. 13 çerçevesinde "tartışılabilir iddia" ve "istismarcı iddia" ayrımı). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 479. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. Yazarlara göre "Belirtelim ki, suç şüphesi derecelerinin objektif kriterleri bulunmamaktadır." (s. 484). ↩
- Bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 479. Aynı yönde, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 6 (RG. 1.6.2005, S. 25832). ↩
- Yarg. 12. CD, E. 2015/12815, K. 2015/19162, T. 10.12.2015 (karararama.yargitay.gov.tr). Kararda, arama kararında yalnızca 2911 sayılı Kanun'a atıf yapılmasının, ne tür bir makul şüphenin bulunduğunu göstermeye elverişli olmadığı yönündeki yerel mahkeme değerlendirmesine yer verilmektedir. ↩
- Yarg. 7. CD, E. 2013/5178, K. 2013/23749, T. 27.11.2013 (karararama.yargitay.gov.tr). Adli aramanın tanımı ve makul şüphe koşulu bakımından ayrıca bkz. Yarg. 7. CD, E. 2013/7331, K. 2014/22193, T. 3.12.2014. ↩
- Yarg. 10. CD, E. 2020/9687, K. 2022/9362, T. 20.9.2022 (karararama.yargitay.gov.tr); kararda Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 27 uyarınca durdurma ve yoklama için "umma" derecesinde makul şüphe arandığı belirtilmektedir. Karş. 2559 sayılı PVSK m. 4/A. ↩
- AİHM, Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, Başvuru No: 12244/86, 12245/86, 12383/86, T. 30.8.1990, § 32. Kararın bu yönü için bkz. Yetiştirici, a.g.m., s. 78; ayrıca bkz. Akbulut, a.g.m., s. 175-178. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 481. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 482; yazarlar bu bağlamda Ayşe Yüksel ve Diğerleri/Türkiye kararına atıf yapmaktadır (Başvuru No: 55835/09 vd., T. 31.5.2016). ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 78. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 480. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 175-178; yazar bu değerlendirmede Osman Kavala/Türkiye (Başvuru No: 28749/18, T. 10.12.2019) ve Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık kararlarına dayanmaktadır. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484: "En önemli husus şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor ve sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olmasıdır." ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 476-477. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957, dn. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 72, 95. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 77. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957-958. ↩
- AİHM, Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, Başvuru No: 12244/86, 12245/86, 12383/86, T. 30.8.1990, § 32. Karar için bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 480-481; ayrıca bkz. Yetiştirici, a.g.m., s. 78. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 78. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 480. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 476. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 95. ↩
- Bkz. Yetiştirici, a.g.m., s. 88-89, 95. Yazar ayrıca CMK m. 100/3 katalogunun mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na gönderme yapmaya devam ettiğini saptamaktadır: a.g.m., s. 89-90. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 478 (Alman Federal Anayasa Mahkemesi'nin StPO § 112/3'e ilişkin Anayasa'ya uygun yorumu). ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 93-94, 95. ↩
- Karş. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484: "En önemli husus şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor ve sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olmasıdır." ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 464, 474. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 474-475. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 971-972. Yazar, aynı gerekçeyle şüpheden sanık yararlanır ilkesinin soruşturma evresinde uygulanamayacağını savunmaktadır; karş. aynı eser, s. 965-966. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 475. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 960. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957-958. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 476-477. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957, dn. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 958, 976. Aynı yönde, delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin adil yargılanma ve lekelenmeme hakkını ihlal ettiği yönünde bkz. a.g.m., s. 959. ↩
- Yarg. 4. CD, E. 2022/7292, K. 2022/13759, T. 01.06.2022; aynı yönde Yarg. 12. CD, E. 2022/1556, K. 2022/7913, T. 02.11.2022; Yarg. 12. CD, E. 2016/5211, K. 2016/9368, T. 02.06.2016 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 04.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2020/7348, K. 2020/6877, T. 18.12.2020 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. Başlangıç şüphesi bakımından benzer bir "somut olgulara dayanma" ölçütü için bkz. Akbulut, a.g.m., s. 172-173; Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 145-146. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 476-477. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957, dn. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 475. Aynı yönde, delil toplanmadan ve deliller fiille ilişkilendirilmeden düzenlenen metnin kanun anlamında iddianame sayılamayacağı hakkında bkz. Birtek, a.g.m., s. 958-959. ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 04.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2020/7348, K. 2020/6877, T. 18.12.2020 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 93-94. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 88-89. Katalog suçlarda salt kuvvetli şüpheye dayalı tutuklamanın bir "şüphe cezası"na dönüşmesi tehlikesi için ayrıca bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 478. ↩
- "Birtakım suçların işlendiğine ilişkin şüphe, tutuklama sebebinin mevcut olduğuna işaret olamaz." Yetiştirici, a.g.m., s. 95. ↩
- Yarg. 12. CD, E. 2015/12815, K. 2015/19162, T. 10.12.2015 (karararama.yargitay.gov.tr). Aynı yönde bkz. Yarg. 7. CD, E. 2013/5178, K. 2013/23749, T. 27.11.2013 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yarg. 10. CD, E. 2020/9687, K. 2022/9362, T. 20.09.2022 (karararama.yargitay.gov.tr); ölçütün Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 6 ve m. 27'de tanımlanması hakkında bkz. Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 479. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 480. ↩
- Karş. Yetiştirici, a.g.m., s. 78. ↩
- "Belirtelim ki, suç şüphesi derecelerinin objektif kriterleri bulunmamaktadır." Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. Şüphe eşiğinin "her iddiayı soruşturmaya dönüştürme" yaklaşımını engelleyen bir filtre işlevi gördüğü yönünde bkz. Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 145. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 759-761, 768. Soyut ve genel ihbarların eşik altında kaldığı yönünde ayrıca bkz. Akbulut, a.g.m., s. 172-173. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 464. ↩
- Bkz. Akbulut, a.g.m., s. 172-173. Aynı yönde: Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 80. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 82. ↩
- Yarg. 10. CD, E. 2020/9687, K. 2022/9362, T. 20.9.2022 (karararama.yargitay.gov.tr). Karar, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 27 bağlamında "umma" derecesinde makul şüpheye atıf yapmaktadır. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 479. ↩
- Yarg. 7. CD, E. 2013/5178, K. 2013/23749, T. 27.11.2013 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 478. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 88-89 ve s. 95. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 89-90. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 95. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 74. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 957, dn. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Karş. Akbulut, a.g.m., s. 197-198 (Anayasa m. 13 ölçülülüğünün ceza muhakemesi tedbirleri bakımından ölçüt alınması). ↩
- Şenol, a.g.m., s. 753-754. Aynı yönde Akbulut, a.g.m., s. 156-157. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 755-757. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 757, 761-762. "İhbar veya şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması, söz konusu suç bildirimlerinin konusunu oluşturan fiilin soyut ve genel nitelikte olmasını ifade eder." (s. 757). ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 173: "Çerçevesi çizilmemiş, sınırlandırılmamış, tamamen genel nitelikte bildirimler başlangıç şüphesi oluşturmayacaktır. Örneğin Konya'da biri öldürülecektir şeklindeki bir bildirim soruşturma başlatılması için yeterli olmayacaktır." ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 158-159, 163. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 156-157. Aynı yönde, soyut tahmin ve varsayımların şüpheye vücut vermeyeceği ve savcının her soyut ihbarı araştırmakla yükümlü olmadığı yönünde bkz. Birtek, a.g.m., s. 957-958. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 159; karş. Şenol, a.g.m., s. 749, 753 (düzenlemenin soruşturma mecburiyeti ilkesini yeniden düzenlediği yönünde). ↩
- Şenol, a.g.m., s. 756-757. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 754-755; aynı yönde Akbulut, a.g.m., s. 159-161. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 165-167, 174-175. Yazara göre "Aynı maddi olay hakkında farklı karar türlerinin ve farklı kanun yolu rejimlerinin doğması, ceza muhakemesinin yeknesaklığı ve öngörülebilirliğiyle bağdaşmamaktadır." (s. 175). ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 195-198, 207-208. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 189-193; Şenol, a.g.m., s. 752, 765-766. ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2020/7348, K. 2020/6877, T. 18.12.2020 (karararama.yargitay.gov.tr); soruşturma mecburiyetinin CMK m. 160 ve m. 170/2 çerçevesinde işleyişi bakımından ayrıca bkz. Yarg. 4. CD, E. 2022/7292, K. 2022/13759, T. 1.6.2022 (aynı kaynak). Öğretide aynı yönde bkz. Birtek, a.g.m., s. 959: "Delil toplanmaksızın, deli[l]ler şüpheliye isnat edilen fiille (veya şüpheliyle) ilişkilendirilmeden hazırlanan bir iddianame, şüphelinin adil yargılanma hakkını (lekelenmeme hakkını) ihlal eder." ↩
- Şenol, a.g.m., s. 768-770; ayrıca yazara göre "Türk hukuku açısından sorunun asıl kaynağının, soruşturmaya başlanmasını gerektirecek başlangıç şüphesinin, Alman Kanunu'nun aksine, açık ve doğru bir biçimde tanımlanmaması olduğunu söylemek yanlış olmaz." (s. 768). ↩
- Birtek, a.g.m., s. 954. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 93-95. ↩
- Yarg. 12. CD, E. 2015/12815, K. 2015/19162, T. 10.12.2015 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 78. Aynı yönde bkz. AİHM, Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, Başvuru No: 12244/86, 12245/86, 12383/86, T. 30.8.1990, § 32. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 752, 765-766. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 189-191. ↩
- Birtek, a.g.m., s. 958, 976 (CMK m. 174/1-b). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2020/7348, K. 2020/6877, T. 18.12.2020 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 175; ayrıca bkz. s. 174, 167. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 191-193. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 203-206. Konuya ilişkin ayrıntılı inceleme için ayrıca bkz. Fahri Gökçen Taner, "Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararına Karşı Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru: Dar, Sarp ve Kısmen Açık Bir Yol", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 135, 2018, s. 185-234. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 760-761. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484: "En önemli husus şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor ve sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olmasıdır." ↩
- Yarg. 3. CD, E. 2015/7099, K. 2015/10801, T. 25.3.2015 (karararama.yargitay.gov.tr). Karar, Yarg. 13. CD, T. 2.2.2012 tarihli ilamına gönderme yapmaktadır. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 767. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 146. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 145. ↩
- Şenol, a.g.m., s. 753. Aynı yönde bkz. Akbulut, a.g.m., s. 158-159. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 156-157. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 196. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 191-193. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 195-196 ve s. 207-208. Yazarın ifadesiyle: "Kayıtların süresiz şekilde sistemde yer alması ve sınırlı sayıda kişi tarafından da olsa görülmesi […] lekelenmeme hakkına, kişisel verilerin korunması hakkına aykırı nitelik taşımaktadır." (s. 207-208). Krş. Şenol, a.g.m., s. 763-764 (kaydın kamu kurumuna bildirilmemesi gerektiği yönünde). ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 197-198, 201. ↩
- AİHM, S. ve Marper/Birleşik Krallık, Başvuru No: 30562/04, 30566/04, T. 4.12.2008; M.M./Birleşik Krallık, Başvuru No: 24029/07, T. 13.11.2012; Brunet/Fransa, Başvuru No: 21010/10, T. 18.12.2014; Gaughran/Birleşik Krallık, Başvuru No: 45245/15, T. 13.2.2020. Bu kararların değerlendirmesi için bkz. Akbulut, a.g.m., s. 199-201. ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2020/7348, K. 2020/6877, T. 18.12.2020 (karararama.yargitay.gov.tr). Kararda, CMK m. 170/2'ye ve "lekelenmeme hakkına" aykırı biçimde düzenlenen iddianamenin iadesine ilişkin gerekçe benimsenmiştir. ↩
- Yarg. CGK, E. 2023/496, K. 2024/120, T. 13.3.2024 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- "En önemli husus şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor ve sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olmasıdır." Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 468. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 173: "Çerçevesi çizilmemiş, sınırlandırılmamış, tamamen genel nitelikte bildirimler başlangıç şüphesi oluşturmayacaktır." ↩
- Yarg. CGK, E. 2016/1151, K. 2018/468, T. 23.10.2018; Yarg. CGK, E. 2017/947, K. 2019/479, T. 18.6.2019 (Akbulut, a.g.m., s. 185-186'daki aktarımdan naklen). Akbulut ise bu iki olayda şahıs ismi ve güzergâh bilgisinin bulunması nedeniyle başlangıç şüphesinin mevcut olduğu görüşündedir (a.g.m., s. 186). ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466; Alman CMK (StPO) §152/2 ve §160 için ayrıca bkz. a.g.m., s. 466-467. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 172-173. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. Aynı yönde Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 145-146: eşik, "her iddiayı soruşturmaya dönüştürme" yaklaşımını engelleyen zorunlu bir filtredir (s. 145). ↩
- "Somut bir suçun işlendiğine dair dayanak noktaları bulunmadan, yalnızca kriminalistik bir hipoteze dayanılarak ceza soruşturması başlatılamaz." Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 469-470. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 467. Savcının değerlendirmesinin vicdani değil maddi ve objektif nitelikte olduğu yönünde karş. Birtek, a.g.m., s. 971-972. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 159, 189-191; kararın adli nitelikte bir filtre oluşturduğu yönünde ayrıca bkz. Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 160, 162. ↩
- Yarg. 12. CD, E. 2015/12815, K. 2015/19162, T. 10.12.2015 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- 2020 yılında açılan yaklaşık 7,4 milyon soruşturma dosyasına ilişkin veriler için bkz. Akbulut, a.g.m., s. 156-157, dn. 3-4. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 464. Yazarlara göre "Suç şüphesi tek başına şüpheli statüsünü tesis etmediği gibi, otomatik olarak bir ceza soruşturması başlatılmasını da gerektirmez.". ↩
- Şenol, a.g.m., s. 768: "Türk hukuku açısından sorunun asıl kaynağının, soruşturmaya başlanmasını gerektirecek başlangıç şüphesinin, Alman Kanunu'nun aksine, açık ve doğru bir biçimde tanımlanmaması olduğunu söylemek yanlış olmaz." Aynı yönde Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 466. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 172-173, 184-187. Ayrıca bkz. Birtek, a.g.m., s. 957-958. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 479-480. Karş. Yetiştirici, a.g.m., s. 78. ↩
- Yarg. 16. CD, E. 2019/7940, K. 2019/5937, T. 4.10.2019 (karararama.yargitay.gov.tr). ↩
- Şenol, a.g.m., s. 753; Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 160, 162. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 195-196, 207-208. ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 174-175: "Aynı maddi olay hakkında farklı karar türlerinin ve farklı kanun yolu rejimlerinin doğması, ceza muhakemesinin yeknesaklığı ve öngörülebilirliğiyle bağdaşmamaktadır." ↩
- StPO § 152/2 ve § 160 için bkz. Şenol, a.g.m., s. 759-761; değerlendirme marjının keyfî olamayacağı yönünde Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 467. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 470-471. Savcının, fiilin açıkça suç oluşturmadığı sonucuna varabilmek için sınırlı bir araştırma yapmasının kaçınılmazlığı yönünde bkz. Akbulut, a.g.m., s. 160-161. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 473; aynı ayrımın Yargıtay uygulamasındaki yansıması için bkz. Akbulut, a.g.m., s. 184-187. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 468-470: "Somut bir suçun işlendiğine dair dayanak noktaları bulunmadan, yalnızca kriminalistik bir hipoteze dayanılarak ceza soruşturması başlatılamaz." (s. 469-470). ↩
- Şenol, a.g.m., s. 768-770. ↩
- Akbulut, a.g.m., s. 197-198, 201, 207-208 (AY m. 13 ve m. 20 ile KVKK m. 28/1-d ve m. 28/2 değerlendirmesi). ↩
- Hacıömeroğlu, a.g.m., s. 177-178. ↩
- Yetiştirici, a.g.m., s. 93-95. Yeterli şüphe denetiminde savcının yükümlülüğünü vurgulayan uygulama için bkz. Yarg. 12. CD, E. 2022/1556, K. 2022/7913, T. 2.11.2022; lekelenmeme hakkı ile CMK m. 170/2 bağını kuran karar için bkz. Yarg. 16. CD, E. 2020/7348, K. 2020/6877, T. 18.12.2020. ↩
- Zafer / Yavuz, a.g.m., s. 484: "En önemli husus şüphenin kaynağı olan sabit, somut olayların gösterilebiliyor ve sabit olaylarla şüphe arasındaki bağın dosyayı inceleyen üçüncü şahıs tarafından kurulabiliyor olmasıdır." ↩
Kaynakça
- Akbulut, Berrin, "Soruşturma Yapılmasına Yer Olmadığı Kararı (CMK m. 158/6)", Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, C. 10, S. 1, 2022, s. 153-209, https://doi.org/10.26650/JPLC2022-1093481. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuchkd/article/1093481
- Birtek, Fatih, "Cumhuriyet Savcısı'nın Delilleri ve Fiili Takdir Yetkisi", Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Özel Sayısı), C. 19, S. 2, 2013, s. 953-988. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruhad/issue/48280/623183
- Gülcü, Bilge Burhanettin, "Soruşturma Evresinin Tanımı, İşlevi, Özellikleri, Ülkemizdeki Tarihçesi", International Anatolia Academic Online Journal / Sosyal Bilimler Dergisi, C. 10, S. 1, 2024, s. 89-101. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/iaaoj/article/1375813
- Hacıömeroğlu, Eylül Erdem, "Kamu Görevlileri Hakkında Adli Soruşturma Başlatmaya Elverişli Olmayan İhbar ve Şikâyetler", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y. 17, S. 66, 2026, s. 137-182, https://doi.org/10.54049/taad.1886965. Erişim: https://doi.org/10.54049/taad.1886965
- Hoven, Elisa, "Die Grenzen des Anfangsverdachts – Gedanken zum Fall Edathy", Neue Zeitschrift für Strafrecht (NStZ), 2014, s. 361-368 (cilt ve sayı tespit edilemedi). Erişim: https://www.jura.uni-leipzig.de/professur-prof-dr-hoven/forschung/publikationen
- Şenol, Cem, "Soruşturma Yapılmasına Yer Olmadığı Kararı (CMK m. 158 f. 6)", İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 81, S. 3, 2023, s. 749-771, https://doi.org/10.26650/mecmua.2023.81.3.0008. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ihm/issue/84219/1473374
- Taner, Fahri Gökçen, "Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararına Karşı Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru: Dar, Sarp ve Kısmen Açık Bir Yol", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 135, 2018, s. 185-234. Erişim: https://medya.barobirlik.org.tr/tbbdergisi/App_Themes/Dergi/2018-135-1755.pdf
- Yetiştirici, Volkan, "Tutuklamanın Maddi Şartları", Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, 2023, s. 71-98 (dergi cilt numarası kullanmamaktadır). Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/gaunhfd/issue/84069/1468554
- Zafer, Hamide / Yavuz, Yağız, "Ceza Muhakemesinde Suç Şüphesi ve Dereceleri", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 30, S. 2, 2024, s. 462-485, https://doi.org/10.33433/maruhad.1564887. Erişim: https://doi.org/10.33433/maruhad.1564887
Makale Bilgileri, İngilizce Öz ve Beyanlar
Abstract
The Threshold Problem in the Initiation of Criminal Investigations: Initial Suspicion, Preliminary Inquiry and the Reviewability of the Degrees of Suspicion
The question of when, and on what minimum factual basis, a criminal investigation may be initiated is not a mere technicality of procedure but a rule-of-law problem, since opening an investigation places the individual before the State's penal claim and unlocks measures that interfere with fundamental rights. The study examines this threshold in Turkish criminal procedure through four complementary lenses: a normative reading of the statutory framework; the positions taken in the doctrine; judicial practice as reflected in decisions of the Court of Cassation and the Constitutional Court, read alongside Strasbourg jurisprudence; and a comparative perspective drawn chiefly from the German discussion of initial suspicion (Anfangsverdacht) and preliminary inquiry (Vorermittlung). It addresses, in turn, the distinction between conjecture, suspicion and conviction; the scattered positive framework and terminological confusion surrounding the degrees of suspicion in the Code of Criminal Procedure; the requirement that initial suspicion rest on concrete facts; whether lawful conduct alone may ground suspicion; the pre-threshold field of preliminary inquiries and proactive investigations; the thresholds of reasonable, strong and sufficient suspicion and their conflation in practice; the link between the intensity of suspicion and proportionality and the right not to be stigmatised; the decision of no grounds to investigate under Article 158/6 of the Code of Criminal Procedure; and judicial review of suspicion assessments. It concludes that the gradation of suspicion is normatively established in Turkish law yet remains unreviewable because its criteria have not been objectified, the root cause being the absence of reasoned justification rather than a multiplicity of concepts. The study therefore proposes a three-layered test—minimum factual content, intensity, and documentation—together with a "record of initial suspicion" drawn up when the investigation is opened, arguing that the ultimate criterion is whether a third party examining the file can reconstruct the link between the concrete facts and the suspicion.
Keywords: Criminal Procedure Law, Investigation Stage, Degrees of Suspicion, Initial Suspicion, Preliminary Inquiry, Right Not To Be Stigmatised, Review of Reasoning, Reviewability.
Yazar: Av. Oğuzhan Çelik — İstanbul Barosu, Sicil No: 53725, İstanbul / Türkiye
ORCID: 0009-0003-3018-5720 (https://orcid.org/0009-0003-3018-5720)
E-posta: info@oguzhancelik.av.tr
Etik Beyan: Bu çalışma için etik kurul onayı gerektiren insan/hayvan denek içeren bir araştırma yapılmamıştır.
Çıkar Çatışması: Yazar herhangi bir çıkar çatışması bulunmadığını beyan eder.
Finansal Destek: Çalışma için finansal destek alınmamıştır.
Yapay Zekâ Kullanım Beyanı: Çalışmanın hazırlanmasında kaynak taraması, metin düzenlemesi ve biçimsel denetim aşamalarında yapay zekâ destekli araçlardan yararlanılmıştır. Kullanılan bütün kaynaklar, doğrudan alıntılar ve yargı kararları yazar tarafından asıl metinleri üzerinden doğrulanmıştır.
İntihal Denetimi: Metin, çalışmada yararlanılan seksen beş akademik makalenin tam metinleri karşısında, sekiz kelimelik birebir dizi örtüşmesi (shingle) ölçütüyle taranmıştır. Dipnot ve kaynakça hariç ham benzerlik oranı %3,26 olarak ölçülmüştür. Örtüşen bölümlerin tamamı tek tek incelenmiş; ya tırnak içinde ve dipnotu gösterilmiş doğrudan alıntı ya da mevzuat metninin aktarımı olduğu görülmüştür — kalan tek örtüşme Ceza Muhakemesi Kanunu m. 91/2 metninin aktarımıdır. Kaynaklardan atıfsız veya tırnaksız alınmış özgün cümle bulunmamaktadır. Denetimin sınırı: Bu tarama, yararlanılan kaynak havuzuna karşı yapılmıştır; genel internet ve ticari veri tabanlarını (iThenticate/Turnitin) kapsamaz.
Sıkça Sorulan Sorular
Ceza soruşturması hangi durumda başlatılır?
Sadece isimsiz bir ihbar veya şikâyetle soruşturma açılır mı?
Şüphe dereceleri nelerdir?
Hukuka uygun bir davranış tek başına şüpheye dayanak yapılabilir mi?
Soruşturmaya yer olmadığı kararı (CMK m. 158/6) nedir?
Yazar
Av. Oğuzhan Çelik
İstanbul Barosu — Sicil No: 53725
ORCID iD: 0009-0003-3018-5720
Yayın: 25 Temmuz 2026
2015'ten bu yana hukuk alanında; İstanbul merkezli avukatlık ve hukuki danışmanlık. Hakkımda →