Ceza Hukuku·Av. Oğuzhan Çelik
Zorunlu Müdafi Bulunmadan Yapılan Duruşma ve Hukuka Kesin Aykırılık: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22 Nisan 2026 Tarihli Kararları Işığında Bir Değerlendirme
Zorunlu müdafi olmadan yapılan yargılamanın sonucu nedir?
- Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda şüpheli veya sanık istemese dahi müdafi görevlendirilir (CMK m. 150/2-3).
- Bu hesaba, uygulanması zorunlu nitelikli hâller de dâhildir; gece vakti nitelikli hırsızlıkta olduğu gibi.
- Zorunlu müdafi bulunmadan duruşma yapılması, Ceza Genel Kurulunun 22.04.2026 tarihli dokuz kararına göre CMK m. 289/1-(e) kapsamında hukuka kesin aykırılıktır.
- Bu nitelendirme sayesinde bölge adliye mahkemesi hükmü CMK m. 280/1-(e) uyarınca bozabilir; aykırılığın hükme etkisi ayrıca araştırılmaz.
The Hearing Held Without Mandatory Defence Counsel and Absolute Legal Violation: An Assessment in Light of the Decisions of the Court of Cassation Assembly of Criminal Chambers Dated 22 April 2026
Ceza yargılamasında müdafi yardımından yararlanmak kural olarak bir haktır; bazı hâllerde ise kişinin istemi hiç aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi zorunludur. Bu zorunluluğa uyulmadan yapılan yargılamanın âkıbeti, uzun süre "hangi hukuka aykırılık türüne girdiği" tartışması etrafında dönmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22 Nisan 2026 tarihinde verdiği dokuz kararlık bir seriyle bu nitelendirmeyi açıklığa kavuşturmuştur.1 Aşağıda önce kanun hükümleri ve kararların ilgili bölümleri olduğu gibi verilmekte, ardından sorunun öğretideki karşılığı ele alınmaktadır. Soruşturma ve kovuşturmanın diğer aşamalarındaki müdafi güvenceleri için gözaltı ve tutuklama ve adli kontrol yazılarımıza bakılabilir.
Kısa cevap: Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda şüpheli veya sanık istemese dahi müdafi görevlendirilir (CMK m. 150/2-3). Bu hesaba, uygulanması zorunlu nitelikli hâller de dâhildir. Zorunlu müdafi bulunmadan duruşma yapılması, Ceza Genel Kurulunun 22.04.2026 tarihli kararlarına göre CMK m. 289/1-(e) kapsamında hukuka kesin aykırılıktır; bölge adliye mahkemesi bu hükmü CMK m. 280/1-(e) uyarınca bozabilir.
Öz
Bu çalışma, zorunlu müdafi bulunmaksızın yapılan duruşmanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bakımından hangi hukuka kesin aykırılık hâline girdiğini, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2026 tarihli dokuz kararı ekseninde incelemektedir. Çalışmada önce zorunlu müdafiliğin doğduğu hâller ile "cezanın alt sınırı" ölçütünün kapsamı ele alınmakta; ardından zorunlu müdafiin yokluğunda yapılan duruşmanın CMK m. 289/1-(e) kapsamında değerlendirilmesinin gerekçeleri ve bunun bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisi bakımından doğurduğu sonuçlar tartışılmaktadır. CMK m. 280/1-(e)'nin 2017 ve 2025 yıllarındaki değişikliklerle geçirdiği üç evre, kararların zaman bakımından uygulama değerlendirmesiyle birlikte ortaya konulmakta; ulaşılan nitelendirmenin öğretide daha önce savunulan görüşle örtüştüğü gösterilmektedir. Çalışma, bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisinin ne genişletilebileceği ne de daraltılabileceği sonucuna varmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Zorunlu müdafi, hukuka kesin aykırılık, istinaf, bölge adliye mahkemesi, bozma kararı, savunma hakkı.
Abstract
This study examines which category of absolute legal violation under the Turkish Code of Criminal Procedure (No. 5271) is constituted by a hearing held without mandatory defence counsel, in light of nine decisions rendered by the Court of Cassation Assembly of Criminal Chambers on 22 April 2026. It first addresses the circumstances giving rise to mandatory defence counsel and the scope of the "minimum limit of the penalty" criterion; it then discusses the reasoning for classifying a hearing held in the absence of mandatory defence counsel under Article 289/1-(e), and the consequences of this classification for the reversal powers of the regional courts of appeal. The three successive versions of Article 280/1-(e), amended in 2017 and 2025, are set out together with the decisions' assessment of temporal application, and it is shown that the resulting classification coincides with a view previously defended in the doctrine. The study concludes that the reversal power of the regional courts of appeal can neither be broadened nor narrowed.
Keywords: Mandatory defence counsel, absolute legal violation, appeal, regional court of appeal, reversal decision, right to defence.
Giriş
Ceza muhakemesinde müdafi yardımı, kural olarak şüpheli veya sanığın tercihine bırakılmış bir imkândır. Kanun koyucu bazı hâllerde ise bu tercihi beklemez ve müdafi görevlendirilmesini zorunlu kılar. Bu çalışmanın konusunu, söz konusu zorunluluğa uyulmaksızın yürütülen bir yargılamanın hukuki âkıbeti oluşturmaktadır. Sorun iki katmanlıdır: önce zorunlu müdafiliğin hangi ölçüte göre doğduğu, ardından bu yükümlülüğe aykırılığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen 289. maddesindeki hangi bende gireceği belirlenmelidir. İkinci soru uzun süre tartışmalı kalmış; nitelendirme tercihi, bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisini doğrudan etkilediği için pratik sonuçlar da doğurmuştur.
Çalışmanın amacı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22 Nisan 2026 tarihinde verdiği dokuz kararlık seriyi esas alarak bu nitelendirmeyi ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Kapsam bilinçli olarak dardır: inceleme, zorunlu müdafisiz duruşmanın kesin aykırılık kategorisi içindeki yeri ile bunun kanun yolu bakımından doğurduğu sonuçlarla sınırlıdır; zorunlu müdafiliğin diğer görünümleri ile müdafiin soruşturma evresindeki yetkileri çalışmanın dışında bırakılmıştır.
Yöntem bakımından, anılan dokuz kararın tamamının metni Yargıtay Karar Arama sisteminden temin edilerek karşılaştırmalı biçimde incelenmiş; kanun hükümleri, mevzuat.gov.tr'de yayımlanan güncel metinlerden alınmıştır. Kanun ve karar metinleri, aktarıldıkları yerlerde değiştirilmeksizin verilmiştir. Değerlendirme, kararların kendi gerekçeleri ile öğretideki görüşlerin karşılaştırılması yoluyla yapılmıştır.
Çalışma şu sırayla ilerlemektedir: önce zorunlu müdafiliğin doğduğu hâller (I) ve müdafiin duruşmada hazır bulunma zorunluluğu (II) ele alınmakta; ardından "cezanın alt sınırı" ölçütünün kapsamı incelenmektedir (III). Dördüncü ve beşinci bölümler, aykırılığın hangi bende gireceği sorusu ile bu tercihin istinafın bozma yetkisi bakımından sonuçlarına ayrılmıştır. Altıncı bölümde inceleme konusu dokuz karar tanıtılmakta; yedinci ve sekizinci bölümlerde ulaşılan sonucun öğretideki karşılığı ve bozma yetkisinin sınırları tartışılmaktadır. Dokuzuncu bölüm karşı oyu, onuncu bölüm uygulamaya ilişkin sonuçları ele almakta, çalışma genel değerlendirmeyle sona ermektedir. Kararların tam metinleri sayfanın sonunda yayımlanmıştır.
I. Kural: Müdafi Ne Zaman İstem Aranmaksızın Görevlendirilir?
Başlangıç noktası, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 150. maddesidir:
Madde 150 – (Değişik: 6/12/2006 – 5560/21 md.) (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Kısa yorum. Maddenin birinci fıkrası isteğe bağlı görevlendirmeyi, ikinci fıkrası kişinin durumundan kaynaklanan zorunlu görevlendirmeyi düzenler: çocuk olmak, kendisini savunamayacak derecede malul olmak, sağır ve dilsiz olmak. Üçüncü fıkra ise bambaşka bir ölçüt getirir; burada kişinin hâli değil, suçun ağırlığı belirleyicidir. Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suç söz konusuysa ikinci fıkra hükmü uygulanır — yani istem aranmaz. Uygulamada en çok tartışılan nokta da budur: "alt sınır" hangi hesaba göre bulunacaktır? Müdafi yardımının soruşturmanın ilk anından itibaren neden önem taşıdığı konusunda ayrıca ifadeye çağrılma ve şüphe dereceleri rehberlerimize bakılabilir.
II. Duruşmada Hazır Bulunma Zorunluluğu
Görevlendirme yükümlülüğü tek başına yeterli değildir; kanun müdafiin duruşmada fiilen hazır bulunmasını da şart koşar:
Madde 188 – (1) Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır. (Ek cümle: 3/10/2016-KHK-676/5 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/5 md.) Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir.71 (2) (Mülga: 18/6/2014 - 6545/103 md.) (3) Bir oturumda bitmeyecek davada, herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek ve oya katılmak üzere yedek üye bulundurulabilir.
Kısa yorum. Hüküm, zorunlu müdafii; hükme katılacak hâkimler, Cumhuriyet savcısı ve zabıt kâtibi ile aynı cümlede saymaktadır. Zorunlu müdafilik hâllerinde müdafi, duruşmanın kurucu unsurlarından biridir; yokluğunda yapılan duruşma eksik bir duruşma değil, kanunun aradığı teşekküle sahip olmayan bir duruşmadır. Ceza Genel Kurulu bu bağı şöyle kurmaktadır:
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.2
Buradaki çıkarım yalın, sonuçları ise ağırdır: hazır bulundurma yükümlülüğü, görevlendirme yükümlülüğünü zorunlu olarak içerir. Müdafi atanmamışsa, hazır bulunması da imkânsızdır.
III. "Cezanın Alt Sınırı" Nasıl Hesaplanır?
CMK m. 150/3'teki beş yıllık eşiğin, suçun temel şekline göre mi yoksa uygulanması zorunlu nitelikli hâller de hesaba katılarak mı bulunacağı, zorunlu müdafilik tartışmalarının çekirdeğini oluşturur. Ceza Genel Kurulu bu noktada mevcut uygulamayı şöyle tespit etmektedir:
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3); buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.3
Kısa yorum. Cümlenin kilit ifadesi "uygulanması zorunlu olan nitelikli hâller"dir. Hâkimin takdirine bağlı artırım ve indirimler hesaba katılmaz; koşulları gerçekleştiğinde uygulanması zorunlu olan nitelikli hâller ise katılır. İncelenen dosyalarda suç, gece vakti işlenen nitelikli hırsızlıktır: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 142/2-h maddesinin öngördüğü cezaya, m. 143 uyarınca gece vakti işlenmesi nedeniyle yapılması gereken artırım eklendiğinde alt sınır beş yılı aşmakta ve zorunlu müdafilik doğmaktadır. Bu, yalnızca hırsızlığa özgü bir sonuç değildir; aynı hesap mantığı, uygulanması zorunlu nitelikli hâl içeren bütün suç tipleri bakımından geçerlidir.
IV. Zorunlu Müdafi Olmadan Yargılama Yapılırsa: Hangi Hukuka Aykırılık?
Asıl uyuşmazlık burada başlar. CMK, bazı aykırılıkları "hukuka kesin aykırılık" sayar ve bunların hükme etki edip etmediğinin ayrıca araştırılmasını aramaz:
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması. c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması. d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi. e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması. f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi. g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi. h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması. i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.
Kısa yorum. Zorunlu müdafisiz yargılama, ilk bakışta iki bende birden yerleşebilir görünür. (h) bendi "hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması"nı düzenler ve müdafisizlik sezgisel olarak bir savunma hakkı sorunudur. (e) bendi ise "duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması"ndan söz eder. Ceza Genel Kurulu ikincisini esas almıştır:
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir.4
Bu tercihin dayanağı metnin kendisindedir: (h) bendi bir "mahkeme kararı" ile sınırlandırmayı şart koşar; oysa zorunlu müdafisizlikte çoğu kez savunmayı sınırlandıran bir karar yoktur, kanunun emrettiği bir işlem hiç yapılmamıştır. Buna karşılık m. 188/1, müdafii duruşmada mutlaka hazır bulunması gereken kişiler arasında saymıştır. Nitelendirme, doğrudan kanun metninden çıkmaktadır.
V. Nitelendirmenin Bedeli: İstinafın Bozma Yetkisi
(e) mi (h) mi sorusu teorik bir tasnif merakı değildir; bölge adliye mahkemesinin ne yapabileceğini belirler. İlgili hüküm şudur:
Madde 280 – (1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra; […] e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, […] g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, Karar verir.
Kısa yorum. Bugünkü metin 289. maddenin tamamına atıf yapmaktadır. Ancak bu hüküm üç evreden geçmiştir ve incelenen dosyalar tam da ortadaki evreye aittir:
| Dönem | CMK m. 280/1-(e)'nin atfı | Dayanak |
|---|---|---|
| Yürürlükten 24.12.2017'ye kadar | "289 uncu maddede belirtilen" — tüm bentler | İlk hâli |
| 24.12.2017 – 24.12.2025 | "maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde" | 696 sayılı KHK m. 98; 7079 sayılı Kanun m. 92 ile aynen kabul.5 |
| 25.12.2025'ten itibaren | "289 uncu maddede" — yeniden tüm bentler | 7571 sayılı Kanun m. 25.6 |
Ortadaki dönemde (h) bendi bozma sebebi olmaktan çıkarılmıştı. Dolayısıyla zorunlu müdafisizlik (h) sayılsaydı, bölge adliye mahkemesi hükmü bozamaz; aykırılık m. 280/1'in (a)-(f) bentlerine girmediğinden "diğer hâller" için öngörülen (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar vererek, duruşma sonunda ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırıp yeniden hüküm kurmak zorunda kalırdı (CMK m. 280/1-g ve m. 280/2). (e) sayıldığında ise bozma yolu açıktır. Ceza Genel Kurulu, yeni düzenlemenin bu dosyalara uygulanamayacağını da ayrıca belirtmiştir:
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.7
Bu, usul kanunlarında derhal uygulama ilkesinin sınırını gösteren isabetli bir tespittir: yeni usul hükmü, yürürlüğünden önce ve o tarihte geçerli olan kurala uygun biçimde yapılmış işlemleri ne geçersiz kılar ne de sakat işlemleri geçerli hâle getirir.
VI. 22 Nisan 2026 Tarihli Dokuz Karar
Ceza Genel Kurulu meseleyi tek bir dosyada değil, aynı gün karara bağladığı dokuz dosyada birden ele almıştır. Dokuzunda da suç gece vakti nitelikli hırsızlıktır; dokuzunda da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı kabul edilmiş ve Özel Dairenin bozma kararı kaldırılmıştır. Kararların uygulama bölümü, E. 2025/674, K. 2026/251 sayılı karar örneğinde şu şekildedir:8
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.9
Kararlar oy birliğiyle değil, oy çokluğuyla alınmıştır:
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.10
| Esas | Karar | Tarih | Oylama | Tam metin |
|---|---|---|---|---|
| 2025/480 | 2026/243 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/642 | 2026/244 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/655 | 2026/245 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/656 | 2026/246 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/658 | 2026/247 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/660 | 2026/248 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/665 | 2026/249 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/673 | 2026/250 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
| 2025/674 | 2026/251 | 22.4.2026 | Oy çokluğu | Tam metin |
Kısa yorum. Aynı meselenin dokuz dosyada birden ve aynı gerekçeyle karara bağlanması rastlantı değildir; Ceza Genel Kurulunun bir nitelendirmeyi tek bir dosyanın özelliklerine bağlı kalmaktan çıkarıp genel bir ölçüte dönüştürme iradesini gösterir. Öte yandan üç üyenin karşı oyu, meselenin Kurul içinde de tartışmalı olduğunu ortaya koymaktadır.
VII. Nitelendirme Sorununun Öğretideki Karşılığı
Ceza Genel Kurulunun vardığı sonuç, öğretide yeni değildir. Aygün Karakoyunlu, CMK m. 289/1-(e) bendini açıklarken bende ilişkin örneği doğrudan bu hâl üzerinden kurmuş ve bendin kapsamına "duruşmanın CMK m.188 kapsamında CMK'nın zorunlu müdafiliği kabul ettiği durumlarda, zorunlu müdafi olmaksızın yapılması"nı sokmuştur.11 Yazarın bu tespiti, incelediğimiz kararlardan yaklaşık üç yıl öncesine aittir. Ceza Genel Kurulunun 2026 tarihli serisi, bu bakımdan öğretide önceden savunulmuş bir nitelendirmeyi içtihada dönüştürmüştür.
Bendin lafzı da bu yorumu desteklemektedir. Özen, hukuka kesin aykırılık hâllerini sayarken bu hâllerde bölge adliye mahkemesinin "hukuka aykırılığın son karara etki edip etmediği hususunu araştırmaksızın" bozma kararı vereceğini belirtmektedir.12 Kesin aykırılık kategorisinin işlevi tam da budur: etkiyi ispat yükünü ortadan kaldırmak. Müdafisiz geçen bir yargılamada savunmanın nasıl şekilleneceğini sonradan tartışmak zaten mümkün değildir; bu nedenle etkinin araştırılmadığı bir kategoriye yerleştirilmesi, kurumun mantığına uygundur.
Nitelendirmenin ötesinde, tartışmanın anayasal bir zemini de vardır. Anayasa'nın 36. maddesi, herkesin "meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına" sahip olduğunu düzenler.13 Zorunlu müdafilik, bu hakkın kişinin kendi imkânlarına bırakılamayacağı hâllerde devlet eliyle güvenceye alınmasıdır; kanun koyucunun istem şartını aramamış olması da bunu gösterir. Kesin aykırılık kategorisinin işlevi, bu güvencenin ihlalini sonradan yapılacak bir etki değerlendirmesine bağlı olmaktan çıkarmaktır.
Öğretide CMK m. 280/1-(e)'nin 2017 değişikliğine yöneltilen eleştiriler de bu çerçevede anlam kazanır. Arıtürk'ün aktardığına göre Şahin ve Göktürk değişikliği yerinde bulmamışlardır; bu yazarlara göre düzenleme, bölge adliye mahkemelerini bozma yerine başvuruyu esastan reddetme yoluna yöneltme riski taşımaktadır. Özbek, Doğan ve Bacaksız da değişikliği eleştirmiş, hükmün yeni hâlinin eskisine kıyasla daha sakıncalı sonuçlar doğurabileceğini belirtmişlerdir.14 Aynı bağlamda, m. 289/1-(h) bendi öğretide müstakil bir monografiye de konu olmuştur.15 İncelenen kararlar, tam da bu eleştirilerin işaret ettiği daralmanın pratikte nasıl sonuç doğurduğunu göstermesi bakımından kayda değerdir: (g) ve (h) bentlerinin bozma sebebi olmaktan çıkarılması, zorunlu müdafisizlik gibi ağır bir aykırılığın hangi bende yerleştirileceğini yargılamanın seyrini belirleyen bir soru hâline getirmiştir. 7571 sayılı Kanun'la istisnanın kaldırılması, bu bakımdan öğretideki eleştirilerle aynı yönde bir düzeltmedir.
VIII. Sınırın Öteki Yönü: Bozma Yetkisi Genişletilemediği Gibi Daraltılamaz da
İncelenen kararlar, öğretide yoğun biçimde tartışılan bir sorunun ayna görüntüsünü sunar. Arıtürk'ün tespitine göre, kanun bozma sebeplerini tahdidî biçimde düzenlemiş olmasına karşın uygulamada bu çerçevenin dışına çıkılmakta; bölge adliye mahkemeleri, esasa ilişkin değerlendirmelere dayanarak dosyayı ilk derece mahkemesine göndermektedir. Yazar, bu uygulamanın direnme yasağıyla birleştiğinde yargılamayı uzattığını ve çözümsüz bir duruma yol açtığını ortaya koymaktadır.16 Yazara göre bu kararlar, ilk derece mahkemesini bozma doğrultusunda hüküm kurmaya mecbur bıraktığı ve dosya yeniden istinafa taşındığında çoğu kez aynı daire önüne düştüğü için ihsas-ı rey yasağını ve tarafsızlık ilkesini de zedelemektedir.17 Yargıtay bu soruna, usule aykırı bozma üzerine kurulan ilk derece hükmünü bölge adliye mahkemesi kararı sayarak temyize açan bir içtihatla karşılık vermiştir.18
İncelediğimiz dosyalarda yön terstir. Burada bölge adliye mahkemesi yetkisini aşmamış, tersine Özel Daire onun yetkisini dar yorumlamıştır: bozma kararı verilemeyeceği görüşüyle hükmü bozmuş, Ceza Genel Kurulu ise bozmanın yerinde olduğunu belirterek Özel Dairenin kararını kaldırmıştır. İki durum birlikte okunduğunda ortaya çıkan ilke şudur: CMK m. 280/1-(e)'deki bozma yetkisi, ne kanunun saymadığı hâllere genişletilebilir ne de kanunun kapsadığı hâllerde daraltılabilir. Her iki sapma da aynı sonucu doğurur — yargılamanın gereksiz yere uzaması ve tarafların kanun yolu haklarının zedelenmesi. Belirleyici soru her seferinde aynıdır: söz konusu aykırılık, CMK m. 289'un hangi bendine girmektedir?
Bu sonuç, dar anlamda istinaf tercihimizin de bir gereğidir. Arıtürk'ün vurguladığı üzere Türk hukukunda istinafta asıl olan hukuka aykırılığın düzeltilmesi, bozma ise istisnadır;19 bu nedenle bozma sebeplerinin sınırlı sayıda sayılması ve genişletilmemesi kuraldır. Ancak istisnanın dar yorumlanması, kanunun açıkça saydığı bir hâlin kapsam dışına itilmesi anlamına gelemez. Balo'nun istinafın amacına ilişkin tespiti de bu yöndedir: istinafın işlevi içtihat birliği sağlamak değil, maddi olayın yeniden duruşmayla incelenmesini gerçekleştirmektir.20
IX. Karşı Oyun Anlamı ve Tartışmanın Açık Kalan Yönü
Üç üyenin karşı oyu, Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu ve itirazın reddi gerektiği yönündedir. Kararlarda karşı oy gerekçesi ayrıntılandırılmadığından, azınlığın nitelendirmeye mi yoksa bozmanın sonuçlarına mı itiraz ettiği metinden kesin olarak çıkarılamamaktadır. Bununla birlikte tartışmanın hangi eksende sürdüğü bellidir: zorunlu müdafisizliğin (h) bendi kapsamında değerlendirilmesi hâlinde — o tarihte yürürlükte olan metin uyarınca — bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisi bulunmayacak, dosya ilk derece mahkemesine geri gitmek yerine bölge adliye mahkemesinde duruşma açılarak sonuçlandırılacaktı. Bu ikinci yol, yargılama süresi bakımından sanığın lehine olabilirdi; buna karşılık ilk derece yargılamasının müdafi huzurunda yeniden yapılması, savunmanın delil toplama ve tanık sorgulama imkânları bakımından daha elverişlidir. Karşı oyun bu iki değer arasındaki tercihten kaynaklanmış olması ihtimal dâhilindedir.
7571 sayılı Kanun'un getirdiği değişiklik, ileriye dönük olarak bu tartışmanın pratik ağırlığını azaltmaktadır: 25.12.2025'ten sonra verilen hükümlerde (h) bendi de bozma sebebi sayıldığından, nitelendirme (e) ya da (h) olsun bölge adliye mahkemesi her hâlde bozabilecektir. Ancak nitelendirmenin önemi tümüyle ortadan kalkmaz; kesin aykırılık kategorisi, kanun yolu denetiminde re'sen gözetilme ve etkinin araştırılmaması bakımından sonuç doğurmayı sürdürür.
X. Uygulamaya İlişkin Sonuçlar
- Alt sınır hesabı dosyanın başında yapılmalıdır. Sevk maddesi suçun temel şeklini gösterse bile, uygulanması zorunlu bir nitelikli hâl varsa beş yıllık eşik onunla birlikte hesaplanır. Bu hesap, zorunlu müdafiliğin doğup doğmadığını belirler.
- Zorunlu müdafilik yalnızca atamayı değil, hazır bulunmayı da kapsar. Dosyada müdafi görünmesine rağmen duruşmaların müdafi yokluğunda yapılmış olması ayrı bir aykırılıktır. Zorunlu müdafiliğin sık gündeme geldiği yargılamalar için bkz. ağır ceza mahkemesinde yargılanmak.
- Aykırılık kesin nitelikte olduğundan ayrıca etki ispatı gerekmez. Kanun yolu dilekçesinde aykırılığın hangi bende girdiğinin gösterilmesi, denetimin kapsamını doğrudan etkiler.
- Hükmün tarihi belirleyicidir. 25.12.2025 öncesi ve sonrası hükümler bakımından bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisi farklı metinlere tabidir.
- Kesinlik sınırı ayrıca gözetilmelidir. İncelenen dosyalarda hırsızlık suçundan kurulan hüküm temyiz denetimine açıkken, birlikte işlenen ikinci suçtan — dosyaya göre konut ya da iş yeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme veya kamu malına zarar verme — kurulan hüküm miktar itibarıyla kesin sayılmış ve temyiz istemi reddedilmiştir. Burada temyiz edilemeyen, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararıdır (CMK m. 286/2-a). Kararlarda belirtildiği üzere kesin nitelikteki hükümler, ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermesi gerektiği yönünde suç vasfına yönelik ya da yanılgılı uygulamaya dayalı aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilir.
XI. Sonuç
Ceza Genel Kurulunun 22 Nisan 2026 tarihli dokuz kararı, zorunlu müdafi bulunmadan yapılan duruşmayı CMK m. 289/1-(e) kapsamında hukuka kesin aykırılık sayarak, uzun süredir tartışılan bir nitelendirmeyi açıklığa kavuşturmuştur. Ulaşılan sonuç, öğretide daha önce savunulan görüşle örtüşmekte ve bendin lafzıyla desteklenmektedir. Kararların asıl değeri, nitelendirmenin kanun yolu sonuçlarını görünür kılmasındadır: bir aykırılığın hangi bende yerleştirildiği, yalnızca bir tasnif işlemi değil, bölge adliye mahkemesinin ne yapabileceğini ve tarafların hangi denetim imkânından yararlanacağını belirleyen bir tercihtir. Üç üyenin karşı oyu ise, kesin aykırılık kategorisinin sınırlarının hâlen tartışmaya açık olduğunu göstermektedir.
Dipnotlar
- Yarg. CGK, E. 2025/480, K. 2026/243; E. 2025/642, K. 2026/244; E. 2025/655, K. 2026/245; E. 2025/656, K. 2026/246; E. 2025/658, K. 2026/247; E. 2025/660, K. 2026/248; E. 2025/665, K. 2026/249; E. 2025/673, K. 2026/250; E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026 (karararama.yargitay.gov.tr, E.T. 29.7.2026). Kararların tam metinleri bu sayfanın sonunda yayımlanmıştır. ↩
- Yarg. CGK, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026 (karararama.yargitay.gov.tr, E.T. 29.7.2026). Metin içinde aktarılan gerekçe bölümleri, aksi belirtilmedikçe bu karardan alınmış olup aynı gerekçe, aynı tarihli dokuz kararın tamamında yer almaktadır. ↩
- Yarg. CGK, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026. ↩
- Yarg. CGK, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026. ↩
- 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK'nin 98. maddesiyle, CMK m. 280/1'in ilgili bendinde yer alan "maddede" ibaresi "maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde" şeklinde değiştirilmiş; bu hüküm 1.2.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 92. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. KHK'nin 20.11.2017 tarihi karar tarihi olup, KHK 24.12.2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir; tablodaki dönem sınırı bu nedenle yürürlük tarihine göre kurulmuştur. ↩
- 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle bu bentte yer alan "maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde" ibaresi "maddede" şeklinde değiştirilmiştir (mevzuat.gov.tr, E.T. 29.7.2026). Kararlarda değişikliğin yürürlük tarihi 25.12.2025 olarak esas alınmıştır. ↩
- Yarg. CGK, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026. ↩
- Yarg. CGK, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026 (karararama.yargitay.gov.tr, E.T. 29.7.2026). Aynı gerekçe dokuz kararın tamamında yer almakta olup, E. 2025/655, K. 2026/245 sayılı kararda dosyada birden çok sanık bulunduğundan ifadeler çoğul ("sanıklara") biçimdedir. ↩
- Yarg. CGK, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026. ↩
- Yarg. CGK, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026. ↩
- Ülkem Cansu Aygün Karakoyunlu, "Ceza Muhakemesi Hukukunda İstinaf", Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XX, S. 2, 2023, s. 247-288 (s. 276). ↩
- Muharrem Özen, "Türk Ceza Muhakemesinde İstinaf", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 65, S. 4, 2016, s. 2331-2388 (s. 2354). ↩
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 (mevzuat.gov.tr, E.T. 29.7.2026). ↩
- Cumhur Şahin / Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, 14. Baskı, Ankara, Seçkin, 2023, s. 631; Haluk Özbek / Veli Doğan / Ahmet Bacaksız, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, Seçkin, 2022, s. 767 — her iki esere de Arıtürk'ten naklen atıf yapılmıştır: Ramazan Arıtürk, "Ceza Muhakemesi Hukukunda İstinaf Kanun Yoluna İlişkin Olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin Bozma Kararının Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme", Kırklareli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 3, S. 1, 2025, s. 79-100 (s. 85, dn. 11). ↩
- Alparslan Dereli, Mutlak Bozma Nedeni Olarak Savunma Hakkının Kısıtlanması, Ankara, Seçkin, 2022 — Arıtürk'ten naklen: Arıtürk, a.g.m., s. 85, dn. 11. ↩
- Arıtürk, a.g.m., s. 89-90. ↩
- Arıtürk, a.g.m., s. 97-98. ↩
- Arıtürk, a.g.m., s. 91-95. Yazarın andığı kararlar arasında Yarg. 9. CD, E. 2021/23736, K. 2021/8589, T. 21.10.2021 ve Yarg. 6. CD, E. 2024/1829, K. 2024/4347, T. 3.4.2024 bulunmaktadır. ↩
- Arıtürk, a.g.m., s. 83. ↩
- Yusuf Solmaz Balo, "Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen İstinafın Değerleri ve Bunların Sağlanabilirlik Koşulları", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S. 7, 2016, s. 209-245 (s. 209). ↩
Kaynakça
- Arıtürk, Ramazan: "Ceza Muhakemesi Hukukunda İstinaf Kanun Yoluna İlişkin Olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin Bozma Kararının Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme", Kırklareli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 3, S. 1, 2025, s. 79-100. DOI: 10.62124/kluhfd.1653942 — dergipark.org.tr
- Aygün Karakoyunlu, Ülkem Cansu: "Ceza Muhakemesi Hukukunda İstinaf", Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XX, S. 2, 2023, s. 247-288 — dergipark.org.tr
- Balo, Yusuf Solmaz: "Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen İstinafın Değerleri ve Bunların Sağlanabilirlik Koşulları", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S. 7, 2016, s. 209-245 — dergipark.org.tr
- Özen, Muharrem: "Türk Ceza Muhakemesinde İstinaf", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 65, S. 4, 2016, s. 2331-2388 — dergipark.org.tr
Naklen atıf yapılan eserler. Aşağıdaki eserlere doğrudan değil, Arıtürk'ün çalışması aracılığıyla atıf yapılmıştır; künyeler anılan çalışmadan alınmıştır: Dereli, Alparslan: Mutlak Bozma Nedeni Olarak Savunma Hakkının Kısıtlanması, Ankara, Seçkin, 2022. · Özbek, Haluk / Doğan, Veli / Bacaksız, Ahmet: Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, Seçkin, 2022. · Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan: Ceza Muhakemesi Hukuku, 14. Baskı, Ankara, Seçkin, 2023.
Mevzuat ve yargı kararları. Kanun metinleri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının mevzuat.gov.tr'de yayımlanan güncel metinlerinden; kararlar Yargıtay Karar Arama sisteminden alınmıştır (E.T. 29.7.2026).
Kararların Tam Metinleri
Aşağıdaki kararlar, kaynağından olduğu gibi — kelime, harf ve noktalama değiştirilmeden — aktarılmıştır. Metinler Yargıtay Karar Arama sisteminden alınmış olup kişisel veriler kaynağında arındırılmış hâldedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/480, K. 2026/243, T. 22.4.2026
Kişisel Verilerden Arındırılmıştır ********** Ceza Genel Kurulu 2025/480 E. , 2026/243 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 1871-2037
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 1 43... . maddeleri uyarınca 5 yıl 15 ay; konut dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/4 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Manisa 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.06.2020 tarihli ve 235-564 sayılı hükümlerin, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince 31.03.2021 tarih ve 1869-935 sayı ile;
"Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması..." nedeniyle her iki suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Manisa 6. Asliye Ceza Mahkemesince 29.04.2021 tarih ve 333-355 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince 08.09.2021 tarih ve 1871-2037 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.05.2025 tarih ve 12153-9173 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.08.2025 tarih ve 137384 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan konut dokunulmazlığının ihlali suçundan verilen hüküm kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 07.10.2025 tarih ve 10537-17423 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 31.03.2021 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği,
2- İlk Derece Mahkemesince konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan 10 ay hapis cezasını içeren hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.03.2020 tarih ve 1377-940 sayı ile sanığın nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından TCK’nın 142/2-h, 1 43... /4. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olması, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 14.05.2025 tarihli ve 12153-9173 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,
4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/642, K. 2026/244, T. 22.4.2026
Kişisel Verilerden Arındırılmıştır ********** Ceza Genel Kurulu 2025/642 E. , 2026/244 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 1797-2039
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 1 43... . maddeleri uyarınca 6 yıl 10... gün; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/2-4 ve 62. maddeleri uyarınca 12...
gün; mala zarar verme suçundan TCK’nın 151/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına; tüm suçlar yönünden aynı Kanun’un 53, 63... . maddeleri gereğince hak yoksunluklarına, mahsuba ve cezaların ikinci kez mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin İzmir 22. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2019 tarihli ve 612-871 sayılı hükümlerin, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 22.09.2020 tarih ve 229-1708 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 2 80... /1-e maddelerine aykırı davranılması," nedeniyle her üç suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren İzmir 22. Asliye Ceza Mahkemesince 29.04.2021 tarih ve 554-302 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 06.07.2021 tarih ve 1797-2039 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 17.04.2025 tarih ve 11706-6770 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 04.09.2025 tarih ve 122667 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen hükümler kesin nitelikte olduklarından temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10795-17998 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 22.09.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin
edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği, 2- İlk Derece Mahkemesince iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan 12... gün hapis ve mala zarar verme suçundan kurulan 5 ay hapis cezasını içeren hükümlere yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararlarının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.07.2019 tarih ve 28096-21524 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından TCK’nın 142/2-h, 143, 116/2 ve 151/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olmaları, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermeleri gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 17.04.2025 tarihli ve 11706-6770 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- İş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik sanık müdafiinin temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, 4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/655, K. 2026/245, T. 22.4.2026
Kişisel Verilerden Arındırılmıştır ********** Ceza Genel Kurulu 2025/655 E. , 2026/245 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 3407-361
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanık ...’ün nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h ve 143. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay; kamu malına zarar verme suçundan TCK’nın 152/1-a maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından TCK’nın 53... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; sanık ...’in nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h, 143, 62... . maddeleri uyarınca 5 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, kamu malına zarar verme suçundan aynı Kanun’un 152/1-a, 62, 50/1-a ve 52/2. maddeleri gereğince 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Balıkesir 3.
Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.11.2019 tarihli ve 556-687 sayılı hükümlerin, sanıklar tarafından istinaf edilmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 22.03.2021 tarih ve 1041-665 sayı ile; "Sanıklara isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 2 80... /1-e maddelerine aykırı davranılması..." nedeniyle her iki suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesince 02.09.2021 tarih ve 366-585 sayı ile önceki gibi sanıkların cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, sanıklar müdafiileri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 15.02.2023 tarih ve 3407-361 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 29.05.2025 tarih ve 27144-10384 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 04.09.2025 tarih ve 40923 sayı ile; "...Sanıklara isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemleri aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir.
CMK’nın 188/1. maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280. maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan kamu malına zarar verme suçundan verilen hükümler kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10797-17996 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanıklara müdafi atanmadan ve sorguları sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm
verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 22.03.2021 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanıklara zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği, 2- İlk Derece Mahkemesince kamu malına zarar verme suçundan kurulan 1 yıl hapis ve 6.000,00 TL adli para cezalarını içeren hükümlere yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararlarının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.10.2018 tarih ve 4854-3561 sayı ile sanıkların gece vakti nitelikli hırsızlık ve kamu malına zarar verme suçlarından TCK’nın 142/2-h, 1 43... /1-a maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanıklara isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanıklara müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen kamu malına zarar verme suçundan kurulan hükümlerin ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olmaları, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 29.05.2025 tarihli ve 27144-10384 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Kamu malına zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, 4- Hırsızlık suçundan verilen hükümlerin denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/656, K. 2026/246, T. 22.4.2026
Kişisel Verilerden Arındırılmıştır ********** Ceza Genel Kurulu 2025/656 E. , 2026/246 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
EK KARAR TARİHİ : 01.11.2021
SAYISI : 2575-2401
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h ve 143. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay; konut dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/4. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından TCK’nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin Manisa
3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.01.2020 tarihli ve 314-5 sayılı hükümlerin, sanık tarafından istinaf
edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince 31.03.2021 tarih ve 1938-947 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 2 80... /1-e maddelerine aykırı davranılması..." nedeniyle her iki suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesince 14.07.2021 tarih ve 276-487 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince 06.10.2021 tarih ve 2575-2401 sayı ile yargılama giderleri yönünden düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümler ile 01.11.2021 tarihli ve 2575-2401 sayılı ek kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.05.2025 tarih ve 10507-9037 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.09.2025 tarih ve 158741 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan konut dokunulmazlığının ihlali suçundan verilen hüküm kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10780-18003 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 31.03.2021 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği,
2- İlk Derece Mahkemesince konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan 1 yıl hapis cezasını içeren hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararın temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.02.2019 tarih ve 2043-1318 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından TCK’nın 142/2-h, 1 43... /4. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olması, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 14.05.2025 tarihli ve 10507-9037 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükme yönelik temyiz talebinin reddine dair ek kararın ONANMASINA, 4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/658, K. 2026/247, T. 22.4.2026
Kişisel Verilerden Arındırılmıştır ********** Ceza Genel Kurulu 2025/658 E. , 2026/247 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 599-1098
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 1 43... . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay; konut dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/1-4 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Ankara Batı 3.
Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.06.2019 tarihli ve 493-638 sayılı hükümlerin, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesince 24.11.2020 tarih ve 2547-2175 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1, 2 80... /1-e maddelerine aykırı davranılması," nedeniyle her iki suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Ankara Batı 3. Asliye Ceza Mahkemesince 09.03.2021 tarih ve 11-198 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesince 26.05.2021 tarih ve 599-1098 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 21.05.2025 tarih ve 1026-9499 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 04.09.2025 tarih ve 86548 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan konut dokunulmazlığının ihlali suçundan verilen hüküm kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10792-18002 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 24.11.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği,
2- İlk Derece Mahkemesince konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan 10 ay hapis cezasını içeren hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca 23.05.2019 tarih ve 5561-4300 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından TCK’nın 142/2-h, 1 43... /4. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olması, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21.05.2025 tarihli ve 1026-9499 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, 4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/660, K. 2026/248, T. 22.4.2026
Ceza Genel Kurulu 2025/660 E. , 2026/248 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ : DİYARBAKIR Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza
SAYISI : 1630-1701
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 1 43... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay; mala zarar verme suçundan TCK’nın 151/1 ve 62. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53, 63... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, mahsuba ve cezaların ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Diyarbakır 14. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.09.2020 tarihli ve 430-286 sayılı hükümlerin, sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11.
Ceza Dairesince 07.10.2020 tarih ve 1257-178 sayı ile; "1-Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1, 2 80... /1-e maddelerine aykırı davranılması, 2-Hırsızlık suçundan temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılmayarak eksik ceza tayini, 3-Suçun gündüz sayılan saat 05.30 sıralarında işlenmesine rağmen sanık hakkında TCK’nın 143. maddesi gereğince artırım yapılmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi, 4-Mala zarar verme suçu açısından etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanılmayacağının tartışılmaması," nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Diyarbakır 14. Asliye Ceza Mahkemesince 27.05.2021 tarih ve 650-614 sayı ile; sanığın nitelikli hırsızlık suçundan TCK'nın 142/2-h ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay; mala zarar verme suçundan TCK’nın 151/1, 168/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 ay 3 gün hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53, 63... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, mahsuba ve cezaların ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi
11. Ceza Dairesince 29.06.2021 tarih ve 1630-1701 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar
verilmiştir. Bu hükümlerin de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 07.05.2025 tarih ve 13335-8305 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 04.09.2025 tarih ve 114501 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan mala zarar verme suçundan verilen hüküm kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10793-17997 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 07.10.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği, 2- İlk Derece Mahkemesince mala zarar verme suçundan kurulan 1 ay 3 gün hapis cezasını içeren hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.07.2020 tarih ve 7036-4051 sayı ile sanığın nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından TCK’nın 142/2-h ve 151/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, İlk Derece Mahkemesince aynı Kanun’un 143. maddesinin uygulanma ihtimali karşısında sanığa ek savunma hakkı tanındığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen mala zarar verme suçundan kurulan hükmün ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olması, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 07.05.2025 tarihli ve 13335-8305 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik sanığın temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, 4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Kişisel Verilerden Arındırılmıştır **********
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/665, K. 2026/249, T. 22.4.2026
Ceza Genel Kurulu 2025/665 E. , 2026/249 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ : KONYA Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza
SAYISI : 1194-1513
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h ve 143. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/4. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Karaman 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.02.2020 tarihli ve 733-146 sayılı hükümlerin, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 07.10.2020 tarih ve 1289-1373 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1, 2 80... /1-e maddelerine aykırı davranılması," nedeniyle her iki suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Karaman 5. Asliye Ceza Mahkemesince 25.02.2021 tarih ve 505-102 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 02.09.2021 tarih ve 1194-1513 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 21.05.2025 tarih ve 13804-9611 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.09.2025 tarih ve 141492 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan verilen hüküm kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10778-18001 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 07.10.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği, 2- İlk Derece Mahkemesince iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan 1 yıl hapis cezasını içeren hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; Karaman Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.11.2019 tarih ve 3517-3177 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından TCK’nın 142/2-h, 1 43... /4. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olması, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21.05.2025 tarihli ve 13804-9611 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- İş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, 4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/673, K. 2026/250, T. 22.4.2026
Ceza Genel Kurulu 2025/673 E. , 2026/250 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2512-2580
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 1 43... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay; konut dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/4 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin İstanbul Anadolu 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.03.2021 tarihli ve 677- 339 sayılı hükümlerin, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 04.04.2022 tarih ve 1774-923 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143.
maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması," nedeniyle her iki suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren İstanbul Anadolu 5. Asliye Ceza Mahkemesince 24.05.2022 tarih ve 224- 363 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 07.11.2022 tarih ve 2512-2580 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 21.05.2025 tarih ve 851-9497 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.08.2025 tarih ve 885 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan konut dokunulmazlığının ihlali suçundan verilen hüküm kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10535-17993 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 04.04.2022 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği, 2- İlk Derece Mahkemesince konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan 10 ay hapis cezasını içeren hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.11.2019 tarih ve 57543-46371 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından TCK’nın 142/2-h, 1 43... /4. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olması, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21.05.2025 tarihli ve 851-9497 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,
4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/674, K. 2026/251, T. 22.4.2026
Ceza Genel Kurulu 2025/674 E. , 2026/251 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2107-1212
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 1 43... . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay; konut dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/1-4 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53, 63... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, mahsuba ve cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.01.2021 tarihli ve 516-42 sayılı hükümlerin, sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 16.02.2022 tarih ve 993-290 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması... Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan hüküm tesis edilirken alt sınırdan ayrılmak suretiyle fazla ceza tayin edilmesi..." nedenleriyle her iki suç bakımından bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesince 02.11.2022 tarih ve 146-757 sayı ile; sanığın nitelikli hırsızlık suçundan önceki hüküm gibi; konut dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/1-4 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından aynı Kanun’un 53, 63... . maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, mahsuba ve cezaların ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin hükümlerin, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 20.09.2023 tarih ve 2107-1212 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 11.02.2025 tarih ve 14819-2259 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.08.2025 tarih ve 106686 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3.
maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1.
maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280.
maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir. Öte yandan konut dokunulmazlığının ihlali suçundan verilen hüküm kesin nitelikte olduğundan temyizen incelenemez." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10549-18004 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığı, bu bağlamda 16.02.2022 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceği, 2- İlk Derece Mahkemesince konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan 1 yıl 15 gün hapis cezasını içeren hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının ceza miktarı bakımından temyiz yoluna tabi olup olmadığı, bu kapsamda Özel Dairece bahse konu suçun temyizen incelenip incelenemeyeceği, Hususlarının değerlendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya içeriğinden; Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.11.2020 tarih ve 17264-12721 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından TCK’nın 142/2-h, 1 43... /1-4. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği hâller CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (f) ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle (e) bentlerinde sınırlı şekilde belirtilmiş olup istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir.
1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri
hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün
uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.
Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.
Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3);
buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.
CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.
Diğer taraftan, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinafa gidilemeyeceği CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyize başvurulamayacağı ise CMK'nın 286.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle normun istisnaları gösterilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. (CMK 286/2-a maddesi) Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. (CGK, 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02...
.03.2014 tarihli ve 532-126; 20.11.2024 tarihli ve 356-356 sayılı)
B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konuları Birlikte Değerlendirildiğinde
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188.
maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nitelikli hırsızlık suçu ile birlikte işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün ise miktar itibarıyla kesin nitelikte olması, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz de bulunmaması nedenleriyle Özel Dairece temyizen incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, her iki uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Dairenin bozma kararının isabetli olduğu, bu nedenle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 11.02.2025 tarihli ve 14819-2259 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, 4- Hırsızlık suçundan verilen hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Ceza davasında avukat tutmak zorunda mıyım?
Beş yıllık sınır neye göre hesaplanır?
Zorunlu müdafi atanmadan yargılama yapılırsa ne olur?
Müdafi dosyada görünüyor ama duruşmaya katılmadıysa durum değişir mi?
Bu aykırılığı istinaf mahkemesi bozabilir mi?
Yazar
Av. Oğuzhan Çelik
İstanbul Barosu — Sicil No: 53725
ORCID iD: 0009-0003-3018-5720
Yayın: 29 Temmuz 2026
2015'ten bu yana hukuk alanında; İstanbul merkezli avukatlık ve hukuki danışmanlık. Hakkımda →