Ceza Hukuku·Av. Oğuzhan Çelik
Önleme Araması ile Adli Arama Ayrımı ve Hukuka Aykırı Elde Edilmiş Delilin Akıbeti: Yargıtay İçtihadı ile Anayasa Mahkemesinin Güncel Yaklaşımı
Önleme araması kararına dayanılarak elde edilen delil hükme esas alınabilir mi?
- Ayrım iki ölçüte dayanır: amaç ve muhatap. Önleme aramasının muhatabı, suç şüphesi altında bulunmayan kişidir (PVSK m. 9).
- Arama işleminden önce belirli bir kişiye yönelmiş somut suç şüphesi doğmuşsa, yapılacak işlem adı ne olursa olsun adli aramadır (CMK m. 116 vd.).
- Adli arama kararı gerektiren olayda önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama hukuka aykırıdır; elde edilen delil ikrar bulunsa bile hükme esas alınamaz.
- Sonradan alınan savcılık emri veya el koymaya ilişkin hâkim onayı, aramayı geriye dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez.
- Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi üç aşamalı test uygular; savunmanın hem aramanın hukuka aykırılığına hem delilin gerçekliğine ayrı ayrı itiraz etmesi gerekir.
The Distinction Between Preventive Search and Judicial Search and the Fate of Unlawfully Obtained Evidence: In Light of the Case Law of the Court of Cassation and the Recent Approach of the Constitutional Court
Önleme araması kararına dayanılarak yapılan aramada ele geçirilen delil, ceza yargılamasında hükme esas alınabilir mi?
Kural olarak hayır. Arama işleminden önce somut bir suçun işlendiğine dair şüphe doğmuşsa, artık önleme araması değil adli arama yapılması gerekir. Yargıtay bu sonucu, kararlarında aynen yinelediği şu kalıpla ifade etmektedir: "adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır". Böyle bir aramayla elde edilen delil, Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i uyarınca hükme esas alınamaz (Yargıtay CGK, E. 2013/610, K. 2014/512; E. 2013/841, K. 2014/513; E. 2014/166, K. 2014/514, T. 25.11.2014).
Ancak bu, her dosyada Anayasa Mahkemesinden ihlal kararı çıkacağı anlamına gelmez. Bireysel başvuruda Mahkeme, delilin hukuka aykırılığını tek başına yeterli saymayıp bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini denetlemekte ve üç aşamalı bir test uygulamaktadır. Bu ayrım, yazının ikinci kısmında incelenmektedir.
Bu yazı iki kısımdan oluşur. Birinci kısım, dosyaya bakan okuyucu için kuralı, ayrımı ve uygulamada denetlenecek hususları özetler. İkinci kısım, meseleyi doktrin ve içtihat düzeyinde, yargı kararlarının tam metinleriyle birlikte inceler.
Kısaca: Bilinmesi Gereken Sekiz Nokta
- Arama bir koruma tedbiridir. Özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığına doğrudan müdahale ettiğinden, sınırları önceden çizilmiş bir karara dayanmak zorundadır.
- İki ayrı rejim vardır. Önleme araması (PVSK m. 9) suçun veya bir tehlikenin önlenmesi amacını taşır; adli arama (CMK m. 116 vd.) şüphelinin yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi amacını taşır.
- Ayrım iki ölçüte dayanır: amaç ve muhatap. Amaç bakımından fark yukarıda belirtilmiştir; muhatap bakımından ise önleme aramasının muhatabı, suç şüphesi altında bulunmayan kişidir. Somut bir suç şüphesi doğduğunda hem amaç hem muhatap değişir; yapılacak işlem adli aramadır.
- Ölçütler dosyada iki soruyla denetlenir. Birinci soru: şüphe ne zaman doğdu? Şüphenin arama işleminden önce mi sonra mı somutlaştığı belirlenir. İhbar plaka, kimlik, yer gibi belirli bilgiler içeriyorsa şüphe çoğu kez arama öncesinde somutlaşmış sayılır.
- İkinci soru: şüphe belirli bir kişiye yönelmiş mi? Kişi şüphe altındaysa, işleme "yoklama" veya "önleme araması" densin, uygulanacak rejim adli aramadır.
- Karar mercii farklıdır. Adli aramada kural hâkim kararıdır; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamadığı hâllerde kolluk amirinin yazılı emri yeterlidir. Ancak konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yalnızca hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılabilir (CMK m. 119/1); kolluk amirinin emri bu yerler bakımından yeterli değildir.
- Sonradan alınan onay aykırılığı gidermez. El koymaya ilişkin hâkim onayı, hukuka aykırı biçimde gerçekleştirilmiş aramayı hukuka uygun hâle getirmez (Yargıtay CGK, E. 2014/166, K. 2014/514).
- Aykırılık hükmü de sakatlar. Hukuka aykırı yöntemle elde edilen delile dayanan hüküm, CMK m. 289/1-i uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini oluşturur.
Adli Arama ile Önleme Araması: Karşılaştırma
| Ölçüt | Adli arama | Önleme araması |
|---|---|---|
| Kanunî dayanak | CMK m. 116, 117, 119 | PVSK m. 9 |
| Amaç | Şüphelinin/sanığın yakalanması veya suç delillerinin elde edilmesi | Suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesi |
| Hukukî niteliği | Ceza muhakemesi işlemi (adli kolluk faaliyeti) | İdari kolluk faaliyeti |
| Muhatap | Hakkında suç şüphesi bulunan kişi | Suç şüphesi altında bulunmayan kişi |
| Zaman bakımından | Suç şüphesi doğduktan sonra | Suç işlenmesinden önce |
| Karar mercii | Hâkim; gecikmesinde sakınca varsa C. savcısı, ulaşılamıyorsa kolluk amirinin yazılı emri (konut, iş yeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar hariç) | Sulh ceza hâkimi kararı; bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülki amirin yazılı emri (PVSK m. 9/1) |
| Yanlış rejimin sonucu | Adli arama gerekirken karar veya yazılı emir alınmamışsa arama hukuka aykırıdır; elde edilen delil hükme esas alınamaz (AY m. 38/6; CMK m. 206/2-a, 217/2, 230/1-b, 289/1-i) | Geçerli bir önleme araması kararı bulunsa dahi, şüphe somutlaştıktan sonra yapılan aramaya dayanak olamaz; sonuç değişmez |
İlgili Mevzuat
Aşağıdaki hükümler, konunun tamamını çerçeveleyen kurallardır. Metinler resmî kaynaktan (mevzuat.gov.tr) birebir aktarılmıştır. Bu bölüm başvuru amaçlıdır; aynı hükümler ikinci kısımda, tartışmanın ilgili halkasında yeniden ve bağlamıyla birlikte ele alınmaktadır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI — m. 38/6
"Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez."
POLİS VAZİFE VE SALÂHİYET KANUNU (2559) — m. 9/1 (önleme araması)
"Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar."
POLİS VAZİFE VE SALÂHİYET KANUNU — m. 4/A (durdurma; arama değildir)
"Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz. (…) Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez."
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (5271) — m. 116/1 (adli arama)
"Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir."
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU — m. 119/1 (arama kararı)
"Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir."
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU — m. 206/2 (delilin reddi)
"Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa."
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU — m. 217/2 (ispat)
"Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir."
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU — m. 230/1-b (gerekçe)
"Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi."
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU — m. 289/1-i (hukuka kesin aykırılık)
"Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması."
SİVİL HAVA MEYDANLARI, LİMANLAR VE SINIR KAPILARINDA GÜVENLİĞİN SAĞLANMASI, GÖREV VE HİZMETLERİN YÜRÜTÜLMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK — m. 8 (arama yetkisi)
"Mülki idare amiri, genel güvenlik ve kamu düzeni bakımından gerekli gördüğü hallerde; sivil hava meydanlarında, limanlarda ve sınır kapılarında, 5442 sayılı Kanununun Ek 1 inci maddesi çerçevesinde binaları, uçakları, helikopterleri, gemileri ve her türlü deniz ve kara taşıtlarını, giren çıkan yolcular ile buralarda görevli kamu ve özel kuruluşların tüm personelinin üstlerini, araçlarını ve eşyalarını aratmaya yetkilidir. (…) Arama emri, aramanın kimler tarafından yapılacağı belirtilmek kaydıyla ve yazılı olarak verilir. Acil durumlarda sözlü olarak verilen emir derhal yerine getirilir ve bu emir en kısa zamanda yazı ile teyit edilir. Aramalar gümrüklü alanlarda gümrük ve gümrük muhafaza diğer sahalarda ise kolluk görevlileri tarafından yapılır. (…) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunundaki hükümler saklıdır."
KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNU (5607) — m. 9/1-2 (gümrükte arama)
"(1) Kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğundan şüphe edilen her türlü kap, ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlar ile kişilerin üzerlerinde yapılacak arama ve elkoymalar, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca yerine getirilir. (2) Gümrük salonları ve gümrük kapılarında kaçak eşya sakladığından kuşkulanılan kişilerin üzeri, eşyası, yükleri ve araçları gümrük kontrolü amacıyla gümrük görevlilerince aranabilir. Yapılan arama sonucunda tespit edilen kaçak eşyaya derhal elkonulur."
Bu hükümler birlikte okunduğunda ortaya şu düzen çıkar: PVSK m. 9 önleyici amaçlı aramayı, CMK m. 116 ve 119 suç şüphesine bağlı adli aramayı düzenler. Gümrük kapılarında dahi, kişi şüphe altındaysa uygulanacak rejim 5607 m. 9/1 yollamasıyla yine CMK'dır. Aykırılığın sonucu ise Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i zincirinde düzenlenmiştir.
Dosyada Denetlenecek Hususlar
Aramanın hukuka uygunluğu, çoğu zaman tek bir belgeden değil, tutanaklar arasındaki tarih ve içerik ilişkisinden anlaşılır. Uygulamada şu hususlar sırayla denetlenir:
- Tutanak hangi karara dayanıyor? Arama tutanağında adli arama kararına mı, yazılı arama emrine mi, yoksa önleme araması kararına mı dayanıldığı açıkça yazılmış olmalıdır.
- Önleme araması kararı olay yeri ve tarihini kapsıyor mu? Kapsamayan bir karara dayanılması başlı başına aykırılık sebebidir.
- Şüphe ne zaman somutlaştı? İhbarın içeriği incelenir: kişi, araç, plaka, yer gibi belirli unsurlar taşıyan bir ihbar, aramadan önce somutlaşmış suç şüphesine işaret eder.
- Aranan yer hangi kategoriye giriyor? Konut, iş yeri veya kamuya açık olmayan kapalı alan söz konusuysa kolluk amirinin yazılı emri yeterli değildir.
- Gecikmesinde sakınca bulunan hâl gerekçelendirilmiş mi? Bu hâle dayanılıyorsa, somut gerekçesinin tutanakta gösterilmesi beklenir.
- Karar belirlilik ilkesine uygun mu? Aranacak kişi, yer, eşya ve sürenin kararda belirlenmiş olması gerekir; sınırları çizilmemiş bir karar keyfî uygulamaya açıktır.
- Hüküm delili tartışmış mı? Mahkeme, hükme esas aldığı ve reddettiği delilleri gerekçesinde göstermek zorundadır (CMK m. 230/1-b). Bu tartışmanın yapılmamış olması, ileri sürülecek ayrı bir aykırılıktır.
Uygulamada en sık yapılan hata: tek itirazla yetinmek
Hukuka aykırı delil savunması iki ayrı itirazı gerektirir ve yalnız birini yapmak çoğu zaman yetmez. Birincisi, aramanın hukuka aykırılığına itirazdır (karar veya yazılı emrin bulunmaması, önleme–adli arama ayrımının ihlali, kararın olay yeri ve tarihini kapsamaması). İkincisi, delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine itirazdır (ele geçirilen şeyin gerçekten o olduğu, muhafaza zinciri, tutanağın doğruluğu, tartım ve ekspertiz). Her ikisi de mümkün olan en erken aşamada ve tutanağa geçecek biçimde ileri sürülmelidir. Bu ayrımın sebebi ve dayandığı içtihat, yazının ikinci kısmında (XI. bölüm) açıklanmaktadır.
Delilin Hukuka Aykırı Sayılmasının Sonuçları
Aykırılık saptandığında sonuç tek bir hükümden ibaret değildir; birbirini izleyen bir yasak zinciri devreye girer:
- Anayasa m. 38/6 — kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.
- CMK m. 206/2-a — kanuna aykırı elde edilmiş delil ortaya konulduğunda reddolunur.
- CMK m. 217/2 — yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir.
- CMK m. 230/1-b — hükme esas alınan ve reddedilen deliller gerekçede ayrıca gösterilir.
- CMK m. 289/1-i — hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delile dayanması, hukuka kesin aykırılık hâlidir.
Ele geçirilen madde aynı zamanda suçun maddi konusunu oluşturuyorsa, delil dışlandığında geriye mahkûmiyete esas alınabilecek başka bir delil kalmayabilir. Tartışmanın uygulamada bu ölçüde çekişmeli olmasının sebebi budur.
Bu kısımda mesele, doktrindeki delil yasakları öğretisi ile Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihadı çerçevesinde ayrıntılı olarak incelenmekte; atıf yapılan kararların tam metinleri yazının sonunda yayımlanmaktadır. Okuyucuya not: bu kısımda anlatım hukukî terminolojiyle ilerler ve cümleler birinci kısma göre yoğunlaşır. Konuya yabancı okuyucuya, yazının sonunda yer alan Temel Kavramlar sözlüğünü bu bölümü okurken elinin altında tutması önerilir; metinde geçen terimlerin tanımları orada toplanmıştır.
Öz
Uyuşturucu madde suçlarına ilişkin dosyaların önemli bir bölümü, bir arama işlemiyle başlar; davanın sonucu ise çoğu zaman o aramanın hukuka uygunluğuna bağlıdır. Türk hukukunda arama, amacı ve muhatabı birbirinden farklı iki ayrı rejime tabidir: suç işlenmesinin veya tehlikenin önlenmesi amacıyla, suç şüphesi altında olmayan kişilere yönelik önleme araması (PVSK m. 9) ile şüphelinin yakalanması veya suç delillerinin elde edilmesi amacına yönelik adli arama (CMK m. 116 vd.). Yargıtay'ın istikrarlı içtihadına göre, somut bir suçun işlendiği şüphesi doğduktan sonra artık yalnızca adli arama yapılabilir; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama hukuka aykırıdır ve bu yolla elde edilen delil, Anayasa m. 38/6 ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca hükme esas alınamaz.
Bu çalışma, amaç ve muhatap ölçütlerinin dosyada nasıl uygulandığını — şüphenin arama işleminden önce somutlaşıp somutlaşmadığını — Yargıtay kararları üzerinden inceledikten sonra, meselenin anayasal boyutunu iki Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu kararının karşılaştırması üzerinden ele almaktadır: hukuka aykırı elde edilmiş delilin belirleyici delil olarak kullanılmasını adil yargılanma hakkının ihlali sayan Orhan Kılıç kararı ile önleme araması kararına dayalı bir araç aramasında ihlal bulmayan ve üç aşamalı denetim testini yeniden çerçeveleyen Hacı Karabulut (2) kararı.
Çalışma, testin birinci aşamasında aranan "mahkemelerce yapılmış tespit" ölçütünün uygulamada yanlış anlaşıldığını göstermektedir: burada aranan, derece mahkemesinin aramayı hukuka aykırı bulup beraat vermiş olması değil, o delile ilişkin olarak somut olayda yapılmış ve hükümde varlığını sürdüren bir yargısal tespittir; genel olarak içtihattan çıkarılan bir sonuç bu aşamada yeterli değildir.
Buna bağlı olarak çalışma, savunma bakımından çoğu zaman gözden kaçan bir ayrımı ortaya koymaktadır: aramanın hukuka aykırılığına yönelik itiraz ile delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine yönelik itiraz farklı aşamaları ilgilendirir ve ayrı ayrı, kayda geçecek biçimde ileri sürülmelidir. Nitekim Hacı Karabulut (2) kararında sonucu belirleyen etken, ikinci nitelikteki somut itirazın hiç yapılmamış olmasıdır.
Çalışma son olarak, testin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasındaki istisnasız yasakla arasındaki gerilimi iki yönüyle ele almaktadır: anayasal yasak, ihlal sonucuna götüren üç koşuldan yalnızca birine dönüşmekte; savunmadan ise hukuka aykırılığın yanı sıra delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine de itiraz etmesi beklenmektedir.
Aynı başvurucunun önceki başvurusu (Hacı Karabulut, B. No: 2017/14871) ise hüküm fıkralarının "kabul edilen" ve "kabul edilmeyen" kısımlarının ayrı okunması gerektiğini göstermektedir: orada usule ilişkin şikâyet kabul edilmiş, aramaya ilişkin esas şikâyet hiç incelenmemiştir. Ulaşılan sonuç şudur: Yargıtay düzeyinde delil yasağı çizgisi kural olarak korunmakla birlikte, ihbarın somutlaşma derecesine göre içtihatta istikrar bulunmadığı görülmektedir; Anayasa Mahkemesinin güncel yaklaşımı ise denetimi büyük ölçüde derece mahkemelerinin tespitine ve sanığın yargılamada bu delile karşı somut ve usulüne uygun biçimde itiraz etmiş olmasına bağlamıştır. Bu durum, savunma bakımından tek bir sonuca işaret etmektedir: aramanın hukuka aykırılığı, yargılamanın en başından itibaren açıkça, somut olarak ve tutanağa geçecek biçimde ileri sürülmelidir.
Anahtar Kelimeler: Önleme Araması, Adli Arama, Hukuka Aykırı Delil, Delil Yasağı, Anayasa m. 38/6, Adil Yargılanma Hakkı.
I. Giriş
Bir yol uygulamasında durdurulan araçta, bir ihbar üzerine gidilen adreste ya da bir havalimanı kontrolünde ele geçirilen madde; dosyaya çoğu zaman hem suçun maddi konusu hem de tek veya belirleyici delil olarak girer. Bu nedenle aramanın hangi hukuki rejime göre yapıldığı, teknik bir usul ayrıntısı değil, davanın esasını belirleyen bir ön sorundur: arama hukuka aykırıysa, onunla elde edilen delil Anayasa'nın açık hükmü gereği "delil olarak kabul edilemez" (AY m. 38/6).1
Uygulamada sorun, neredeyse her zaman aynı desenle ortaya çıkar: kolluğa bir ihbar veya istihbarat bilgisi ulaşır; ardından arama, o an elde mevcut olan — çoğu kez günler önce, genel nitelikte verilmiş — bir önleme araması kararına dayanılarak yapılır. Oysa ihbar, ortada işlenmekte olan somut bir suç bulunduğu şüphesini doğurmuşsa, yapılması gereken artık önleme araması değil, Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre karar veya yazılı emir alınarak yürütülecek bir adli aramadır. Çalışmanın planı şöyledir:
- II–III. İki arama türünün yasal çerçevesi ve ayrım ölçütlerinin dosyada uygulanması.
- IV. Hukuka aykırı aramanın delil hukukundaki sonuçları.
- V. Hukuka uygun arama örnekleriyle sınır çizgisi.
- VI. Havalimanı ve gümrük kapılarına özgü mevzuatın somut suç şüphesi hâlinde yine CMK'ya çıkışı; zincirin, sonuçlanmış bir dosya üzerinden madde madde kurulması.
- VII. Meselenin anayasal çerçevesi: Anayasa'nın istisnasız yasağı ile bireysel başvuruda uygulanan bütünlük testi arasındaki gerilim.
- VIII–IX. Ölçütün Orhan Kılıç kararında kuruluşu ve Hacı Karabulut (2) kararıyla üç aşamalı teste dönüşerek daralması.
- X. Testin nasıl işlediği ve anayasal yasakla arasındaki gerilim.
- XI. Savunma bakımından sonuçlar.
- XII. Sonuç.
Bölümlerin bir kısmı, konuyu tamamlayan alt başlıklar içerir: delil yasakları öğretisinin kavramsal çerçevesi (IV), durdurma ve yoklama sınırı (V), ölçütün Strazburg içtihadındaki kaynağı (VII) ve savunmadaki ikili itiraz tuzağı (XI).
Çalışmanın sonunda, incelenen kararların tam metinleri hiçbir değişiklik yapılmadan yayımlanmıştır: dört Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararı, on iki Yargıtay kararı ve bir Yüce Divan kararı olmak üzere toplam on yedi karar metni; dipnotlardaki künyelere tıklanarak ilgili kararın tam metnine doğrudan gidilebilir.
II. İki Ayrı Rejim: Önleme Araması ve Adli Arama
Önleme aramasının dayanağı 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 9. maddesidir: polis, "tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla" usulüne göre verilmiş sulh ceza hâkimi kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arayabilir.2 Yargıtay'ın kararlarında tekrarlanan tanımıyla: "önleme araması, suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir."3
Adli arama ise CMK m. 116 ve devamında düzenlenir: yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa şüphelinin üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir; arama kural olarak hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamayan hâllerde kolluk amirinin yazılı emriyle yapılır — konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda ise yalnızca hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde savcının yazılı emriyle yapılabilir (CMK m. 119/1).4
İki rejimin ayrım noktası amaç ve muhataptır: önleme araması geleceğe dönüktür ve henüz suç şüphesi altında olmayan herkesi hedefler; adli arama geçmişte işlenmiş veya işlenmekte olan somut bir suçun failini ve delilini arar. Yargıtay bu ayrımı tek cümlede formüle etmiştir: "Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması değil ancak adli arama yapılabilir."3
III. Ölçütün Dosyada Uygulanması: Şüphe, Aramadan Önce Somutlaşmış mı?
Belirleyici soru şudur: arama işlemine başlanmadan önce, belirli bir kişiye veya araca bağlanabilen somut bir suç şüphesi doğmuş mudur? Doğmuşsa, o andan itibaren yürütülecek her işlem ceza muhakemesi işlemidir ve arama, CMK'daki güvencelere tabidir. Yargıtay'ın bozma kararları bu deseni istikrarla uygular:
- Uçakla il değiştiren kişilerin yanlarında uyuşturucu getirecekleri ihbarı üzerine, olaydan iki gün önce verilmiş önleme araması kararına dayanılarak yapılan üst araması hukuka aykırıdır (20. CD, E. 2015/296, K. 2015/1964).5
- Belirli bir araçla madde sevk edileceği ihbarı üzerine önleme kararıyla yapılan aramada suçun maddi konusu hukuka aykırı elde edilmiş olduğundan, mahkûmiyet değil beraat kararı verilmesi gerekir (20. CD, E. 2015/14903, K. 2015/4992).6
- Eşkâl bildiren bir duyum üzerine, olaydan altı gün önce alınmış önleme kararıyla yapılan üst araması (20. CD, E. 2015/15610, K. 2015/4056) ile otobüste sevkiyat ihbarı üzerine üç gün önce alınmış önleme kararıyla yapılan çanta araması (20. CD, E. 2015/1743, K. 2015/535) aynı gerekçeyle hukuka aykırı bulunmuştur.7
- Gümrük kapısından çıkan araçta kaçakçılık yapıldığı ihbarı üzerine önleme kararıyla yapılan aramada ele geçen madde hükme esas alınamaz (20. CD, E. 2016/913, K. 2016/3026).8
Bu kararların ortak dayanağı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihinde verdiği ve sonraki daire kararlarında sürekli anılan üç karardır (E. 2013/610, K. 2014/512; E. 2013/841, K. 2014/513; E. 2014/166, K. 2014/514). Bu kararlar yalnızca bir sonuç değil, bir ayrım şeması kurar: tehlike tedbirlerinin ceza muhakemesindeki türü "koruma tedbiri", kolluk hukukundaki türü ise "önleme tedbiri"dir; ikisini harekete geçiren anahtar kavramlar farklıdır — koruma tedbirini "suç şüphesi", önleme tedbirini "tehlike" harekete geçirir. Buna bağlı olarak önleme araması idari, adli arama ise adli bir işlemdir; önleme aramasında kolluk idari kolluk sıfatıyla hareket eder ve amiri mülki amirdir, adli aramada ise amiri Cumhuriyet savcısıdır.
Kararlar ayrıca aranan şüphenin niteliğini de ayırır: adli aramada "makul şüphe", önleme aramasında ise "makul sebep" aranır; makul şüphe sıradan bir kişinin somut olgular karşısında duyacağı şüpheye, makul sebep ise konunun uzmanınca değerlendirilen olgulara dayanır.9
Bu şemanın sonucu, kararlarda ilke hâlinde formüle edilmiştir: adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır.10 Bu içtihat grubundan üç ilke çıkarılabilir: (1) makul bir sebep yokken belirli periyotlarla yenilenerek birbirini izleyen ve genel arama izlenimi veren önleme araması kararları hukuka aykırıdır; (2) suç şüphesinin ortaya çıkmasından itibaren artık CMK kuralları uygulanır — arama, önceden alınmış önleme kararına göre değil, CMK'ya göre icra edilmelidir; (3) önleme araması, mahiyeti gereği en kısa zamanda tamamlanmalıdır.10
Bu ilkelerin nasıl uygulandığı, üç kararın somut olaylarında görülür. İlkinde (E. 2013/610, K. 2014/512) belirli bir otobüste sahte para, mülteci ve kaçak eşya bulunduğu istihbaratı alınmış, durum Cumhuriyet savcısına bildirilmeden otobüs beklenmiş ve olaydan sekiz gün önce verilmiş bir önleme araması kararına dayanılarak aranmıştır; Genel Kurul, suç izlenimi veren hâli öğrenen kolluğun derhal savcıya haber verip emri doğrultusunda hareket etmesi gerekirken usulüne uygun adli arama kararı almadan yaptığı aramayı hukuka aykırı saymıştır. İkincisinde (E. 2013/841, K. 2014/513) araç önleme kararıyla durdurulmuş, ilk aramada jeneratör ve dürbün bulunması ile sürücünün yakınının örgüt üyesi olduğu bilgisinin edinilmesi üzerine şüphe somutlaşmış; buna rağmen aynı önleme kararına dayanılarak ikinci ve üçüncü aramalar yapılmış, üçüncü arama sanık araç başında yokken gerçekleştirilmiş ve kişi iki-üç saat bekletilmiştir — Genel Kurul bu üç unsuru birlikte hukuka aykırılık sebebi saymıştır. Üçüncüsünde (E. 2014/166, K. 2014/514) hâkim, makul şüphe bulunmadığı gerekçesiyle arama talebini reddetmiş; bu karara karşı kanun yoluna başvurulmaksızın ertesi gün Cumhuriyet savcısınca "gecikmesinde sakınca bulunduğu" belirtilerek yazılı arama emri verilmiştir. Genel Kurul, hâkim kararı alınmasının veya ret kararına itiraz edilmesinin telafisi imkânsız sonuç doğuracağını gösteren hiçbir bilgi bulunmadığını saptayarak aramayı hukuka aykırı bulmuş; ayrıca somut olayda ele geçen tabancanın maddi delil olarak dışlanması karşısında, kovuşturmada geri alınan ve başka delille desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet kurulamayacağını belirtmiştir.11
Şüphenin aramadan önce somutlaştığı, çoğu zaman dosyanın kendi belgelerinden ispatlanabilir: olay ve yakalama tutanağındaki ifadeler, duruşmada tanık olarak dinlenen kolluk görevlilerinin "kişi hakkında önceden bilgi vardı", "ismi elimizdeki listede yazılıydı", "gelmesini bekliyorduk" türünden beyanları ve hatta mahkemenin gerekçeli kararında yer alan "önceden tespit yapıldığı" yönündeki kabuller; aramanın bir önleme araması değil, belirli bir kişiye yönelmiş adli bir işlem olduğunu gösteren delillerdir. Bu nedenle savunmanın ilk işi, dosyadaki tutanak ve beyanları bu gözle taramak; kolluk tanıklarına, şüphenin ne zaman ve nasıl doğduğunu duruşmada açıkça sordurmaktır. Yargıtay, havalimanının arındırılmış bölgesinde şüphe üzerine yapılan takip senaryosunda bu sonucu açıkça ifade etmiştir: faili belli olan bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluştuktan sonra adli arama kararı alınmadan yapılan üst araması hukuka aykırıdır; bu yolla ele geçen madde, ikrar bulunsa bile hükme esas alınamaz ve suçun maddi konusu bulunmadığından beraat kararı verilmesi gerekir (20. CD, E. 2015/1386, K. 2015/1067, T. 27.05.2015).12
Bununla birlikte içtihadın tek yönde olmadığı da belirtilmelidir. İhbarın somutlaşma derecesi ölçüt alındığında Yargıtay kararları arasında farklılık bulunmaktadır: Ceza Genel Kurulu bir kararında, araç plakası ve sanık isimleri dâhil somutlaşmış istihbarat karşısında önleme kararıyla yapılan aramayı hukuka aykırı sayarken (CGK, E. 2016/10-33, K. 2018/374); bir başka kararında, genel ve soyut nitelikte kalan, kimlik ve zaman bilgisi içermeyen istihbarat üzerine geçerli bir önleme araması kararına dayanılarak yapılan aramayı hukuka uygun bulmuştur (CGK, E. 2016/493, K. 2018/484). Daire uygulamasında da, yalnızca plaka bildiren ihbarda önleme kararının yeterli görüldüğü kararlar (10. CD, E. 2021/9227, K. 2022/10284; E. 2023/15717, K. 2023/11763) ile plaka, marka ve zula biçimine kadar somutlaşan bilgide önleme kararıyla yapılan aramayı hukuka aykırı sayan kararlar (10. CD, E. 2023/5371, K. 2024/893) bir arada bulunmaktadır.13 İçtihattaki bu farklılık, aşağıda açıklanacağı üzere, Anayasa Mahkemesinin güncel kararında da dikkate alınmış; suç şüphesinin ne zaman doğduğu meselesinin tartışmalı hâle geldiği sonucuna varılırken gerekçe olarak kullanılmıştır.
IV. Hukuka Aykırı Aramanın Sonucu: Delil Yasağı Zinciri
Arama hukuka aykırıysa sonuç, mevzuatta bir zincir hâlinde düzenlenmiştir: Anayasa m. 38/6 kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini; CMK m. 206/2-a kanuna aykırı elde edilen delilin reddolunacağını; m. 217/2 yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini; m. 230/1-b hükme esas alınan ve reddedilen delillerin — hukuka aykırı olanların ayrıca ve açıkça gösterilerek — gerekçede belirtileceğini; m. 289/1-i ise hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını, temyizde re'sen gözetilen hukuka kesin aykırılık hâli olarak düzenler.14
Ceza Genel Kurulu bu zincire iki halka daha eklemiştir. Birincisi, hukuka aykırı bir aramadan sonra ele geçen değerlere ilişkin el koyma işleminin sulh ceza hâkimince onaylanması, arama işlemini geriye dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez. Nitekim ilgili kararda, kanunumuzda "aramanın onaylanması" diye bir usul bulunmadığı; el koymanın onaylanmasının ise — özellikle bulundurulması başlı başına suç oluşturan eşyada — zorunlu bir soruşturma işlemi olduğu ve bu onayın aramanın usulüne uygun yapıldığı anlamına gelmediği vurgulanmıştır. İkincisi, hukuka aykırılığın yaptırımı yalnızca delil yasağından ibaret değildir: aynı fiil, Türk Ceza Kanunu'nun 120. maddesinde düzenlenen haksız arama suçunu oluşturabileceği gibi, CMK m. 141 uyarınca tazminat sorumluluğunu da doğurabilir. Konut ve iş yerleri bakımından ayrıca TCK m. 116 (konut dokunulmazlığının ihlali) ile m. 119/1-e (kamu görevlisi tarafından işlenmesi hâlinde ağırlaştırıcı sebep) gündeme gelir. Uyarı: buradaki 116 ve 119 numaraları Türk Ceza Kanunu'na aittir; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun aynı numaralı maddeleri (arama ve arama kararı) ile karıştırılmamalıdır.15
Uygulamada bu zincire dayanılırken sık başvurulan üç dayanak daha vardır. Birincisi: hukuka aykırı arama ile ele geçirilen uyuşturucu madde hem "suçun maddi konusu" hem "suçun delili" olduğundan, hükme esas alınamaması suçun maddi konusunu da ortadan kaldırır; başka delil yoksa sonuç mahkûmiyetin bozulması, hatta beraattir.6 İkincisi: aramadan sonra Cumhuriyet savcısından alınan yazılı emir, hukuka aykırı biçimde başlamış aramayı geriye dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez (10. CD, E. 2023/6070, K. 2023/5092).16 Üçüncüsü: dosyada arama kararlarının asılları veya onaylı örnekleri bulunmadan hüküm kurulması, tek başına eksik araştırma nedeniyle bozma sebebidir (20. CD, E. 2015/15633, K. 2016/2477).17
Kavramsal Çerçeve: Delil Yasakları Öğretisi
Yukarıda sıralanan hükümler, öğretide dağınık bir yasaklar listesi olarak değil, iki basamaklı bir yapı olarak okunmaktadır. Birinci basamakta delil elde etme yasakları, yani delilin hangi yöntemlerle toplanabileceğine ilişkin sınırlar; ikinci basamakta delil değerlendirme yasakları, yani hukuka aykırı biçimde elde edilmiş bir delilin hükme esas alınıp alınamayacağı sorunu yer alır. Ayrım önemlidir; çünkü her elde etme aykırılığı kendiliğinden değerlendirme yasağı doğurmaz, bu ilişkinin kurulması ayrı bir hukukî değerlendirmeyi gerektirir.18
Değerlendirme yasağının kapsamı bakımından öğretide mutlak ve nispi yasak ayrımı yapılır. Mutlak değerlendirme yasağında, delilin elde edilmesindeki hukuka aykırılık — aykırılığın ağırlığına, kamu yararına veya delilin doğru olup olmadığına bakılmaksızın — onun hükme esas alınmasını engeller. Nispi yasakta ise yasak yalnızca belirli deliller bakımından kabul edilir: aykırılığın ağırlığı, korunan menfaat ile ceza kovuşturmasındaki kamu yararının tartılması gibi ölçütler uygulanır ve bu ölçütleri karşılayan bir delil, hukuka aykırı biçimde elde edilmiş olsa dahi muhakemede kullanılabilir. Buna paralel biçimde, aykırılığın niteliğine göre maddi ve şekli hukuka aykırılık ayrımı da geliştirilmiştir.19
Türk pozitif hukuku bakımından baskın kabul, Anayasa m. 38/6 ile CMK'nın ilgili hükümlerinin mutlak değerlendirme yasağını benimsediği yönündedir. Bununla birlikte öğretide, Alman ceza muhakemesi öğretisinin etkisiyle nispi yasağa imkân tanıyan görüşler de savunulmakta; buna karşılık aykırılığın derecelendirilemeyeceğini, hiçbir gerekçenin hukuka aykırı bir delili hukuka uygunmuş gibi kullanmayı meşrulaştıramayacağını ileri süren görüşler ayrımı tümüyle reddetmektedir.20 Bu tartışma, aşağıda incelenecek anayasal denetim ölçütünün neden bu kadar çekişmeli olduğunu da açıklar: bireysel başvuruda uygulanan bütünlük testi, sonuçları itibarıyla nispi yasağa yaklaşan bir işleyiş göstermektedir.
Yasağın delilin kendisiyle sınırlı kalıp kalmadığı sorunu ise uzak etki (Alm. Fernwirkung) başlığı altında, karşılaştırmalı hukukta yerleşik adıyla zehirli ağacın meyvesi öğretisi çerçevesinde tartışılır: hukuka aykırı bir delil aracılığıyla ulaşılan ikincil delillerin de değerlendirme yasağına tabi olup olmayacağı sorulur. Yargıtay uygulaması bu konuda yeknesak değildir; öğretide doktrini kabul eden ve etmeyen kararların birlikte varlığına dikkat çekilmektedir.21
Arama bakımından ayrıca belirlilik ilkesi öne çıkar. Arama tedbiri, konut dokunulmazlığı ile özel hayata saygı hakkına doğrudan dokunduğundan, sınırlarının — aranacak kişi, yer, eşya ve süre bakımından — kararda çizilmiş olması gerekir; sınırları belirlenmemiş bir karar keyfî uygulamaya zemin hazırlar.22 Önleme araması kararına dayanılarak yapılan aramalarda uyuşmazlığın toplandığı nokta da budur: önleyici amaçla, belirli bir kişiye yönelmeksizin verilmiş bir karar, sonradan somutlaşan bir suç şüphesine ilişkin delil toplama faaliyetine dayanak yapılamaz.23
V. Sınır Çizgisi: Hangi Arama Hukuka Uygundur?
Delil yasağı, arama kurumunun kendisini işlevsiz kılmaz; çizginin öbür yanında hukuka uygun iki tipik durum vardır. Birincisi, gerçek önleme aramasıdır: belirli bir kişiye yönelmiş somut bir ihbar yokken, süregelen genel bir uygulama (örneğin sınır kapısı sonrası yol kontrolü) sırasında suç unsuruna rastlanması hâlinde arama ve delil hukuka uygundur; Yargıtay, Gürbulak sınır kapısı sonrasındaki jandarma önleme uygulamasında ele geçen maddeye dayanan mahkûmiyeti bu çerçevede onamıştır (10. CD, E. 2014/4101, K. 2014/5100).24 İkincisi, somut şüphe doğduğunda CMK yolunun işletilmesidir: gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında Cumhuriyet savcılığınca verilen yazılı emre istinaden yapılan arama buna örnektir; böyle bir olayda Yargıtay, delillerin hukuka uygun olarak toplandığını belirterek hükmü onamıştır (8. CD, E. 2024/2269, K. 2024/7917).25
Sınırın Öbür Yüzü: Durdurma, Yoklama ve "Kaba Üst Araması"
Uygulamada aramanın hukuka uygunluğu tartışılırken sıkça karşılaşılan bir savunma, işlemin esasen bir arama değil, kolluğun durdurma yetkisi kapsamında yapılmış bir yoklama olduğu yönündedir. Bu nedenle durdurma ile arama arasındaki sınırın nerede olduğu ayrıca belirlenmelidir.
Durdurma yetkisi Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 4/A maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre polis kişileri ve araçları; bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek, faillerin yakalanmasını veya kimliklerinin tespitini sağlamak, hakkında yakalama emri bulunan kişileri tespit etmek ya da kişilere veya topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurabilir. Yetkinin kullanılabilmesi, kanunun ifadesiyle "polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin" bulunmasına bağlıdır; süreklilik arz edecek ve keyfîlik oluşturacak biçimde durdurma yapılamaz.
Maddenin altıncı fıkrası, durdurma ile arama arasındaki çizgiyi açıkça çeker. Polis, durdurduğu kişide silah veya tehlike oluşturan bir eşya bulunduğu yönünde yeterli şüphe varsa zarar verilmesini önlemeye yönelik tedbirleri alabilir; ancak bu amaçla "kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez". Kanun yalnızca "el ile dıştan kontrol"e izin verir. Yargıtay kararlarında bu işlem yer yer "kaba arama" veya "kaba üst araması" olarak da anılmaktadır.
Öğretide bu işlemin niteliği tartışmalıdır. Bir görüş, yoklamanın (sıvazlamanın) aramadan farklı bir işlem olduğunu, dolayısıyla arama güvencelerine tabi olmadığını savunur. Karşı görüş ise yoklamayı bir arama türü sayar ve bu nedenle aramanın koşullarına bağlı olması gerektiğini, aksi hâlde düzenlemenin anayasaya aykırı düşeceğini ileri sürer.26 Bu tartışmanın pratik önemi büyüktür; nitekim öğretide, "sıvazlama" ya da "yoklama" gibi adlandırmalar bulunarak aramaya ilişkin yasal düzenlemelerin önüne geçilemeyeceği de vurgulanmaktadır.27
Bu çalışmanın konusu bakımından belirleyici olan nokta şudur: durdurma yetkisi, önleyici nitelikte ve belirli bir kişiye yönelmemiş bir yetkidir; dayanağı da kolluğun anlık izlenimidir. Buna karşılık, belirli bir kişi hakkında önceden somutlaşmış bir suç şüphesi varsa — örneğin kişinin adı önceden bir listede yer alıyorsa — artık ortada anlık bir izlenim değil, yönelmiş bir şüphe vardır. Böyle bir hâlde yapılan işlem, adı ne konursa konsun adli aramadır ve CMK m. 119'daki karar/yazılı emir güvencesine tabidir.
Bu ayrımın anayasal denetimde de karşılığı vardır: aşağıda IX. bölümde incelenen Helin Yusuf kararında (AYM, B. No: 2020/14678, 14.1.2025) iki üye, işlemin PVSK m. 4/A kapsamındaki yoklama yetkisine dayandığı görüşüyle çoğunluğa katılmamıştır. Ayrımın nerede çizileceği, dolayısıyla yalnız akademik değil, sonucu doğrudan belirleyen bir sorundur.
Öğretideki tartışma sürmekle birlikte, bu tartışmanın sonucu yukarıdaki ölçütü değiştirmez: yoklamanın kendi başına bir arama sayılıp sayılmadığından bağımsız olarak, belirli bir kişiye yönelmiş suç şüphesi doğduğu anda yetkinin kaynağı PVSK m. 4/A olmaktan çıkar.
VI. Havalimanı ve Gümrük Kapılarında Arama: Normlar Zinciri
Hukuka aykırı arama tartışmasının uygulamada en yoğun yaşandığı yer havalimanları ve gümrük kapılarıdır. Buralarda savunmanın karşısına tek bir hüküm değil, birbirine yollama yapan bir normlar zinciri çıkarılır. Aşağıda zincir, sonuçlanmış bir dosya üzerinden ve dilekçe düzeninde kurulmuştur: önce olay örgüsü, ardından her halkada ilgili hükmün metni ve o metinden çıkan sonuç.
Not. Örnek, kesinleşmiş bir ceza dosyasından alınmıştır. Tarafların kimliğine ilişkin bilgiler ile dosya belgelerinden birebir alıntılara, meslek sırrı ve kişisel verilerin korunması gerekçesiyle yer verilmemiştir.
A) Dosya Kapsamına Göre Olay Örgüsü
1. Yurt dışından gelen bir uçağın yolcuları, uçağa bağlanan körükte kontrol edilmiş; pasaport kontrolünün ardından yapılan üst aramasında bir yolcunun üzerinde önemli miktarda uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.
2. Duruşmada tanık olarak dinlenen iki kolluk görevlisi, sanığın isminin kendilerine önceden verilen listede yer aldığını beyan etmiştir.
3. Görevlilerden biri, sanığı durdurduğunda onun uçaktan son inen yolculardan biri olduğunu belirtmiştir.
4. İlk derece mahkemesi de gerekçeli kararında, sanık hakkında görevlilerce önceden tespit yapıldığını kabul etmiştir.
5. Dosyada aramaya ilişkin hâkim kararı, Cumhuriyet savcısının yazılı emri veya kolluk amirinin yazılı emri bulunmamaktadır.
6. Mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, temyiz incelemesi sonunda hüküm onanmış; Yargıtay, aramanın hukuka aykırılığına ilişkin itirazları yerinde görmemiştir. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuş olup başvuru, bu çalışmanın kaleme alındığı tarih itibarıyla derdesttir; dolayısıyla aşağıdaki değerlendirme, sonuçlanmış bir anayasal denetimin değil, kanun yolu aşamasında ortaya konan hukukî çerçevenin incelenmesidir.
B) Hukuka Aykırılık Gerekçeleri
1. Tanık beyanları ve ilk derece mahkemesinin kabulü birlikte değerlendirildiğinde, sanık hakkında arama işleminden önce ve belirli bir kişiye yönelmiş bir şüphenin doğduğu tartışmasızdır. Ele geçirilen maddenin bu arama neticesinde bulunduğu da ihtilaflı değildir.
2. Hukukumuzda önleme araması kararı ve adli arama kararı olmak üzere iki ayrı arama kararı türü bulunmaktadır. Önleme araması kararının muhatabı, önceden suç şüphesi altında bulunmayan kişilerdir. Dosyadaki delil durumuna göre sanığın suç şüphesi altında bulunduğu açık olduğuna göre, artık adli arama kararı hususunun değerlendirilmesi gerekir.
3. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" başlıklı 116. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
CMK m. 116/1
"Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir."
4. Aramanın kimin kararı veya emriyle yapılabileceğini ise aynı Kanun'un "Arama kararı" başlıklı 119. maddesi düzenlemektedir:
CMK m. 119/1
"Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir."
5. Yukarıda metnine yer verilen maddeden açıkça anlaşılacağı üzere, aramanın yapılabilmesi için en azından kolluk amirinin yazılı emri gerekmekte olup, somut olayda dosyada böyle bir karar veya emir bulunmamaktadır.
6. Yargıtay 20. Ceza Dairesi, birebir aynı doğrultuda gerçekleşen bir eylem kapsamında şu şekilde hüküm kurmuştur:
"Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610, 2014/512, 2013/841, 2014/513 ve 2014/166-514 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı alınmasını gerektiren olayda arama kararı alınmadan arama yapılması hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan ve suçun maddi konusunu oluşturan deliller ya da suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, ikrar bulunsa bile Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamaz. Somut olayda, hava alanında arındırılmış bölgede şüphe üzerine yapılan takip nedeniyle faili belli olan bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde 'adli arama kararı' alınmadan, sanığın üzerinde arama yapılması hukuka aykırıdır."
Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/1386, K. 2015/1067, T. 27.05.2015→
7. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli kararlarında (E. 2013/610, K. 2014/512; E. 2013/841, K. 2014/513; E. 2014/166, K. 2014/514) şu ilkeler kabul edilmiştir:
- Makul bir sebep yokken belirli periyotlarla yenilenerek birbirini takip edecek şekilde süreklilik gösterecek ve genel arama izlenimi verecek arama kararı verilmesi hukuka aykırıdır.
- Suç şüphesinin ortaya çıkmasından sonra 5271 sayılı CMK kurallarının uygulanması gerektiğinden, arama işleminin önceden alınmış bulunan önleme araması kararına göre değil CMK kurallarına göre icra edilmesi gerekir.
- Önleme araması, mahiyeti gereği en kısa zamanda tamamlanmalıdır.
8. Metnine yer verilen kararlardan açıkça anlaşılacağı üzere, önleme araması kararının bulunduğu hâllerde dahi, önceden var olan şüphe üzerine yapılan aramalarda adli arama kararının alınması zaruridir; adli arama kararı alınmayan hâllerde ele geçirilen suç konusu eşya hükme esas alınamaz.
9. İlk derece mahkemesi, aramanın hukuka uygunluğunu bir daire kararına dayandırmıştır. Anılan kararda, gümrük personelince riskli görülen bir yolcunun bagajlarının X-Ray ile kontrolü sırasında şüpheli yoğunluk tespit edilmiş, valizin sahibi tarafından alınması beklenmiş ve kişi havalimanından ayrılmak üzereyken durdurulmuştur.28 Görüleceği üzere orada şüphe, rutin kontrolün kendisinden doğmuştur; somut olayda ise şüphe, kişi daha uçaktan inmeden mevcuttur. Bir emsal karara dayanılabilmesi için, o kararın sonucunun değil, sonuca götüren maddi olayının elimizdeki dosyayla örtüşmesi gerekir. Burada maddi olaylar örtüşmediğinden atıf yerinde değildir.
10. İlk derece mahkemesi ikinci olarak, aramanın Sivil Hava Meydanları, Limanlar ve Sınır Kapılarında Güvenliğin Sağlanması, Görev ve Hizmetlerin Yürütülmesi Hakkında Yönetmeliğin 8. maddesi mucibince hukuka uygun olduğuna hükmetmiş; ancak ilgili maddenin devamına gerekçede yer vermeyerek yanılgılı değerlendirmede bulunmuştur.
11. Anılan Yönetmeliğin 8. maddesi şöyledir:
Yönetmelik m. 8 — Arama yetkisi
"Mülki idare amiri, genel güvenlik ve kamu düzeni bakımından gerekli gördüğü hallerde; sivil hava meydanlarında, limanlarda ve sınır kapılarında, 5442 sayılı Kanununun Ek 1 inci maddesi çerçevesinde binaları, uçakları, helikopterleri, gemileri ve her türlü deniz ve kara taşıtlarını, giren çıkan yolcular ile buralarda görevli kamu ve özel kuruluşların tüm personelinin üstlerini, araçlarını ve eşyalarını aratmaya yetkilidir. Bu aramada gümrük mevzuatı ile ilgili mühürlerin sökülmesi gerekiyorsa ilgili kuruluşların da katılımı sağlanır.
Arama emri, aramanın kimler tarafından yapılacağı belirtilmek kaydıyla ve yazılı olarak verilir. Acil durumlarda sözlü olarak verilen emir derhal yerine getirilir ve bu emir en kısa zamanda yazı ile teyit edilir. Aramalar gümrüklü alanlarda gümrük ve gümrük muhafaza diğer sahalarda ise kolluk görevlileri tarafından yapılır.
(Değişik fıkra: RG-27/11/2024-32735-CK-9173/5 md.) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunundaki hükümler saklıdır."
12. Metnin lafzından anlaşılacağı üzere kural, aramanın yazılı emirle yapılmasıdır; acil durumlarda sözlü olarak verilen emrin dahi en kısa zamanda yazıyla teyidi zorunlu tutulmuştur. Yani her hâlde bir arama emrinin varlığı aranmaktadır; somut olayda ise ne yazılı ne de sözlü herhangi bir emir bulunmaktadır. Madde ayrıca kaçakçılık ve gümrük mevzuatındaki hükümleri saklı tutmaktadır.29 Üçüncü fıkra 27.11.2024 tarihinde değiştirilmiş olup, önceki hâlinde mülga 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile mülga 1615 sayılı Gümrük Kanunu'na atıf yapılmaktaydı. Değişiklikten sonra fıkra doğrudan 5607 ve 4458 sayılı Kanunları saklı tutmakta olup, yollama artık dolaylı değil açıktır. Suç tarihi değişiklikten önce olan dosyalarda fıkranın eski hâli uygulanacaksa da, atıf yapılan kanunlar zaten mülga olduğundan varılacak sonuç değişmez.
13. Önemle belirtmek gerekir ki, adli bir işleme başlayan kolluk görevlileri artık CMK hükümleriyle bağlıdır ve iş bu Yönetmelik hükümleriyle bağlı değildir. Bir an için Yönetmelik hükümleri tatbik edilse dahi, maddenin ikinci fıkrası gereği yine bir arama emrinin bulunması ve bu emrin — sözlü verilmişse dahi — yazıyla teyit edilmiş olması gerekir. Kaldı ki normlar hiyerarşisinde alt düzeyde kalan bir yönetmeliğin, kanun metinlerine aykırı hüküm ihdas etmesi kabul edilemez.
14. Yönetmeliğin saklı tuttuğu 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun "Arama ve elkoyma" başlıklı 9. maddesi şöyledir:
5607 sayılı Kanun m. 9/1-2
"(1) Kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğundan şüphe edilen her türlü kap, ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlar ile kişilerin üzerlerinde yapılacak arama ve elkoymalar, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca yerine getirilir. (2) Gümrük salonları ve gümrük kapılarında kaçak eşya sakladığından kuşkulanılan kişilerin üzeri, eşyası, yükleri ve araçları gümrük kontrolü amacıyla gümrük görevlilerince aranabilir. Yapılan arama sonucunda tespit edilen kaçak eşyaya derhal elkonulur."
15. Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere birinci fıkrada, suç şüphesi altında bulunan kişilere karşı arama ve el koymanın CMK hükümleri gereği tatbik edilmesi gerektiği; ikinci fıkrada ise suç şüphesi altında olmayan kişilere karşı gümrük görevlilerinin önleme araması niteliğindeki aramayı icra edebilecekleri vazedilmiştir.30
16. Haliyle mahkemenin gerekçeli kararına konu ettiği Yönetmelik maddesinin son fıkrası somut olayda CMK hükümlerinin tatbik edilmesi gerektiğine işaret ediyorken, sanık aleyhine hüküm kurulması isabetsizdir. Zincirin her halkası aynı noktada birleşmektedir: belirli bir kişiye yönelmiş suç şüphesi doğduktan sonra yapılan arama, adı ve yapıldığı yer ne olursa olsun adli aramadır; adli arama kararı veya yazılı emir bulunmadan elde edilen delil ise hükme esas alınamaz.
C) Zincir Kurulduğu Hâlde Hüküm Neden Onandı?
Burada, okuyucunun haklı olarak soracağı bir soruyu açıkça cevaplamak gerekir: aşağıda IX. bölümde incelenen Helin Yusuf kararında dosyada hiçbir arama kararı veya yazılı emir bulunmaması apaçık hukuka aykırılık sayılıp ihlale hükmedilmişken, bu örnek dosyada aynı eksiklik varken hüküm neden onanmıştır?
Cevabın iki ayağı vardır. Birincisi, onama kararı kanun yolu aşamasında, Yargıtay tarafından verilmiştir; Helin Yusuf ise bireysel başvuru aşamasında, Anayasa Mahkemesince karara bağlanmıştır. Bu örnek dosyada bireysel başvuru hâlen derdest olduğundan, anayasal denetimin sonucu henüz bilinmemektedir; karşılaştırılabilir iki karar değil, aynı yolun iki farklı durağı söz konusudur. İkincisi, onama kararı aramanın hukuka uygun olduğunun tespiti değildir: Yargıtay itirazları reddederken hangi ölçütü uyguladığını göstermemiş, tartışmayı gerekçesinde hiç yapmamıştır. Bu eksiklik, XI. bölümde ele alınan gerekçeli karar hakkı boyutunu doğuran ayrı bir şikâyet konusudur.
Buradan savunma bakımından iki sonuç çıkar. Bir yandan, derece mahkemelerince bir aykırılık tespiti yapılmadığı için bireysel başvuruda testin birinci aşaması yalnızca apaçıklık seçeneğinden geçilebilecektir. Öte yandan karar veya yazılı emir yokluğu, tam da bu seçeneğin tipik örneğidir; Helin Yusuf kararında eşiğin aşıldığı hâl budur. Kanun yolundaki onama, bu nedenle anayasal denetimde aynı sonucun çıkacağını göstermez.
VII. Anayasal Çerçeve: Mutlak Yasak mı, "Bütün Olarak Adillik" mi?
Buraya kadar incelenen Yargıtay uygulaması, hukuka aykırı aramayla elde edilen delili hükümden dışlar. Bu çözümün anayasal dayanağı tartışmasızdır: Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez" der. Hükmün lafzı istisnasızdır; ne bir orantılılık kaydı ne de "yargılamanın bütünü" gibi bir denge ölçütü içerir. Kanun koyucu bu mutlaklığı ceza muhakemesi düzeyinde ayrıca pekiştirmiştir: hukuka aykırı delil reddolunur (CMK m. 206/2-a), suç ancak hukuka uygun elde edilmiş delille ispat edilebilir (m. 217/2), reddedilen deliller gerekçede ayrıca gösterilir (m. 230/1-b) ve hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delile dayanması hukuka kesin aykırılık hâlidir (m. 289/1-i).31
Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla verdiği kararda bu tercihi açıkça saptamıştır. Karara göre karşılaştırmalı hukukta iki görüş vardır: birincisi maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ile ihlal edilen hakkı dengeler ve kamu yararı ağır bastığında hukuka aykırı delilin kullanılmasına izin verir; ikincisi ise dengeleme yapmaksızın dışlar. Yüce Divan, Anayasa m. 38/6 ile CMK'nın anılan hükümlerini birlikte değerlendirerek "hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği" sonucuna varmıştır.32
Buna karşılık Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin bir kural yoktur; bu husus ulusal hukuka bırakılmıştır. AİHM bu nedenle delilin hukuka uygunluğunu değil, yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığını denetler ve hukuka aykırı delilin kullanılmasını tek başına ihlal saymaz; delilin gerçekliğine itiraz fırsatı tanınmışsa ve delil destekleyici unsurlarla doğrulanıyorsa ihlal bulmayabilir.33 Buradaki fark yapısaldır: Sözleşme bir asgari standart getirir, Anayasa m. 38/6 ise bu standardın üzerinde, kural düzeyinde bir dışlama öngörür.
Bu tespit, izleyen iki bölümde incelenecek kararların değerlendirilmesinde ölçüt işlevi görecektir: Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru denetiminde AİHM'in bütünlük testini benimsemiş, ancak bunu Anayasa'nın daha korumacı hükmüyle nasıl bağdaştıracağı sorusunu açıkta bırakmıştır.
Ölçütün Kaynağı: Strazburg İçtihadı
Anayasa Mahkemesinin uyguladığı ölçüt, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 1988 tarihli Schenk kararından bu yana kurduğu içtihat çizgisinin iç hukuka aktarılmasından ibarettir. Bu çizgiyi bilmek, testin neden bu biçimi aldığını ve savunmadan neden belirli türde itirazlar beklendiğini anlamayı kolaylaştırır.
Başlangıç noktası Schenk/İsviçre kararıdır (1988). Mahkeme burada, Sözleşme'nin delillerin kabul edilebilirliğini düzenlemediğini, bunun kural olarak iç hukukun konusu olduğunu belirtmiştir. Bu tercih, sonraki içtihadın dayanağını oluşturmuştur: Strazburg, bir delilin hukuka aykırı elde edilip edilmediğini değil, yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığını denetler.34
Ölçüt, Khan/Birleşik Krallık (2000) ve Allan/Birleşik Krallık (2002) kararlarıyla işlenmiş, bugünkü yerleşik formülünü Jalloh/Almanya (Büyük Daire, 2006) ve Bykov/Rusya (Büyük Daire, 2009) kararlarında almıştır. Formül üç unsurdan oluşur:
- Aykırılığın niteliği. İncelenen ilk husus, hukuka aykırılığın türüdür; başka bir Sözleşme hakkı da ihlal edilmişse, o ihlalin niteliği ayrıca değerlendirilir.
- Savunma haklarına saygı. Başvurucuya, delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma imkânı tanınıp tanınmadığına bakılır.
- Delilin niteliği. Delilin elde edildiği koşulların, onun güvenilirliği veya doğruluğu üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı incelenir. Delil güçlüyse ve güvenilmez olma riski yoksa, destekleyici delile duyulan ihtiyaç o ölçüde azalır.35
Bu üç unsurun Anayasa Mahkemesi kararlarındaki karşılığı doğrudan görülebilir. Aşağıda XI. bölümde ele alınacak olan ve uygulamada en çok gözden kaçan nokta — savunmadan yalnız hukuka aykırılığa değil, delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine de itiraz etmesinin beklenmesi — Strazburg formülünün ikinci ve üçüncü unsurunun aktarımıdır.
Ölçütün pratik sonucunu en keskin biçimde Prade/Almanya kararı (2016) göstermektedir. Olayda kolluk, telif hakkı ihlali şüphesiyle alınmış bir arama kararına dayanarak başvurucunun konutunda arama yapmış ve uyuşturucu madde ele geçirmiştir. Alman Federal Anayasa Mahkemesi, şüpheyi destekleyen olguların yetersizliği nedeniyle arama kararını iptal etmiş; yani aramanın iç hukuka aykırılığı ulusal düzeyde tespit edilmiştir. Üstelik ele geçirilen madde, mahkûmiyetin fiilen tek deliliydi. Buna rağmen AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Gerekçe şu unsurlara dayanmıştır: kolluğun kötü niyetle ya da kasten şekle aykırı hareket ettiğine dair bir belirti bulunmaması, aramanın önceden hâkim kararına dayanmış olması, başvurucunun delilin kullanılmasına üç derecede de etkili biçimde itiraz edebilmiş olması, ulusal mahkemelerin bu itirazları ayrıntılı biçimde karşılaması, delilin güvenilirliği konusunda kuşku bulunmaması ve suçun kovuşturulmasındaki kamu yararının konut dokunulmazlığıyla tartılması.36
Prade kararı, bu çalışmanın konusu bakımından iki şeyi birden gösterir. Birincisi, Strazburg ölçütü altında hukuka aykırı bir aramayla elde edilen tek delile dayanan mahkûmiyet dahi Sözleşme'ye aykırı sayılmayabilir. İkincisi ve daha önemlisi, bu ölçüt özü itibarıyla bir dengeleme ölçütüdür: kamu yararı ile bireyin menfaati tartılır.
İşte Türk hukukundaki gerilim tam bu noktada doğar. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası bir dengeleme ölçütü içermez; kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini kayıtsız şartsız hükme bağlar. Bu bölümde aktarılan Yüce Divan kararı da Türk hukukunun dengelemeci değil dışlamacı görüşü benimsediğini saptamıştır. Dolayısıyla Strazburg ölçütünün bireysel başvuru denetimine aktarılması, asgari bir güvence standardını (Sözleşme) daha yüksek bir anayasal güvencenin (m. 38/6) yerine geçirme riski taşır. Sözleşme'nin 53. maddesi, Sözleşme hükümlerinin taraf devlet hukukunda tanınan daha geniş güvenceleri sınırlandıracak biçimde yorumlanamayacağını açıkça düzenlemektedir.37
VIII. Ölçütün Kuruluşu: Orhan Kılıç Kararı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, hukuka aykırı delil ile adil yargılanma hakkı arasındaki ilişkiyi ilkesel olarak Orhan Kılıç kararında kurmuştur (B. No: 2014/4704, 1.2.2018).38 Olayda, görev dışındaki iki polis memuru hâkim kararı ya da savcı emri olmaksızın bir konutta arama yapmış, ele geçirilen uyuşturucu ve hassas terazi yaklaşık on sekiz saat sonra savcılığa bildirilmiş; söz konusu memurlar daha sonra rüşvet suçundan mahkûm olmuştur.
Kararın ilkesel çekirdeği, kararın ilgili paragrafları esas alınarak şöyle özetlenebilir: kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen yahut derece mahkemelerince hukuka aykırılığı tespit edilen delillerin, yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılması, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturur. Mahkeme aynı kararda kendi rolünü de sınırlamıştır: görevi belirli bir delilin hukuka uygun elde edilip edilmediğini tespit etmek değil, bu nitelikteki bir delilin tek veya belirleyici biçimde kullanılmasının yargılamanın bütününe etkisini incelemektir.39
Kararın üç yan unsuru, sonraki tartışma bakımından belirleyicidir. Birincisi, delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı ayrıca değerlendirilir; hakkaniyete uygun yargılama, bu kuşkuların giderilmesini ve delile etkili biçimde itiraz imkânı tanınmasını zorunlu kılar. İkincisi, işkence ve kötü muamele gibi yasak yöntemlerle elde edilen deliller bakımından herhangi bir dengeleme yapılamaz; bunların kullanılması doğrudan ihlaldir — yani Mahkeme, mutlak dışlamanın en azından bir çekirdek alanını korumuştur. Üçüncüsü, Mahkeme, ilgili usul kanunlarındaki güvencelerin Anayasa'dakinden "daha ileri düzeyde" olduğunu ayrıca kaydetmiştir.40
Ölçütün somut olaya uygulanması nettir: konutta arama için hâkim kararı veya savcı emri bulunmadığından aykırılık açıktır; mahkûmiyet belirleyici olarak bu aramada ele geçirilen delillere dayandırılmıştır; kararda ise başvurucunun aramanın icra ediliş şekline yönelik itirazları hakkında hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Mahkeme bu üç unsurdan hareketle ihlale ve yeniden yargılamaya hükmetmiştir. Kararın oy çokluğuyla alındığı ve dört üyenin karşı oy yazdığı da not edilmelidir: karşı oylar, mahkûmiyetin yalnızca hukuka aykırı aramaya değil, başvurucunun rüşvet pazarlığına ilişkin olgulara da dayandığını, dolayısıyla delilin "tek veya belirleyici" olmadığını savunmuştur.41 Bu itiraz, "tek veya belirleyici delil" ölçütünün daha ilk kararda tartışmalı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
IX. Ölçütün Daralması: Hacı Karabulut (2) ve Üç Aşamalı Test
Hacı Karabulut (2) kararında (B. No: 2020/27959, 20.3.2025) Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Orhan Kılıç ölçütünü üç aşamalı bir test hâline getirmiştir: (i) delil, kanuni temeli olmadan elde edildiği ya da yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya mahkemelerce hukuka aykırılığı tespit edilmiş bir delil midir; (ii) mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılmış mıdır; (iii) bu kullanım yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmiş midir.42 Testin biçimselleştirilmesi kendi başına bir yenilik değildir; asıl dönüşüm, birinci aşamanın içeriğinin daraltılmasındadır.
İlk daraltma — "ilk bakışta" ölçütünün eşiği. Mahkeme, prima facie anlaşılabilirliği başka haklara ilişkin içtihadına dayanarak tanımlamıştır: hukuka aykırılık "bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan hemen ilk bakışta fark edilebiliyorsa, diğer bir ifadeyle ilk bakışta anlaşılacak kadar belirginse (apaçıksa)" bu koşul gerçekleşir.43 Eşiğin "apaçıklık" düzeyine çekilmesi, hukuki değerlendirme gerektiren her aykırılığı — ki arama hukukunda aykırılıkların çoğu bu niteliktedir — kapsam dışına itme potansiyeli taşır.
İkinci ve asıl daraltma — içtihattan hareketle tespit yasağı. Karara göre Orhan Kılıç'ta "genel olarak içtihattan değil, delile ilişkin olarak mahkemelerce yapılacak bir tespitten" söz edilmiştir; içtihatlar yalnızca destekleyici argüman olabilir, çünkü "doğrudan ve sadece içtihatlardan hareketle yapılan hukuka aykırılık tespiti, içtihadın anayasal düzeyde uygulanması sonucunu doğurur" ve bu, anayasal denetim açısından uygun değildir.44 Sonuç şudur: Yargıtay'ın yerleşik içtihadına aykırı bir arama, o dosyada derece mahkemeleri aykırılığı saptamadıkça, anayasal denetimde "hukuka aykırı delil" sayılmayabilir.
İkinci aşamanın kapsamı. Mahkeme "teklik"i sanık aleyhine yegâne delil olma, "belirleyicilik"i ise davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğilimi biçiminde tanımlamış; bu değerlendirmenin öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak yapılacağını, ancak gerekçede tartışma yoksa ya da değerlendirme bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeriyorsa takdiri kendisinin yapacağını belirtmiştir.45 Mahkemenin kendisine tanıdığı bu takdir yetkisi, aşağıda açıklanacağı üzere savunma bakımından dayanak oluşturmaktadır.
Üçüncü aşamanın içeriği. Burada delillerin elde edildiği koşulların gerçeklik ve güvenilirlik üzerinde şüphe doğurup doğurmadığına, kuşkuların giderilip giderilmediğine ve delile etkili itiraz fırsatı tanınıp tanınmadığına bakılır. Mahkeme ayrıca şu kaydı düşer: hukuka aykırı olduğu tespit edilen ve tek veya belirleyici olarak kullanılan bir delilin yargılamanın adilliğini etkilemediğinin söylenebilmesi için, o delilin gerçek ve güvenilir olduğuna dair ikna edici bir değerlendirmenin yapılabiliyor olması zorunludur.46
Somut olaya uygulama. Olayda ihbar yalnızca römork plakasını içermekte, sürücünün kimliği bilinmemekteydi; araç durdurulmuş, narkotik köpeğin tepkisi üzerine yapılan aramada 106 kilogramı aşkın esrar ele geçirilmişti. Arama, olaydan yaklaşık iki ay önce Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğince verilmiş 16.2.2015 tarihli önleme araması kararına dayanıyordu. Yargıtay 20. Ceza Dairesi önce, CMK m. 116, 117 ve 119'a uygun bir adli arama kararı ya da yazılı adli arama emri alınmadığı gerekçesiyle mahkûmiyeti bozmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu bozma kararına itiraz etmiştir. Buradaki itiraz, CMK m. 308'de düzenlenen olağanüstü kanun yoludur: Başsavcılık, dairenin kararına karşı otuz gün içinde itiraz edebilir; itirazı önce kararı veren daire inceler ve yerinde görürse kendi kararından döner, görmezse dosya Ceza Genel Kuruluna gider. Somut olayda Daire, 9.11.2016 tarihli kararıyla itirazı yerinde görmüş, kendi bozma kararını kaldırmış ve hükmü — başkan ile bir üyenin karşı oyuna karşılık oyçokluğuyla — düzelterek onamıştır. (Bu onama, aşağıda X. bölümde ele alınan Hacı Karabulut (1) kararındaki usul ihlali üzerine 8.7.2020 tarihinde oybirliğiyle yenilenmiştir; bireysel başvuruya konu olan hüküm bu ikinci onamayla kesinleşmiştir.) Anayasa Mahkemesi bu tabloda önce birinci aşamayı ele almış ve (a) bozma kararı kaldırıldığı için dosyada ayakta duran bir aykırılık tespiti bulunmadığını saptamıştır (§ 76). (b) Aykırılığın ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı bakımından ise kesin bir sonuca varmamış; köpeğin tepkisinden sonra suç şüphesinin oluşup oluşmadığının — "özellikle aynı konuda birbirinden farklı sonuçlara ulaşılan Yargıtay kararları da gözetildiğinde" — "daha da tartışmalı hâle geldiğini" belirterek, delilin kullanılmasının yargılamanın bütününü etkileyip etkilemediğine bakmayı "daha önemli" görmüştür (§ 77). (c) Böylece karar fiilen üçüncü aşamada verilmiştir: başvurucunun delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine yönelik somut bir itirazda bulunmadığı, buna karşılık kendisine itiraz etme fırsatının tanındığı saptanarak yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediği sonucuna varılmış ve ihlal bulunmamıştır (§§ 78-80).47
Birinci aşamanın aşılabildiği hâller: Helin Yusuf kararı. Testin ilk aşamasının aşılamaz olmadığını gösteren güncel bir karar, Helin Yusuf kararıdır (B. No: 2020/14678, 14.1.2025).48 Orada, otogarda durdurulup kimlik tespiti için kolluk birimine götürülen kişinin üst araması sonucu ele geçirilen dijital veriler mahkûmiyete esas alınmıştı. Anayasa Mahkemesi aykırılığı bizzat saptamıştır: aramanın PVSK m. 4/A kapsamındaki yoklama biçiminde kontrol olmadığı, suçüstü hâli bulunmadığı, ayrıca hâkim kararına veya mülki amirin yazılı emrine dayanıldığına dair dosyada somut bir veri bulunmadığı belirtilerek "aramanın … mevzuat hükümlerine aykırı şekilde yapıldığı" sonucuna varılmıştır. Buradaki fark belirleyicidir: Hacı Karabulut (2)'de usulüne uygun verilmiş bir önleme araması kararı vardı ve tartışma o kararın yeterli olup olmadığındaydı; Helin Yusuf'ta ise dayanılacak hiçbir karar ya da emir yoktu. Karar/emir yokluğu, hukuki yorum tartışmasına girmeden görülebildiği için "apaçıklık" eşiğini karşılamaktadır. Karar bu noktada oyçokluğuyla alınmış; iki üye, işlemin PVSK m. 4/A kapsamındaki yoklama yetkisine dayandığı ve delilin tek veya belirleyici olmadığı görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Çoğunluk ise ikinci aşamada delili "tek olmasa da belirleyici" saymış, üçüncü aşamada ise başvurucunun delillere karşı ileri sürdüğü itirazlar hakkında derece mahkemelerince herhangi bir değerlendirme yapılmamış olmasını ve telafi edici güvencelere başvurulmamasını esas alarak ihlale hükmetmiştir.
Hacı Karabulut (2) kararındaki karşı oylar. (Bu paragraf, yukarıda incelenen Hacı Karabulut (2) kararına ilişkindir; Helin Yusuf kararının karşı oyları bir önceki paragrafta belirtilmiştir.) Başkanvekili Gökcan'a göre olayda önleme araması yoluna gidilmesi bir "kanunu dolanma"dır: önleyici arama yetkisi kanunda yalnızca tehlikenin ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla tanınmıştır; belirli bir taşıtta uyuşturucu taşındığı ihbarı ise işlenmekte olan bir suça ilişkindir ve kolluk, bilgiyi savcılığa bildirip CMK'ya göre karar almakla yükümlüdür. Gökcan ayrıca köpeğin tepkisinin "şüphenin somut olgulara dayandığının göstergesi" olduğunu ve bu andan sonra ceza muhakemesi rejiminin devreye girdiğini vurgular. Üye Hakyemez ise mahkûmiyetin tek delilinin kanuna aykırı elde edilmiş olduğu bir olayda, itiraz imkânı tanınmış olmasının ihlali ortadan kaldıramayacağını; aksi yaklaşımın Anayasa m. 38/6'daki mutlak güvenceyi anlamsızlaştıracağını ve bireysel başvuru denetimini, aynı konuda delil yasağını uygulayan kimi Yargıtay kararlarının gerisine düşüreceğini savunmuştur.49
X. Üç Aşamalı Testin İşleyişi ve Anayasal Yasakla Gerilimi
Testin birinci aşaması, uygulamada çoğu zaman yanlış anlaşılan bir mantık taşır. Bu bölümde önce bu mantık açıklanmakta (1 ve 2), ardından testin Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasındaki yasakla arasındaki gerilim iki ayrı yönüyle ele alınmaktadır (3 ve 4). Son olarak giderim boyutuna değinilmektedir (5).
1. Birinci Aşama: İçtihada Değil, Dosyaya Bakılır
Birinci aşama iki seçenek sunar: aykırılık ya ilk bakışta (prima facie) anlaşılabilir olacak, ya da hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunacaktır. İkinci seçenek, sıklıkla "derece mahkemesi aramayı hukuka aykırı bulup beraat vermiş olmalı" biçiminde okunmaktadır. Karar bu okumayı açıkça dışlar.
Mahkemeye göre burada aranan, somut olay özelinde ve o delile ilişkin yargısal bir tespittir; genel olarak içtihattan çıkarılan bir sonuç değildir. Kararın bu yöndeki ifadeleri yukarıda IX. bölümde aktarılmıştır.44
Bu ölçütün nasıl işlediği somut olayda açıkça görülür. Hacı Karabulut (2)'de Özel Daire önce aramayı hukuka aykırı sayarak hükmü bozmuş, ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine bu bozma kararını kaldırarak hükmü düzelterek onamıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle, dosyada ayakta duran bir aykırılık tespiti bulunmadığı sonucuna varmıştır. Buradan çıkan sonuç şudur: bir kez yapılmış olması yetmez; tespitin dosyada ayakta kalmış olması gerekir. Aranan, o delile ilişkin olarak somut olayda yapılmış ve hükümde varlığını sürdüren bir yargısal tespittir. Sonradan kaldırılan bir bozma kararındaki tespit, bu şartı karşılamaz.
Bunun uygulamadaki karşılığı önemlidir: bireysel başvuruda "Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre bu arama hukuka aykırıdır" demek, birinci aşamayı geçmeye tek başına yetmez. Aykırılığın dosyanın kendi belgelerinden ve yargılama sırasında ileri sürülmüş somut itirazlardan doğması gerekir.
2. Prima Facie Ölçütü ve İçtihat Bölünmüşlüğü
Geriye kalan seçenek olan "apaçıklık" ölçütü bakımından Mahkeme, aykırılığın "bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan hemen ilk bakışta fark edilebilir" olmasını arar. Hacı Karabulut (2)'de Mahkeme, eşiğin aşılıp aşılmadığını kesin bir sonuca bağlamamıştır: narkotik köpeğinin tepkisinden sonra suç şüphesinin oluşup oluşmadığının — "aynı konuda birbirinden farklı sonuçlara ulaşılan Yargıtay kararları da gözetildiğinde" — "daha da tartışmalı hâle geldiğini" belirtmiş ve incelemeyi üçüncü aşamaya taşımıştır (§ 77). Sonuç bakımından fark şudur: bölünmüş içtihat, aykırılığı apaçık olmaktan çıkarmakta, ağırlığı üçüncü aşamaya kaydırmaktadır.
Bu tespitin maddi yönü isabetlidir: yukarıda III. bölümde gösterildiği üzere, ihbarın somutlaşma derecesi ölçüt alındığında Yargıtay kararları arasında gerçekten farklılık bulunmaktadır; Ceza Genel Kurulunun aynı yıl verdiği iki kararı (E. 2016/10-33, K. 2018/374 ile E. 2016/493, K. 2018/484) bunu doğrudan göstermektedir. Ölçütün ardındaki kurumsal gerekçe de tutarlıdır: Anayasa Mahkemesi, tartışmalı bir hukukî sorunda taraf tutarak içtihadı anayasal düzeyde dayatmaktan kaçınmaktadır.
Bununla birlikte sonucun bir bedeli vardır: hukukî belirsizlik arttıkça anayasal denetimin alanı daralmaktadır. Bu daralma yine de savunma bakımından yolun tümüyle kapanması anlamına gelmez; mahkemenin itiraza hiç yanıt vermemesi hâlinde denetim gerekçeli karar hakkı ekseninde işlemeye devam etmektedir (aşağıda XI. bölüm, dördüncü sonuç). Yani bölünmüş içtihat, savunmanın elindeki tüm imkânları ortadan kaldırmaz; yalnızca hangi hak başlığı altında ilerlenmesi gerektiğini değiştirir.
Kaldı ki içtihattaki farklılık tek yönlü de değildir: Anayasa Mahkemesinin kararından yaklaşık on dört ay önce, Yargıtay 10. Ceza Dairesi 25.01.2024 tarihli kararında, aracın plakası ve markası ile zulanın oluşturuluş biçimine kadar somutlaşmış istihbari bilgi bulunan bir olayda önleme araması kararıyla yapılan aramayı açıkça hukuka aykırı saymış ve delilin hükme esas alınamayacağını belirtmiştir.50
3. Gerilimin Birinci Yüzü: Mutlak Yasak ile "Bütün Olarak Adillik"
Anayasa m. 38/6 bir dengeleme ölçütü içermez; Yüce Divan da Türk hukukunun dengelemeci değil dışlamacı görüşü benimsediğini saptamıştır. Buna karşılık üç aşamalı test, Sözleşme'de karşılığı bulunmadığı için AİHM'in geliştirdiği "bütün olarak adillik" yaklaşımını esas alır ve anayasal yasağı, ihlal sonucuna götüren üç koşuldan yalnızca birine dönüştürür. Hakyemez'in karşı oyundaki eleştiri tam da budur: kanuna aykırı elde edilmiş tek delile dayanan bir mahkûmiyette, itiraz imkânının sağlanmış olması ihlali gideremez.
4. Gerilimin İkinci Yüzü: Savunmaya Yüklenen İkili İtiraz Külfeti
Testin aşamaları kural olarak kümülatiftir, yani birlikte aranır. Bununla birlikte Hacı Karabulut (2) kararı, uygulamada bu sıranın katı biçimde işletilmediğini göstermektedir: Mahkeme birinci aşamayı kesin bir sonuca bağlamamış, suç şüphesinin ne zaman doğduğunun "daha da tartışmalı hâle geldiğini" saptadıktan sonra, delilin kullanılmasının yargılamanın bütününü etkileyip etkilemediğine bakmanın "somut olay şartlarında daha önemli olduğunu" belirterek doğrudan üçüncü aşamaya geçmiştir (§ 77). Savunma bakımından sonuç şudur: birinci aşamada alınan olumsuz bir izlenim, dosyayı kapatmak yerine ağırlığı üçüncü aşamaya kaydırabilmektedir. Üçüncü aşamada ise başvurucudan, delilin gerçekliğine yönelik somut itiraz beklenir. Sonuç, savunma bakımından ikili bir külfettir: hukuka aykırılığı ileri sürmek yetmez, ayrıca delilin gerçekliği ve güvenilirliği de tartışmaya açılmalıdır. Bu külfetin kendisi Sözleşme içtihadı bakımından tutarlıdır; nitekim ölçüt doğrudan Jalloh ve Bykov kararlarından gelmektedir. Gerilim, külfetin varlığından değil, iç hukuktaki yasağın mantığıyla bağdaşmasındaki güçlükten doğar: Türk hukukunda delilin doğruluğu, elde ediliş biçimindeki aykırılığı gidermez. Nitekim yukarıda incelenen Yargıtay içtihadı, hukuka aykırı aramada ikrar bulunsa bile delilin hükme esas alınamayacağını söylemektedir.51
5. Giderim Boyutu: Kazanılan İhlal Neyi Değiştirir?
Aynı başvurucunun birinci başvurusu, testin pratik sonuçlarını göstermesi bakımından öğreticidir. Hacı Karabulut (1) kararında (B. No: 2017/14871, 9.10.2019) Mahkeme, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüş yazısı (tebliğname; itiraz yoluna ilişkin olanına itirazname denir) başvurucuya tebliğ edilmeden karar verilmesini silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlali saymıştır. Ancak kararın 41. paragrafı kritiktir: başvurucu "adli arama kararı alınmadan önleme arama kararı ile aracının arandığını, elde edilen hukuka aykırı delile dayanılarak hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini" ileri sürmüş; Mahkeme, silahların eşitliği ihlaline karar verildiğinden bu şikâyetler hakkında "kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek" görmemiştir.52 İhlal üzerine Başsavcılık yazısı usulüne uygun tebliğ edilmiş, Daire itirazı 8.7.2020 tarihinde yeniden görüşmüş ve bu kez oybirliğiyle aynı sonuca — hükmün düzeltilerek onanmasına — varmıştır. Usule ilişkin bir ihlal kazanmak, esas bakımından sonucu değiştirmemiştir.
Bu nedenle bireysel başvuruda hüküm fıkraları, "kabul edilen" kadar "kabul edilmeyen" ve "hiç incelenmeyen" yönleriyle de okunmalıdır. Aşağıdaki tablo bu ayrımı, ölçütün kuruluşunu ve daralmasını gösteren üç karar üzerinde göstermektedir (Orhan Kılıç ile aynı başvurucuya ait iki Hacı Karabulut kararı). Tabloya, ölçütün kuruluşundan (Orhan Kılıç) daralmasına (Hacı Karabulut (2)) uzanan çizgi ile bu çizginin arasına düşen usul kararı (Hacı Karabulut (1)) alınmıştır; Helin Yusuf ve Sani Bayar kararları bu çizginin dışında, ayrı sorunları göstermek üzere incelendiğinden tabloda yer almamaktadır:
| Karar | Kabul edilen | Kabul edilmeyen / incelenmeyen | Sonuç |
|---|---|---|---|
| Orhan Kılıç B. No: 2014/4704 | İddianın kabul edilebilirliği (oybirliği); ihlal (oyçokluğu, 4 karşı oy) | Tazminat talebi reddedildi (giderim, yeniden yargılamayla sağlandığından ayrıca tazminata hükmedilmemiştir) | İhlal + yeniden yargılama |
| Hacı Karabulut (1) B. No: 2017/14871 | Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlali | Hukuka aykırı delile ilişkin şikâyet incelenmedi; tazminat talebi reddedildi | Usule ilişkin ihlal + yeniden inceleme |
| Hacı Karabulut (2) B. No: 2020/27959 | İddianın kabul edilebilirliği (oybirliği); adli yardım talebi | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verildi (oyçokluğu, 2 karşı oy) | İhlal bulunmadı; kesinleşmiş mahkûmiyet ayakta kaldı |
XI. Savunma Bakımından Sonuçlar
Yukarıdaki çözümleme, uygulamaya dönük beş sonuç doğurur.
Birincisi, mücadelenin yeri ilk derece ve kanun yoludur. Anayasa Mahkemesi, aramanın kanuna uygunluğunu kural olarak kendisi denetlemez; testin birinci aşaması, aykırılığın ya apaçık olmasını ya da derece mahkemelerince tespit edilmiş olmasını arar. Aykırılık apaçık olduğunda Mahkeme bunu bizzat saptayabilir — Helin Yusuf kararında olduğu gibi; ancak bu, kuralın istisnasıdır. Buna karşılık Yargıtay, temyizde CMK m. 289/1-i uyarınca bu aykırılığı re'sen gözetir. Dolayısıyla delil yasağının gerçekten işlediği aşama kanun yoludur; bireysel başvuru, kaçırılmış bir savunmayı telafi eden bir merci değildir.
İkincisi, şüphenin aramadan önce doğduğu, dosyanın kendi belgeleriyle ispatlanmalıdır. "Apaçıklık" eşiğini geçmenin en güvenilir yolu, hukuki yorum tartışmasına girmeden dosyanın kendi belgelerine dayanmaktır: yukarıda III. bölümde sayılan dosya-içi kayıtlar — kolluk tanıklarının duruşmadaki beyanları, olay tutanağının zaman çizelgesi ve mahkemenin gerekçesindeki kabuller. Bu tür bir kayıt, aykırılığı "içtihattan çıkarılan" bir sonuç olmaktan çıkarıp somut olguya bağlar.
Üçüncüsü, itiraz iki eksende ve kayda geçecek biçimde ileri sürülmelidir. Birinci eksen aramanın hukuka aykırılığı, ikinci eksen delilin gerçekliği ve güvenilirliğidir; ikisinin kapsamı bu bölümün sonundaki Uygulamadaki Tuzak başlığı altında ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Her iki eksende de, delilin hükme esas alınamayacağı ayrıca ve açıkça talep edilmelidir. Anayasa Mahkemesinin üçüncü aşamada başvurucunun somut itirazda bulunup bulunmadığına bakması, sessizliğin maliyetini göstermektedir. Ayrıca gerekçeli kararda bu itirazın karşılanıp karşılanmadığı ayrı bir denetim konusudur: Mahkeme, delillerin ağırlık derecesinin gerekçede tartışılmasını bekler; yukarıda IX. bölümde aktarıldığı üzere, bu tartışma yapılmamışsa takdiri kendisi yapacağını belirtmiştir.
Dördüncüsü, şikâyetin hangi hak başlığı altında kurulduğu sonucu değiştirebilir. Hukuka aykırı delil iddiası "hakkaniyete uygun yargılanma hakkı" altında ileri sürüldüğünde üç aşamalı testin — özellikle birinci aşamanın — denetiminden geçer. Buna karşılık aynı iddia, mahkemenin buna yanıt vermemesi yönüyle "gerekçeli karar hakkı" altında ele alındığında, inceleme farklı bir eksende yürür: burada sorulan soru delilin hukuka uygun olup olmadığı değil, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bir itiraza ayrı ve açık bir yanıt verilip verilmediğidir. Genel Kurulun Sani Bayar kararı (B. No: 2021/26642, 21.11.2024) bu ekseni oybirliğiyle işletmiştir: katalog dışı bir suçta tesadüfen elde edilen iletişim kayıtlarının kullanılamayacağına dair yerleşik Yargıtay içtihadına rağmen Özel Daire, başvurucunun bu yöndeki esaslı itirazını cevaplandırmadan ve içtihattan neden ayrıldığını açıklamadan hükmü onamış; Mahkeme bunu gerekçeli karar hakkının ihlali saymıştır53; Helin Yusuf kararında da itirazların hiç karşılanmamış olması ihlal sonucuna götüren unsurlardan biri olmuştur. Uygulamada bunun anlamı şudur: itiraz, hem hukuka aykırılık hem de gerekçesizlik boyutuyla kurulmalı; kanun yolu dilekçelerinde ilgili yerleşik içtihat somut künyeleriyle gösterilmeli ve merciin bu içtihattan ayrılıyorsa gerekçe göstermek zorunda olduğu açıkça hatırlatılmalıdır.
Beşincisi, ihlal kararı ile sonuç kararı aynı şey değildir. Hacı Karabulut serisinin gösterdiği gibi, usule ilişkin bir ihlalin giderimi yeniden inceleme olabilir ve inceleme aynı sonuçla kapanabilir. Bu nedenle bireysel başvuruda hangi şikâyetin esastan incelendiği, hangisinin incelenmeden bırakıldığı takip edilmeli; incelenmeden kalan şikâyet, sonraki aşamada yeniden ve açıkça ileri sürülmelidir.
Uygulamadaki Tuzak: İki Ayrı İtiraz Gerekir
Bu noktada, uygulamada en sık yapılan hata belirtilmelidir. Hukuka aykırı delil savunması, birbirinden farklı iki ayrı itirazı gerektirir ve bunlardan yalnız birini yapmak çoğu zaman yetmez:
- Aramanın hukuka aykırılığına itiraz. Karar veya yazılı emrin bulunmaması, önleme–adli arama ayrımının ihlali, kararın olay yeri ve tarihini kapsamaması gibi elde ediliş yöntemine yönelik itirazdır. Testin birinci aşamasını ilgilendirir.
- Delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine itiraz. Ele geçirilen şeyin gerçekten o olduğuna, muhafaza zincirine, tutanağın doğruluğuna, tartım ve ekspertiz sonuçlarına yönelik somut itirazdır. Testin üçüncü aşamasını ilgilendirir.
Hacı Karabulut (2)'de sonucu belirleyen etken tam olarak budur. Karara göre başvurucu, "gerek arama kapsamındaki işlemlerin icrası sırasında gerekse soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarında arama sonucunda elde edilen delillerin gerçekliği ve güvenilirliğine yönelik olarak somut bir itirazda bulunmamıştır". Başvurucunun "uyuşturucuyu aracıma bir başkası koymuş olabilir" biçimindeki savunması ise, Mahkemece delilin gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde etkisi bulunmayan bir iddia olarak değerlendirilmiştir.47
Bu ayrım gözden kaçtığında ortaya şu tablo çıkar: savunma yalnızca "arama hukuka aykırıydı" der, delilin gerçekliğine dönük hiçbir somut itiraz kayda geçmez; testin ilk aşaması aşılamazsa şikâyet zaten burada durur, aşılsa dahi üçüncü aşamada bu kez itiraz yokluğu aleyhe değerlendirilir. Kaldı ki mahkemenin itirazı hiç karşılamaması hâlinde işletilecek gerekçeli karar hakkı yolu da, itirazın dosyaya girmiş ve kayda geçmiş olmasını gerektirir; hiç ileri sürülmemiş bir iddianın cevapsız bırakıldığından söz edilemez.
Sonuç olarak her iki itiraz da, mümkün olan en erken aşamada, tutanağa geçecek biçimde ve ayrı ayrı ileri sürülmelidir. Bireysel başvuru aşamasında ilk kez gündeme getirilen bir iddia, testin hiçbir aşamasında dayanak oluşturmaz.
XII. Sonuç
Önleme araması ile adli arama arasındaki çizgi teoride nettir: somut suç şüphesi doğduğu anda önleme rejimi biter, ceza muhakemesi başlar. Yargıtay'ın yerleşik çizgisi bu sınırı aşan aramalarla elde edilen delili hükümden dışlamakta, gerektiğinde sonucu beraate kadar götürmektedir. Anayasal düzeyde ise durum daha karmaşıktır: Anayasa m. 38/6 kural düzeyinde bir dışlama öngörürken, bireysel başvuru denetiminde uygulanan üç aşamalı test, aykırılığın apaçık olmasını veya derece mahkemelerince tespit edilmiş olmasını arayarak bu güvencenin kapsamını daraltmaktadır.
Bu daralmanın hukuk politikası bakımından tartışılması gereken bir yönü vardır: bir yandan Anayasa Mahkemesinin dördüncü derece mercii hâline gelmemesi meşru bir kaygıdır; diğer yandan Anayasa'nın açık ve istisnasız bir yasak öngördüğü bir alanda, güvencenin işlerliği derece mahkemelerinin kendi aykırılıklarını saptamasına bağlanmaktadır. İki karşı oy, farklı gerekçelerle de olsa bu noktaya işaret etmektedir: Gökcan önleme yetkisinin amacı dışında kullanılmasına, Hakyemez ise Anayasa m. 38/6'daki güvencenin işlevsizleşmesine dikkat çekmiştir. Uygulayıcı bakımından çıkarılacak sonuç ise açıktır: delil yasağı kendiliğinden işleyen bir otomatizm değildir; onu, yargılamanın her aşamasında adıyla, dayanağıyla ve somut olgularıyla ileri süren bir savunma gerçeğe dönüştürür.
Dipnotlar
- Anayasa m. 38/6: "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez." ↩
- 2559 sayılı PVSK m. 9. Metin, AYM Hacı Karabulut (2) kararının "İlgili Hukuk" bölümünde aktarılan hâliyle esas alınmıştır. ↩
- Bu formül, aşağıda tam metni yayımlanan ve aramayı hukuka aykırı bulan Yargıtay kararlarının tümünde aynen tekrarlanmaktadır; örn. Yargıtay 20. CD, E. 2015/296, K. 2015/1964, T. 15.06.2015. → ↩ ↩²
- CMK m. 116 ve m. 119/1. Metinler, AYM Orhan Kılıç ve Hacı Karabulut (2) kararlarının "İlgili Hukuk" bölümlerinde aktarılan hâliyle esas alınmıştır. ↩
- Yargıtay 20. CD, E. 2015/296, K. 2015/1964, T. 15.06.2015. → ↩
- Yargıtay 20. CD, E. 2015/14903, K. 2015/4992, T. 07.12.2015. → ↩ ↩²
- Yargıtay 20. CD, E. 2015/15610, K. 2015/4056, T. 14.10.2015; 20. CD, E. 2015/1743, K. 2015/535, T. 11.05.2015 (tam metinler: 1, 2). ↩
- Yargıtay 20. CD, E. 2016/913, K. 2016/3026, T. 23.05.2016. → ↩
- Yargıtay CGK, E. 2013/610, K. 2014/512; E. 2013/841, K. 2014/513; E. 2014/166, K. 2014/514, T. 25.11.2014. Kararlarda koruma tedbiri–önleme tedbiri ayrımı, idari kolluk–adli kolluk ayrımı ile "makul şüphe" ve "makul sebep" kavramları ayrıntılı biçimde açıklanmıştır; buradaki aktarımlar özellikle E. 2013/610, K. 2014/512 sayılı kararın gerekçesine dayanmaktadır. Bu üç kararın tam metinleri, hacimleri nedeniyle bu sayfada yayımlanmamış olup ilkeleri ve somut olayları metinde aktarılmıştır. ↩
- Anılan CGK kararlarının metinlerine erişilmiş olup buradaki ilkeler doğrudan bu kararlardan aktarılmıştır; künyeleri ise tam metinleri aşağıda yayımlanan daire kararlarının içinde de anılmaktadır. ↩ ↩²
- Sırasıyla CGK, E. 2013/610, K. 2014/512 (otobüste sekiz gün önceki önleme kararına dayalı arama); E. 2013/841, K. 2014/513 (ardışık üç arama, sanığın yokluğunda yapılan üçüncü arama ve bekletme); E. 2014/166, K. 2014/514 (hâkimin ret kararının ertesi günü verilen savcılık emri). ↩
- Yargıtay 20. CD, E. 2015/1386, K. 2015/1067, T. 27.05.2015. Karar, dipnot 9'da anılan CGK içtihadını havalimanı senaryosuna uygulayan daire kararıdır. → ↩
- Ceza Genel Kurulu kararları (E. 2016/10-33, K. 2018/374; E. 2016/493, K. 2018/484), AYM Hacı Karabulut (2) kararının "İlgili Hukuk" bölümünde (§§ 38–44) aktarılan içerikleriyle esas alınmıştır. Daire kararlarının tam metinleri ise doğrudan Yargıtay Karar Arama sisteminden alınmış olup sayfa sonunda yayımlanmıştır: 10. CD, E. 2021/9227, K. 2022/10284; E. 2023/15717, K. 2023/11763; E. 2023/5371, K. 2024/893. ↩
- Anayasa m. 38/6 ile 5271 sayılı CMK m. 206/2-a, m. 217/2, m. 230/1-b, m. 289/1-i. ↩
- CGK, E. 2014/166, K. 2014/514, T. 25.11.2014 (el koyma onayının aramayı hukuka uygun kılmayacağı). Yaptırımlar halkası için CGK, E. 2013/610, K. 2014/512 ve E. 2013/841, K. 2014/513, T. 25.11.2014: kararlarda hukuka aykırı aramanın "maddi ceza hukuku bakımından yaptırımı ise eylemin suç teşkil etmesidir" denilerek 5237 sayılı TCK m. 120 (haksız arama) ile 5271 sayılı CMK m. 141/1 uyarınca tazminat sorumluluğuna işaret edilmiştir; konut ve işyeri bakımından ayrıca TCK m. 116 ve m. 119/1-e. ↩
- Yargıtay 10. CD, E. 2023/6070, K. 2023/5092, T. 01.06.2023. → ↩
- Yargıtay 20. CD, E. 2015/15633, K. 2016/2477, T. 26.04.2016. → ↩
- Delil elde etme ve delil değerlendirme yasakları ayrımı ile bu ayrımın bireysel başvuru denetimindeki yansımaları için bkz. Mehmet Maden, "Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Bakımından Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Delil Yasakları", Anayasa Yargısı, C. 32, 2015. ↩
- Alaaddin Egemenoğlu, "Hukuka Aykırı Delillerde Mutlak-Nispi ve Maddi-Şekli Hukuka Aykırılık Ayrımlarının Değerlendirilmesi", İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 1, 2025, s. 93-119. ↩
- Öğretideki üç yaklaşımın (ayrımı kabul eden, kabul etmeyen ve karma görüş) karşılaştırmalı değerlendirmesi için bkz. Egemenoğlu, a.g.e., s. 103 vd. Ayrıca genel bir değerlendirme için Fatih Özkul, "Ceza Yargılamasında Hukuka Aykırı Şekilde Elde Edilen Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi. ↩
- Hamid Köse, "Delil Değerlendirme Yasakları Bakımından Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y. 13, S. 49, Ocak 2022 (DOI: 10.54049/taad.1055720). ↩
- Hakan Serdar Çöpoğlu, "Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama Koruma Tedbirinde Belirlilik İlkesi", Ankara Barosu Dergisi (DOI: 10.30915/abd.556954). ↩
- Önleme araması ile elde edilen delillerin ceza muhakemesinde kullanılabilirliği tartışması için bkz. Cem Şenol – Merve Şahin Akdemir, "Önleme Araması ile Elde Edilen Delillerin Ceza Muhakemesinde Kullanılabilmesi", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025 (DOI: 10.15337/suhfd.1595459); Muhammed Satuk Buğrahan Atan, "Yargı Kararları Bağlamında Hukuka Aykırı Arama", Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 1, 2024, s. 557-607; Fatih Yurtlu, "Güncel Yargıtay Kararları Işığında Önleme Araması Neticesinde Elde Edilen Delillerin Hukuka Uygunluğu Üzerine Bir Değerlendirme", Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 1, Ocak 2025, s. 289-312. ↩
- Yargıtay 10. CD, E. 2014/4101, K. 2014/5100, T. 04.07.2014. → ↩
- Yargıtay 8. CD, E. 2024/2269, K. 2024/7917, T. 22.10.2024 — tam metni TCK 191 sayfamızda yayımlıdır. ↩
- Zeliha Alpsoy, "PVSK m. 4/A Kapsamında Durdurma ve Kimlik Sorma", Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, Y. 9, S. 2024/1, s. 1-49. ↩
- Ali İhsan Erdağ, "Kolluğun 'Durdurma ve Kimlik Sorma' Yetkisi (PVSK madde 4/A)", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2022/448, K. 2023/11473, T. 21.12.2023. Karar metni Yargıtay Karar Arama sisteminden temin edilmiştir. ↩
- Sivil Hava Meydanları, Limanlar ve Sınır Kapılarında Güvenliğin Sağlanması, Görev ve Hizmetlerin Yürütülmesi Hakkında Yönetmelik (Bakanlar Kurulu Kararı: 25/7/1997, No: 97/9707; RG 14/8/1997-23080), m. 8. Maddenin üçüncü fıkrası, 27/11/2024 tarihli ve 32735 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 9173 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın 5. maddesiyle değiştirilmiştir. ↩
- 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m. 9 (metin: mevzuat.gov.tr). ↩
- Yukarıda dipnot 14'te anılan zincir. ↩
- AYM, Yüce Divan sıfatıyla, E. 2011/1 (Yüce Divan), K. 2012/1, 19.12.2012. Karar, bir Yargıtay hukuk dairesi başkanı hakkında rüşvet alma suçundan Anayasa’nın 148. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca yürütülen Yüce Divan yargılamasına ilişkindir; bireysel başvuru kararı değildir. Aynı karar, AYM’nin Orhan Kılıç (§ 26) ve Hacı Karabulut (2) (§ 37) bireysel başvuru kararlarının “İlgili Hukuk” bölümlerinde de aktarılmıştır. Buradaki metin, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası’ndaki resmî karar metniyle karşılaştırılarak doğrulanmıştır. → ↩
- AİHM içtihadı için bkz. Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12.7.1988; Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11.7.2006; Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10.3.2009; Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 63831/00, 26.9.2002. Konutta karar alınmaksızın, güvenlik gerekçesiyle yapılan ön arama bakımından ayrıca Yeşil/Türkiye, B. No: 28349/11, 19.10.2021. Anılan kararlar, AYM Orhan Kılıç ve Hacı Karabulut (2) kararlarının "Uluslararası Hukuk" bölümlerinde aktarılan hâliyle esas alınmıştır. ↩
- Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45-46. Karar metni HUDOC üzerinden temin edilmiştir. ↩
- Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, §§ 95-96; Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, §§ 89-90. Aynı formülün sonraki uygulamaları için Lee Davies/Belçika, B. No: 18704/05, 28/7/2009, § 41; Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97, 12/5/2000, §§ 34-37; Allan/Birleşik Krallık, B. No: 48539/99, 5/11/2002, §§ 42-43. ↩
- Prade/Almanya, B. No: 7215/10, 3/3/2016, §§ 33-41. Kararda, tartışmalı delilin başvurucu aleyhine fiilen tek delil olduğu ayrıca tespit edilmiştir (§ 40). ↩
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 53: Sözleşme hükümleri, taraf devletlerin hukukunda tanınmış olabilecek insan haklarını ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onlara aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz. ↩
- AYM (GK), Orhan Kılıç, B. No: 2014/4704, 1.2.2018, RG 10.4.2018-30387. Tam metni sayfa sonundadır. → ↩
- Orhan Kılıç, §§ 45, 46. ↩
- Sırasıyla Orhan Kılıç, §§ 47-48; § 49; § 50. ↩
- Orhan Kılıç, §§ 53-55 ve Osman Alifeyyaz Paksüt, Hicabi Dursun, Kadir Özkaya ile M. Emin Kuz'un karşı oy gerekçeleri. ↩
- AYM (GK), Hacı Karabulut (2), B. No: 2020/27959, 20.3.2025, RG 1.9.2025-33004, § 67. Tam metni sayfa sonundadır. → ↩
- Hacı Karabulut (2), § 68; kararda atıf yapılan içtihat: Ali Kıdık, B. No: 2014/5552, 26.10.2017, §§ 62-63; Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27.10.2021, § 109. ↩
- Hacı Karabulut (2), § 69. ↩
- Hacı Karabulut (2), § 70; kararda atıf yapılan içtihat: Baran Karadağ, B. No: 2014/12906, 7.5.2015, § 65. ↩
- Hacı Karabulut (2), § 71; kararda atıf yapılan içtihat: Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19.11.2014, § 46; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4.11.2014, § 61. ↩
- Hacı Karabulut (2), §§ 6-7, 14-16, 76-80. ↩
- AYM (İkinci Bölüm), Helin Yusuf, B. No: 2020/14678, 14.1.2025, §§ 8-10, 53-61. Karar oyçokluğuyla alınmış olup Üyeler Ömer Çınar ve Metin Kıratlı, aramanın PVSK m. 4/A kapsamındaki yoklama yetkisine dayandığı ve delilin tek veya belirleyici olmadığı gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır. Tam metni sayfa sonundadır. → ↩
- Hacı Karabulut (2); Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan ile Üye Yusuf Şevki Hakyemez'in karşı oy gerekçeleri. → ↩
- Yargıtay 10. CD, E. 2023/5371, K. 2024/893, T. 25.01.2024. Tam metni sayfa sonundadır. → ↩
- Yukarıda dipnot 12'de anılan karar: Yargıtay 20. CD, E. 2015/1386, K. 2015/1067, T. 27.05.2015. → ↩
- AYM (Birinci Bölüm), Hacı Karabulut, B. No: 2017/14871, 9.10.2019, § 41 ve VI. Hüküm. ↩
- AYM (GK), Sani Bayar, B. No: 2021/26642, 21.11.2024, RG 29.4.2025-32885, §§ 17-31, 48, 51-54. Kararda anılan AİHM içtihadı için bkz. Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20.10.2011, § 57; Stoilkovska/Makedonya, B. No: 29784/07, 18.7.2013, § 49. Tam metni sayfa sonundadır. → ↩
Temel Kavramlar
Yazıda geçen ve konuyla bağlantılı kavramlar aşağıda toplanmıştır. Konuya yabancı okuyucu, metni okurken karşılaştığı terimler için bu bölüme dönebilir.
- Gecikmesinde sakınca bulunan hâl
- Hâkimden karar almak için geçecek sürede delilin kaybolması veya işlemin sonuçsuz kalması tehlikesinin bulunduğu durum. Kanun bu hâlde, kural olan hâkim kararının yerine Cumhuriyet savcısının (belirli hâllerde kolluk amirinin) yazılı emrini yeterli sayar. Bu hâle dayanılıyorsa somut gerekçesinin tutanakta gösterilmesi beklenir.
- Mülki amir / kolluk amiri / sulh ceza hâkimi
- Mülki amir vali, vali yardımcısı veya kaymakamdır; idari kolluğun başıdır ve önleyici tedbirlerde yetkilidir. Kolluk amiri polis veya jandarmanın birim amiridir. Sulh ceza hâkimliği soruşturma evresindeki koruma tedbirlerine (arama, el koyma, tutuklama) karar veren mahkemedir. Önleyici işlemlerde mülki amir, adli işlemlerde savcı ve hâkim devrededir; ayrımın önemi buradan gelir.
- El koyma
- Suçun delili olabilecek ya da müsadereye tabi eşyanın, sahibinin rızası olmaksızın muhafaza altına alınması. Kural olarak hâkim kararı gerekir; gecikmesinde sakınca bulunan hâlde verilen kolluk/savcı kararı sonradan hâkim onayına sunulur.
- İkrar
- Kişinin, hakkındaki suçlamayı kabul eden beyanı. Türk hukukunda tek başına mahkûmiyete yeterli sayılmaz; ayrıca ikrarın varlığı, delilin hukuka aykırı elde edilmiş olmasını gidermez.
- Beraat / mahkûmiyet
- Beraat sanığın cezalandırılmasına yer olmadığına dair karardır. Mahkûmiyet ise suçun sabit görülerek ceza verilmesidir.
- Direnme hükmü
- Yargıtay dairesinin bozma kararına uymayıp önceki kararında ısrar eden yerel mahkeme hükmü. Bu hükmü Ceza Genel Kurulu inceler.
- Katalog suç
- Kanunun, ancak sınırlı olarak saydığı suçlar bakımından belirli bir tedbire (örneğin iletişimin denetlenmesine) izin vermesi. Listede yer almayan bir suç için o tedbir uygulanamaz; uygulanmışsa elde edilen delil değerlendirme yasağına girer.
- Silahların eşitliği / çelişmeli yargılama
- Tarafların iddia ve delillerini eşit koşullarda ileri sürebilmesi ve karşı tarafın beyan ve delillerinden haberdar olup bunlara cevap verebilmesi. Adil yargılanma hakkının unsurlarıdır.
- Bariz takdir hatası / açık keyfîlik
- Derece mahkemesinin delil değerlendirmesinin, makul hiçbir yorumla savunulamayacak ölçüde yanlış veya dayanaksız olması. Anayasa Mahkemesi kural olarak delil değerlendirmesine karışmaz; bu iki hâl istisnadır.
- Kolluk
- Polis ve jandarma gibi güvenlik görevlileri. İdari kolluk suçun ve tehlikenin önlenmesi için, adli kolluk ise işlenmiş bir suçun delillerinin toplanması ve failin yakalanması için çalışır. Aynı görevli, yaptığı işe göre bazen idari bazen adli kolluk sıfatıyla hareket eder.
- Koruma tedbiri
- Yargılamanın yürütülmesini veya hükmün yerine getirilmesini güvence altına almak için temel haklara geçici olarak müdahale eden tedbirler: arama, el koyma, yakalama, tutuklama gibi. Kural olarak hâkim kararına bağlıdır.
- Şüpheli / sanık
- Soruşturma evresinde suç şüphesi altındaki kişiye şüpheli, kovuşturmanın başlamasından hükmün kesinleşmesine kadar aynı kişiye sanık denir.
- Soruşturma / kovuşturma
- Soruşturma savcılığın yürüttüğü, iddianamenin kabulüne kadarki aşamadır. Kovuşturma iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar süren, mahkeme önündeki aşamadır.
- Makul şüphe / makul sebep
- Makul şüphe, adli aramanın şartıdır (CMK m. 116/1): dosyadaki somut olgular karşısında, yakalama veya delil elde etme ihtimalinin bulunması. Makul sebep ise önleyici yetkilerin şartıdır. Kanun bunu iki ayrı biçimde kurar: PVSK m. 4/A'daki durdurmada "polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime" dayanan anlık bir değerlendirme aranırken, PVSK m. 9'daki önleme araması kararında makul sebeplerin talep yazısında gerekçeleriyle gösterilmesi ve kararın hâkim tarafından verilmesi gerekir. Ayrım, hangisinin daha güçlü olduğu değil, neye dayandığı ile ilgilidir: makul şüphe dosyadaki somut olguya, makul sebep ise önleyici amaca ve o andaki duruma dayanır. Ceza Genel Kurulu aynı farkı, değerlendirmeyi kimin yaptığı açısından ifade etmiştir: makul şüphe sıradan bir kişinin somut olgular karşısında duyacağı şüpheye, makul sebep ise konunun uzmanınca (kolluğun mesleki tecrübesiyle) değerlendirilen olgulara dayanır. İki anlatım aynı ayrımın iki yüzüdür: birincisi şüphenin dayanağını, ikincisi değerlendiricisini öne çıkarır.
- Suçun maddi konusu
- Suçun üzerinde işlendiği şey. Uyuşturucu suçlarında ele geçen maddenin kendisidir. Bu madde delil olarak dışlanırsa, suçun konusu da ortadan kalkabilir; sonucun beraate kadar gidebilmesinin sebebi budur.
- Delil elde etme yasağı / delil değerlendirme yasağı
- Birincisi delilin nasıl toplanacağına, ikincisi toplanmış bir delilin hükme esas alınıp alınamayacağına ilişkindir. Her elde etme aykırılığı kendiliğinden değerlendirme yasağı doğurmaz; bu bağın kurulması ayrı bir değerlendirmedir.
- Mutlak / nispi değerlendirme yasağı
- Mutlak yasakta, hukuka aykırı biçimde elde edilmiş bir delil, aykırılığın ağırlığına ve kamu yararına bakılmaksızın hükme esas alınamaz. Nispi yasakta yalnız belirli deliller yasak kapsamındadır; ölçütleri karşılayan delil, hukuka aykırı elde edilmiş olsa da kullanılabilir.
- Maddi / şekli hukuka aykırılık
- Öğretideki bir başka ayrım. Maddi aykırılık temel hakkın özüne dokunan ihlalleri (örneğin işkenceyle elde edilen ikrar), şekli aykırılık ise temel hakkın özüne dokunmayan, işlemin biçimine ilişkin hataları anlatır (örneğin tutanakta bir kaydın eksik bırakılması). Bu ayrımı savunanlara göre şekli aykırılık her zaman delil yasağı doğurmaz; reddedenlere göre ise aykırılık derecelendirilemez. Ayrımın kabul edilip edilmeyeceği tartışmalıdır.
- Hukuka kesin aykırılık
- CMK m. 289'da sayılan hâller. Bu hâllerde hukuka aykırılığın hükmü etkilediği kabul edilir; temyiz sebebi olarak ileri sürülmese dahi Yargıtay tarafından re'sen (kendiliğinden) gözetilir.
- İstinaf / temyiz
- İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yolu ile bölge adliye mahkemesine gidilir; bu mahkeme hem maddi olayı hem hukuku denetler, gerekirse duruşma açıp yeniden hüküm kurar. Temyiz ise Yargıtay önündeki, kural olarak hukuka uygunluk denetimidir.
- Bozma / onama / düzelterek onama / esastan ret
- Bozma: hükmün hukuka aykırı bulunup ortadan kaldırılması. Onama: hükmün hukuka uygun bulunması. Düzelterek onama: yeniden yargılama gerektirmeyen bir yanlışın giderilip hükmün onanması. Esastan ret: istinaf başvurusunun yerinde görülmeyip ilk hükmün korunması.
- Ceza Genel Kurulu / Özel Daire
- Bir dosyayı ilk inceleyen Yargıtay ceza dairesine Özel Daire denir. Ceza Genel Kurulu, direnme hükümlerini ve daireler arası uyuşmazlıkları karara bağlayan üst kuruldur; kararları içtihat bakımından bağlayıcı ağırlıktadır.
- Bireysel başvuru
- Olağan kanun yolları tüketildikten sonra, temel hakkının kamu gücü tarafından ihlal edildiğini ileri süren kişinin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru (Anayasa m. 148/3). Anayasa Mahkemesi bir üst derece mahkemesi değildir; delil değerlendirmesini yeniden yapmaz.
- Gerekçeli karar hakkı
- Adil yargılanma hakkının bir unsuru. Davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazlara, mahkemece ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektirir.
- Muhafaza zinciri
- Delilin ele geçirildiği andan mahkemeye sunulduğu ana kadar kimin elinde bulunduğunun, nasıl saklandığının kesintisiz kaydı. Zincirdeki bir kopukluk, delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine yönelik itirazın dayanağı olur.
- Uzak etki (Fernwirkung) — "zehirli ağacın meyvesi"
- Hukuka aykırı bir delil aracılığıyla ulaşılan ikincil delillerin de yasağa tabi olup olmadığı sorunu. Örnek: hukuka aykırı aramada bulunan bir not sayesinde ulaşılan tanığın beyanı da dışlanmalı mıdır?
- İlk bakışta (prima facie) anlaşılabilirlik
- Bir aykırılığın, ayrıca araştırma yapılmasına gerek kalmadan görülebilmesi. Örneğin dosyada hiçbir arama kararı veya yazılı emir bulunmaması bu eşiği karşılar; buna karşılık mevcut bir kararın yeterli olup olmadığının tartışılması gerekiyorsa eşik karşılanmaz.
- Yüce Divan
- Anayasa Mahkemesinin, Anayasa'nın 148. maddesinde sayılan kişileri görevleriyle ilgili suçlardan yargıladığı sıfat. Bireysel başvurudan tamamen ayrı bir görevdir.
- Normlar hiyerarşisi
- Anayasa > kanun > yönetmelik sıralaması. Alt basamaktaki bir norm, üst basamaktaki normun tanıdığı güvenceyi daraltacak biçimde yorumlanamaz.
- Arındırılmış bölge / körük
- Havalimanında güvenlik kontrolünden geçilerek girilen kontrollü alana arındırılmış bölge, uçak ile terminali birleştiren kapalı geçiş koridoruna körük denir.
- Kanun yolu / olağanüstü kanun yolu
- Kanun yolu, verilmiş bir karara karşı üst mercie başvurma imkânıdır: istinaf ve temyiz olağan kanun yollarıdır. Olağanüstü kanun yolu ise kesinleşmiş ya da daire önünde karara bağlanmış bir işte istisnaen işletilen yoldur; ceza yargılamasında en sık karşılaşılanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının daire kararına karşı CMK m. 308 uyarınca yaptığı itirazdır. İtirazı önce kararı veren daire inceler; yerinde görürse kendi kararından döner, görmezse dosya Ceza Genel Kuruluna gider.
- Tebliğname / itirazname
- Tebliğname, temyiz incelemesi öncesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dosya hakkında verdiği yazılı görüştür. Başsavcılığın CMK m. 308 itirazına ilişkin yazısı ise uygulamada itirazname olarak anılır. İkisinin de taraflara tebliğ edilmesi, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gereğidir.
- Derdest
- Bir davanın veya başvurunun henüz karara bağlanmamış, görülmekte olan durumda bulunması.
- Suçüstü
- Suçun işlenmekte olduğu sırada ya da işlendikten hemen sonra failin yakalanması hâli (CMK m. 2). Bu hâlde kolluğun yetkileri genişler; bu nedenle savunmada suçüstü hâlinin gerçekten bulunup bulunmadığı ayrıca denetlenir.
- Müsadere
- Suçta kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen eşyanın mülkiyetinin devlete geçirilmesi (TCK m. 54).
- İstihbarat / duyum / ihbar
- İhbar belirli bir kişi tarafından yapılan bildirimdir; duyum ve istihbarat ise kolluğun kendi kaynaklarından edindiği, kaynağı çoğu kez dosyaya girmeyen bilgidir. Hukukî sonuç bakımından belirleyici olan bilginin adı değil, somutlaşma derecesidir: plaka, kimlik veya yer içeren bilgi, şüphenin aramadan önce belirli bir kişiye yöneldiğini gösterir.
- Zula
- Araç, eşya veya yapı içinde, arama sırasında kolay görülmeyecek biçimde hazırlanmış gizli bölme.
- Eşkâl
- Bir kişinin dış görünüşüne ilişkin tarif (boy, kilo, giysi, saç rengi gibi).
- Telafi edici güvence
- Yargılamada ortaya çıkan bir dezavantajı dengelemek üzere işletilen usulî imkânlar: delile itiraz edebilme, karşı delil sunabilme, tanığı sorgulayabilme, mahkemenin itirazı gerekçeli biçimde karşılaması gibi. Bir delilin hukuka aykırı elde edilmiş olmasına rağmen yargılamanın bütününün adil sayılabilmesi, çoğu zaman bu güvencelerin gerçekten işletilmiş olmasına bağlanır.
- Dördüncü derece mercii
- Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda kaçındığı konum. Mahkeme ilk derece, istinaf ve temyizden sonra gelen dördüncü bir derece mahkemesi değildir; delil değerlendirmesini ve kanunun yorumunu yeniden yapmaz, yalnızca temel hak ihlali bulunup bulunmadığını denetler. Testin birinci aşamasındaki daraltmanın gerekçesi de budur.
- Esaslı iddia
- Davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddia veya itiraz. Gerekçeli karar hakkı, yalnızca bu nitelikteki iddialara ayrı ve açık yanıt verilmesini gerektirir.
- Adli yardım / hukuki yarar
- Adli yardım, yargılama giderlerini karşılayamayacak durumdaki kişinin bu yükten geçici olarak muaf tutulmasıdır. Hukuki yarar ise bir talebin incelenmesinde başvurucunun korunmaya değer bir menfaatinin bulunmasıdır; örneğin yeniden yargılamaya hükmedilen bir dosyada ayrıca tazminata hükmedilmemesinin gerekçesi, giderimin zaten sağlanmış olmasıdır.
- İçtihat
- Yüksek mahkemelerin, aynı hukukî sorunda verdikleri kararlarla oluşturdukları yerleşik uygulama. Kanun metni gibi bağlayıcı değildir; ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları uygulamada bağlayıcı ağırlık taşır. Bu yazıdaki tartışmanın düğüm noktası da budur: bireysel başvuruda, bir aramanın "yerleşik içtihada aykırı" olduğunu söylemek tek başına yetmez; aykırılığın o dosyanın kendi belgelerinden görülmesi gerekir.
- Emsal karar
- Benzer maddi olayda daha önce verilmiş ve dayanak gösterilen karar. Emsal olabilmesi için kararın sonucunun değil, sonuca götüren maddi olayının eldeki dosyayla örtüşmesi gerekir.
- Strazburg / AİHM
- AİHM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesidir; Fransa'nın Strazburg şehrinde bulunduğu için metinlerde kısaca "Strazburg" olarak da anılır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf devletler aleyhine yapılan başvuruları karara bağlar.
- Kabul edilebilirlik
- Bir başvurunun esası incelenmeden önce yapılan ön denetim: süre, başvuru yollarının tüketilmesi, açıkça dayanaktan yoksun olmama gibi şartlar aranır. Başvuru bu aşamayı geçemezse esası hiç incelenmez.
- Eksik araştırma
- Hükmün, toplanması gereken deliller toplanmadan kurulmuş olması. Başlı başına bozma sebebidir; arama tartışmasındaki tipik örneği, arama kararının aslı veya onaylı örneği dosyaya konulmadan hüküm kurulmasıdır.
- Maddi gerçek
- Ceza muhakemesinin, tarafların anlaşmasıyla değil, gerçekten yaşanmış olayın ortaya çıkarılmasıyla ulaşmayı hedeflediği sonuç. Delil yasakları, bu hedefin hukuka uygun yöntemlerle sınırlandığını ifade eder.
- Hakkaniyete uygun yargılanma
- Adil yargılanma hakkının, yargılamanın bütününe bakılarak değerlendirilen boyutu: tarafların eşit imkânlarla dinlenip dinlenmediği, delillere itiraz edebilip edemediği, itirazlarının karşılanıp karşılanmadığı birlikte tartılır. Tek bir usul hatası tek başına ihlal sayılmayabilir; belirleyici olan bütünün adilliğidir.
- Tartım / ekspertiz
- Ele geçirilen maddenin miktarının ölçülmesi ve niteliğinin uzman incelemesiyle belirlenmesi. Delilin gerçekliğine ve güvenilirliğine yönelik itirazlar çoğu zaman bu iki işlemin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı üzerinden kurulur.
- Kanunu dolanma
- Bir yetkinin, kanunun öngördüğü amaç dışında, başka bir yetkinin şartlarından kaçınmak için kullanılması. Somut bağlamda: adli arama kararı almak gerekirken elde mevcut önleme araması kararına dayanılması bu eleştiriyle karşılanmaktadır.
- Kaynak gösterimindeki kısaltmalar
- E. esas numarası · K. karar numarası · T. karar tarihi · B. No bireysel başvuru / AİHM başvuru numarası · § karar paragrafı · CD Ceza Dairesi · CGK Ceza Genel Kurulu · GK Genel Kurul · [BD] AİHM Büyük Daire · (k.k.) kabul edilebilirlik kararı · RG Resmî Gazete · bkz. bakınız · a.g.e. adı geçen eser.
Kaynakça
- Alpsoy, Zeliha, "PVSK m. 4/A Kapsamında Durdurma ve Kimlik Sorma", Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, Y. 9, S. 2024/1, s. 1-49. dergipark.org.tr
- Erdağ, Ali İhsan, "Kolluğun 'Durdurma ve Kimlik Sorma' Yetkisi (PVSK madde 4/A)", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. dergipark.org.tr
- Atan, Muhammed Satuk Buğrahan, "Yargı Kararları Bağlamında Hukuka Aykırı Arama", Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 1, 2024, s. 557-607. dergipark.org.tr
- Çöpoğlu, Hakan Serdar, "Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama Koruma Tedbirinde Belirlilik İlkesi", Ankara Barosu Dergisi, DOI: 10.30915/abd.556954. dergipark.org.tr
- Egemenoğlu, Alaaddin, "Hukuka Aykırı Delillerde Mutlak-Nispi ve Maddi-Şekli Hukuka Aykırılık Ayrımlarının Değerlendirilmesi", İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 1, 2025, s. 93-119. dergipark.org.tr
- Köse, Hamid, "Delil Değerlendirme Yasakları Bakımından Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y. 13, S. 49, Ocak 2022. dergipark.org.tr
- Maden, Mehmet, "Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Bakımından Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Delil Yasakları", Anayasa Yargısı, C. 32, 2015. dergipark.org.tr
- Özkul, Fatih, "Ceza Yargılamasında Hukuka Aykırı Şekilde Elde Edilen Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi. dergipark.org.tr
- Şenol, Cem – Şahin Akdemir, Merve, "Önleme Araması ile Elde Edilen Delillerin Ceza Muhakemesinde Kullanılabilmesi", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025, DOI: 10.15337/suhfd.1595459. dergipark.org.tr
- Yurtlu, Fatih, "Güncel Yargıtay Kararları Işığında Önleme Araması Neticesinde Elde Edilen Delillerin Hukuka Uygunluğu Üzerine Bir Değerlendirme", Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 1, Ocak 2025, s. 289-312. dergipark.org.tr
Tam metni bu sayfada yayımlanan kararlar (on yedi karar):
- Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla, E. 2011/1, K. 2012/1, 19.12.2012.
- Anayasa Mahkemesi (Genel Kurul), Orhan Kılıç Başvurusu, B. No: 2014/4704, 1.2.2018 — kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/4704
- Anayasa Mahkemesi (Genel Kurul), Hacı Karabulut Başvurusu (2), B. No: 2020/27959, 20.3.2025 — kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/27959
- Anayasa Mahkemesi (Genel Kurul), Sani Bayar Başvurusu, B. No: 2021/26642, 21.11.2024.
- Anayasa Mahkemesi (İkinci Bölüm), Helin Yusuf Başvurusu, B. No: 2020/14678, 14.1.2025 — kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/14678
- Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/1386, K. 2015/1067, T. 27.05.2015.
- Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/296, K. 2015/1964, T. 15.06.2015.
- Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/14903, K. 2015/4992, T. 07.12.2015.
- Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/15610, K. 2015/4056, T. 14.10.2015.
- Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/1743, K. 2015/535, T. 11.05.2015.
- Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2016/913, K. 2016/3026, T. 23.05.2016.
- Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/15633, K. 2016/2477, T. 26.04.2016.
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2014/4101, K. 2014/5100, T. 04.07.2014.
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/6070, K. 2023/5092, T. 01.06.2023.
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2021/9227, K. 2022/10284, T. 13.10.2022.
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/15717, K. 2023/11763, T. 02.12.2023.
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/5371, K. 2024/893, T. 25.01.2024.
Tam metni bu sayfada yayımlanmayan kararlar. Türk mahkemelerine ait olanların yayımlanmama gerekçeleri "Kararların Tam Metinleri" bölümünün girişinde açıklanmıştır; AİHM kararlarının metinleri, resmî dilleri Türkçe olmadığından ve bu çalışmada yalnızca karşılaştırmalı çerçeve kurmak üzere ilgili paragraflarıyla değerlendirildiğinden burada yayımlanmamış; künyeleriyle anılmış ve HUDOC üzerinden erişilebilir bırakılmıştır:
- Anayasa Mahkemesi (Birinci Bölüm), Hacı Karabulut Başvurusu, B. No: 2017/14871, 9.10.2019 — kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/14871
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/610, K. 2014/512, T. 25.11.2014.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/841, K. 2014/513, T. 25.11.2014.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/166, K. 2014/514, T. 25.11.2014.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/10-33, K. 2018/374, T. 25.09.2018.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/493, K. 2018/484, T. 25.10.2018.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2024/2269, K. 2024/7917, T. 22.10.2024.
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2022/448, K. 2023/11473, T. 21.12.2023.
- AİHM, Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12.07.1988.
- AİHM, Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97, 12.05.2000.
- AİHM, Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 63831/00, 26.09.2002.
- AİHM, Allan/Birleşik Krallık, B. No: 48539/99, 05.11.2002.
- AİHM, Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11.07.2006.
- AİHM, Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10.03.2009.
- AİHM, Lee Davies/Belçika, B. No: 18704/05, 28.07.2009.
- AİHM, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20.10.2011.
- AİHM, Stoilkovska/Makedonya, B. No: 29784/07, 18.07.2013.
- AİHM, Prade/Almanya, B. No: 7215/10, 03.03.2016.
- AİHM, Yeşil/Türkiye, B. No: 28349/11, 19.10.2021.
AİHM kararlarının metinleri HUDOC üzerinden, Yargıtay kararları Yargıtay Karar Arama sisteminden, Anayasa Mahkemesi kararları Kararlar Bilgi Bankasından temin edilmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Önleme araması ile adli arama arasındaki fark nedir?
Önleme araması kararını kim verir?
Adli arama kararını kim verir? Evde ve iş yerinde fark var mıdır?
Önleme araması kararı ile araç aranabilir mi?
Arama kararı olmadan elde edilen delil mahkemede kullanılabilir mi?
Sanık suçunu kabul etmişse hukuka aykırı arama sonucu bulunan delil yine de dışlanır mı?
Aramadan sonra alınan savcılık emri veya hâkim onayı aykırılığı giderir mi?
Havalimanında yapılan üst araması için arama kararı gerekir mi?
Hukuka aykırı arama itirazı hangi aşamada ve nasıl ileri sürülmelidir?
Zehirli ağacın meyvesi (uzak etki) nedir?
Kararların Tam Metinleri
Aşağıdaki kararlar, kaynağından olduğu gibi — kelime, harf ve noktalama değiştirilmeden — aktarılmıştır. Yargıtay kararlarının metni Yargıtay Karar Arama sisteminden, Anayasa Mahkemesi kararlarının metni Kararlar Bilgi Bankası'ndan alınmıştır. Dipnotlarda künyesi verilen kararlardan tam metnine burada yer verilmeyenler ve nedenleri şunlardır: Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli E. 2013/610, K. 2014/512; E. 2013/841, K. 2014/513 ve E. 2014/166, K. 2014/514 sayılı kararlarının metinlerine erişilmiş, ancak her biri kendi içinde kapsamlı bir teorik bölüm içerdiğinden ve bu bölümler üç kararda büyük ölçüde tekrarlandığından, sayfa hacmi gözetilerek tam metinleri yayımlanmamış; ilkeleri ve somut olayları metin içinde aktarılmıştır. Ceza Genel Kurulunun E. 2016/10-33, K. 2018/374 ve E. 2016/493, K. 2018/484 sayılı kararlarının metinlerine ise resmî arama sisteminde erişilememiş olup hem künyeleri hem içerikleri, Anayasa Mahkemesi kararında aktarıldığı şekliyle esas alınmıştır. Anayasa Mahkemesinin Hacı Karabulut (B. No: 2017/14871) kararı, esas bakımından değil yalnızca usule ilişkin şikâyet yönünden incelendiğinden ve konumuza ilişkin şikâyeti hiç incelenmediğinden; Yargıtay 10. Ceza Dairesinin E. 2022/448, K. 2023/11473 sayılı kararı ise ilk derece mahkemesinin gerekçesinde dayandığı emsal karar olarak yalnızca olgusal öncülü bakımından tartışıldığından tam metinleri yayımlanmamıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin E. 2024/2269, K. 2024/7917 sayılı kararının tam metni ise TCK 191 sayfamızda yayımlanmıştır. Yargıtay kararlarının metinlerinde yer alan taraf adları, kişisel verilerin korunması amacıyla kısaltılmıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarında başvurucu adı, kararın resmî künyesinin ayrılmaz parçası olduğundan olduğu gibi bırakılmıştır.
Anayasa Mahkemesi kararları (resmî kaynak: kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr):
Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla — E. 2011/1, K. 2012/1, 19.12.2012tam metin
YÜCE DİVAN KARARI
(TÜRK MİLLETİ ADINA)
Esas Sayısı : 2011/1 (Yüce Divan)
Karar Sayısı : 2012/1
Karar Günü : 19.12.2012
[Aşağıda kararın yalnızca hukuka aykırı delil değerlendirmesine ilişkin bölümü aktarılmıştır. Metin, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası’ndan alınan resmî karar metnine birebir uygundur; yalnızca sayfa geçişlerindeki koşu başlıkları çıkarılmıştır.]
Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu yararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas alınmamalıdır. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez.”; 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir.
Yüce Divan yargılamasına konu olayda, Adalet Başmüfettişi’nin yetkisi olmadan talepte bulunarak çeşitli mahkemelerden aldığı ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde resen kendisinin verdiği kararlara dayanılarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurularak delil toplanması basit bir usul hatası olarak kabul edilemez. Çünkü yetkisiz olarak bir işlemin yapılması, onun geçerliliğine etki eder. Yetkisiz olarak başvurulan söz konusu tedbirler ile kişilerin özel hayatlarının gizliliğine ve haberleşme özgürlüklerine müdahale edilmiş olması da hukuka aykırılığın basit bir usul hatası olarak kabul edilmesine engeldir. Açıklanan nedenlerle, görülmekte olan davada olayda hukuka aykırı olarak uygulanan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri sonucu elde edilen delillerin hükme esas alınması mümkün değildir.
10.11.2008 tarihinde Koza Sokak’ta meydana geldiği iddia edilen olayla ilgili olarak aşamalarda ve Yüce Divan yargılaması sırasında ilgili emniyet görevlileri de tanık olarak dinlenmiş iseler de bu kabulün sonucu olarak, bunların beyanlarının da hukuka aykırı delil kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
AYM Genel Kurulu — Orhan Kılıç, B. No: 2014/4704, 1.2.2018tam metin
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ORHAN KILIÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4704)
Karar Tarihi: 1/2/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 10/4/2018-30387
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportörler
:
Akif YILDIRIM
Abuzer YAZICIOĞLU
Başvurucu
:
Orhan KILIÇ
Vekili
:
Av. Şamil KILIÇARSLAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hukuka aykırı olarak elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Aynı başvurucuya ait 2014/5445 sayılı bireysel başvuru dosyası kişi ve konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2014/4704 sayılı dosya üzerinde birleştirilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
9. İkinci Bölüm tarafından 4/10/2017 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
11. Olayların geçtiği tarihlerde M.E. ve Ö.Ö. Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yapmaktadır.
12. Anılan polis memurlarının iddiasına göre 17/1/2011 tarihinde başvurucu, yanlarına yaklaşarak kendisini Sertif Kılıç olarak tanıtıp uyuşturucuya ihtiyaçları olup olmadığını sormuş; bunun üzerine daha fazla uyuşturucu madde ele geçirmek için başvurucu ve diğer şüphelinin yaşadığı eve gidilmiş ve evde bulunan (nitelikleri tutanakta belirtilen) uyuşturucu maddeye el konulmuştur. Başvurucu ise bu iddiaları kabul etmemiştir.
13. Anılan konutta 17/1/2011 tarihinde ele geçirilen uyuşturucu maddeler muhafaza altına alındıktan yaklaşık on sekiz saat sonra durum Cumhuriyet savcısına bildirilmiş ve bu işlemle ilgili olarak 18/1/2011 tarihli ve 14.03 saatli tutanak düzenlenmiştir. Tutanakta, başvurucunun polis memurlarına yaklaşarak uyuşturucu satma teklifinde bulunduğu ve polislerin daha fazla uyuşturucuya ulaşmak düşüncesiyle başlangıçta alıcı gibi hareket ettikleri, evden hassas terazi, çok sayıda uyuşturucu hap, değişik miktarlarda kokain ve eroin maddesi ele geçirildiği ifade edilmiştir. Anılan tutanakta kolluk görevlileri M.E. ve Ö.Ö.nün imzası bulunmaktadır.
14. Daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığının telefonla verdiği talimat üzerine olaya müdahale eden kolluk görevlileri L.D., A.A., E.Ü. ve E.K. tarafından 18/1/2011 tarihli ve 22.00 saatli tutanak düzenlenmiştir. Başvurucu ve yanındakilerle birlikte önceki tutanağı düzenleyen kolluk görevlileri M.E. ve Ö.Ö. hakkında yasal işlemler başlatılmış; evde ele geçirilen suç eşyaları (442.9 g kokain ve 6082.0 g amfetamin tabletler, 245 ml amonyak ve hassas terazi) M.E. ve Ö.Ö. tarafından diğer kolluk görevlilerine teslim edilmiştir.
15. Soruşturmalar sonucunda başvurucu ile arama ve yakalama işlemi yaparak 18/1/2011 tarihli ilk tutanağı düzenleyen kolluk görevlileri M.E. ve Ö.Ö. hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 1/3/2011 tarihli iddianamesiyle rüşvet ve irtikâp suçlarındankamu davası açılmıştır. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince, anılan polis memurları yakaladıkları uyuşturucu maddelerle ilgili yasal işlem yapmama karşılığında başvurucu ile anlaşma yaptıkları gerekçesiyle rüşvet suçundan mahkûm edilmiştir. Söz konusu karar 26/6/2012 tarihinde kesinleşmiştir.
16. Soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8/3/2011 tarihli iddianamesiyle başvurucu ile birlikte aynı evde yakalanan V.K. hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) E.2011/98 sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.
17. Bu arada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 20/3/2013 tarihli iddianamesiyle kolluk görevlileri M.E. ve Ö.Ö. hakkında konut dokunulmazlığını ihlal ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından da kamu davası açılmıştır. Yargılama sonunda atılı suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde verilen karar 13/12/2013 tarihinde kesinleşmiştir.
18. Mahkemenin 15/12/2011 tarihli kararıyla (E.2011/98) uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçunu işlediği kanaatine ulaşılarak başvurucunun 7 yıl 6 ay hapis ve 150 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçe kısmı şöyledir:
“Olay nedeniyle polis memurları [M.E.] ve [Ö.Ö.] tarafından düzenlenen sayfa 122'de bulunan tutanak ile polis memurları [L.D.], [A.A.], [E.Ü.] ve [E.K.] imzasını içeren olay tespit, C.savcısı telefon görüşme ve talimat tutanağı, polis memurları [Ö.Y.], [M.B.], [H.M.] ve [Y.B.] imzasını içeren 18.01.2011 günü saat 20.14'de düzenlenen tutanak, tartı ve tespit tutanağı, ev arama tutanakları, teşhis tutanakları, 03.02.2011 tarihli İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı müdürlüğünce düzenlenen ekspertiz raporu ile diğer tutanak ve belgeler dosyadadır.
Dosyada mevcut olay tespit, C.Savcısı telefon görüşme ve talimat tutanağı, polis memuru [M.E.] ve [Ö.Ö.] imzasını içeren 18.01.2011 tarihli tutanak, keza polis memurlarından [Ö.Y.] ve arkadaşlarınca düzenlenen 18.01.2011 tarihli tutanağın birlikte değerlendirilmesinden: sanık Orhan Kılıç'ın [başvurucu] uyuşturucu madde kullanıcısı olmadığı, [V.K.nın] kaldığı konutta ele geçirilen uyuşturucu maddelerin sahibi ya da ortağı olduğu kabul edilmiştir. Zira bu sanık haklarında sonradan rüşvet suçundan kamu davası açılan tutanak imzacısı [M.E.] ve [Ö.Ö.] ile rüşvet pazarlığına girişmiş, onlara suça konu olayın ortaya çıkarılmaması, hakkında uyuşturucu madde ticareti yapılmasından tutanak tutulmamasının temini için rüşvet teklif etmiş, onun teklif ettiği rüşvet polis memurları tarafından kabul edilmiş ve olay gecesi saat 20:00'den itibaren ertesi gün saat 12:00'ye kadar beklenmiş, beklenen süre sonunda sanık [V.K.nın] temin edip getirterek polis memuru sanıkların yönlendirdiği kişiye vaat edilen paranın teslim edilmemesi sonucu olay daha sonra ilgili makamlara ihbar edilerek resmiyete konulmuştur. Olay nedeniyle düzenlenen tutanaklar ve sanıkların ifadesi ve [M.E.] ve [Ö.Ö.nün] aşamalardaki ayrıntılı ifadelerinin karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesiyle; sanık Orhan Kılıç'ın suça konu uyuşturucu maddelerle bağlantılı olduğu, polis memurları tarafından ele geçirilen uyuşturucu maddeler nedeniyle tutanak tutulup ilgili mercilere intikal ettirilmemesi için polis memurları ile pazarlık yaptığı, sonunda vaat ettiği parayı temin edip, teslimini sağlayamaması üzerine ilgili polis memurlarının da her iki sanık hakkında işlem yaptığı açıklıkla anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanık Orhan Kılıç'ın uyuşturucu maddelerle ilgisi olmadığı, içmek için uyuşturucu madde satın almak için geldiği yerde yakalanınca nişanlı olup, ilerde düzeninin bozulmaması için polis memurlarının baskısı sonucu onların talebini kabul ettiği yolundaki savunmasına itibar edilmemiştir.
Ayrıca polis memurları [M.E.] ve [Ö.Ö.] işten ayrılıp, sivil giyimli olarak sokakta yürüdükleri sırada, sanık Orhan Kılıç'ın yanlarına yaklaşıp kendisinde uyuşturucu madde olduğunu belirterek, isteyip istemediklerini sorduğunu, ondan daha fazla uyuşturucu madde istediklerini, daha sonra onun kendilerini diğer sanığın ev[ine] getirdiğini bildirmişlerdir ki, bu tanıkların anlatımının bu bölümünün doğru olduğu, sanık Orhan Kılıç'ın olayın başlangıcına ilişkin anlatımlarının gerçeği yansıtmadığı kabul edilmiştir.
Toplanan tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesiyle; olay tarihinde [V.K.nın] kaldığı evde ele geçirilen tüm uyuşturucu maddelerin, Orhan Kılıç'a ait olduğu, [V.K.nın] uyuşturucu maddelerin korunması, pazarlanması konusunda para ile tutulmuş birisi olmakla birlikte zaman zaman evde bulunan uyuşturucu maddeleri pazarladığı kanaatine varılmıştır. Sanık Orhan Kılıç'ın uyuşturucu maddenin gerçek sahibi mi yoksa ortağı mı olduğu net değildir. Ancak uyuşturucu maddenin tek başına sahibi olabileceği gibi başka bir kişi ile birlikte ortağı da olabileceği kabul edilmiştir. Gerçi [V.K.] ifadelerinde Hacı diye birisinden bahsetmekte ise de, o kişinin Orhan Kılıç olup olmadığı net değildir. Orhan Kılıç olması ihtimali bulunduğu gibi, Orhan Kılıç'ın ortağı birisi de olması ihtimali sözkonusudur. Ancak her halükarda Orhan Kılıç'ın uyuşturucu maddelerle ilişkisi olduğu, yani uyuşturucu maddenin sahip ve ortağı olduğu, diğer sanık [V.K.] vasıtası ile uyuşturucu maddeleri pazarladığı sonuç ve kanaatine varılarak her iki sanık hakkında aşağıda yazılı olduğu gibi hüküm kurulması mahkememizce uygun görülmüştür.”
19. Anılan hüküm Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 14/1/2014 tarihli kararıylaonanmıştır. Başvurucu, nihai karardan 25/3/2014 tarihinde haberdar olmuştur.
20. Başvurucu 10/4/2014 tarihinde ve başvurucu vekili ise 4/4/2014 tarihinde ayrı ayrı bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV.İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
21.17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Şüpheli veya sanıkla ilgili arama” kenar başlıklı 116. maddesi şöyledir:
“Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.”
22. 5271 sayılı Kanun’un “Arama kararı” kenar başlıklı 119. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
(2) Arama karar veya emrinde;
a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,
b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya,
c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi,
Açıkça gösterilir.
(3) Arama tutanağına işlemi yapanların açık kimlikleri yazılır. (Mülga ikinci cümle: 25/5/2005 – 5353/15 md.)
(4) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.
(5) Askerî mahallerde yapılacak arama, Cumhuriyet savcısının istem ve katılımıyla askerî makamlar tarafından yerine getirilir.”
23. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
…”
24. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
25. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” kenar başlıklı 188. maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
"(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır."
2. Yargı Kararları
26. Yüce Divanın 19/12/2012 tarihli ve E.2011/1, K.2012/1 sayılı kararında konuya ilişkin şu ifadelere yer verilmiştir:
“Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu yararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas alınmamalıdır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez.'; 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir…”
27. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/11/2014 tarihli ve E.2014/8-166, K.2014/514 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Esrar bulundurduğu yönünde gelen ihbar üzerine, hakim kararı alınmaksızın yapılan aramada ele geçen suça konu kurusıkıdan çevrilme tabancaya elkonulmuş ise de, arama emrinin verilmesinden bir gün önce arama kararı verilmesi talebinin sulh ceza hakimi tarafından reddedildiği ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulmadığı gibi, gerçekleştirilen arama için hakim kararı alınmasının ya da hakim tarafından verilen ret kararına karşı kanun yoluna başvurulmasının gecikmeye neden olacağı ve bunun da telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağını düşündürecek bir belge ve bilgi de dosyada mevcut değildir. Dolayısıyla, Cumhuriyet savcısının arama konusundaki istisnai yetkisinin doğabilmesi için gereken kanuni şartlar oluşmadan, verilen arama emri ile buna dayalı olarak gerçekleştirilen arama işleminin hukuka aykırı olduğu ve arama sonucu elde edilen suça konu tabanca ve eklerinin de hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delil olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla; sanığın evinde hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işlemi sonucu elde edilen maddi delil ile buna ilişkin düzenlenen tutanağın, yerel mahkemece hükme esas alınmaması isabetlidir."
28. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23/2/2016 tarihli ve E.2014/5.MD-98, K.2016/83 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kararlarında istikrarlı bir biçimde; dürüst ve adil bir yargılamadan söz edilebilmesi için, delillerin elde edilme yol ve yöntemi dahil olmak üzere yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Emniyet müdürlüğü talep yazısında, hakkında iletişimin denetlenmesi kararı verilmesi istenilen cep telefonu numarasının, aynı adliyede birinci sınıf hâkim olarak görev yapan sanık [C.D.nin] kullanımında olup, açık kimlik bilgileri ve adresi bilinmeyen yabancı uyruklu Olga Buzadji adına kayıtlı bulunduğu açıkça bildirilmesine rağmen, Cumhuriyet savcılığınca sulh ceza mahkemesinden talepte bulunulurken telefon numarası ve kayıtlı olduğu kişilere ilişkin kimlik bilgileri doğru yazılmasına rağmen kullanıcı olarak diğer sanık [M.E.nin] gösterildiği, sulh ceza mahkemesince de tedbir uygulanacak kişi olarak kararda [M.E.nin] isminin yazıldığı anlaşılmaktadır. Sulh ceza mahkemesi tarafından verilen 23.07.2009 tarih ve 989 değişik iş sayılı iletişimin tespitine ilişkin bu karar, CMK’nun 135/3. maddesine aykırı olup, hukuka aykırı bu kararla elde edilen delillerin mahkûmiyet hükmüne esas alınması mümkün değildir.
Bu itibarla hukuka aykırı yolla elde edilen bu deliller değerlendirme dışı bırakıldıktan sonra sanık ile ilgili bir karar verilmesi gerekmektedir."
29. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/3/2017 tarihli ve E.2016/20-348, K.2017/140 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
" Sanık [B.nin] olay tarihinde evinde yakalandığını ve burada yapılan arama sonucu pantolonunun cebindeki uyuşturucu maddelerin bulunduğunu savunması, inceleme dışı sanık [İ.nin] bu savunmayı destekleyecek şekilde, sanık [B.nin] polisler tarafından evinde yakalandığını ve evde arama yapıldığını beyan etmesi ile kolluk görevlileri tarafından düzenlenen tutanağın, suçun konusu ve delili olan uyuşturucu maddelerin nerede ve nasıl ele geçirildiğine ilişkin bir açıklık taşımaması karşısında, arama işleminin sanık [B.nin] konutunda yapıldığı şüphesinin hasıl olduğu ve bu durumun sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan [sanık H.nin] üzerinde ele geçen maddenin de uyuşturucu veya uyarıcı niteliğinde olmadığı nazara alındığında, sanık [B.nin] konutunda yapılan aramanın, Anayasanın 21 ve CMK'nun 119/1. maddelerine aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, adli arama kararı alınmadan yapılan arama işlemi sonucunda hukuka aykırı şekilde ele geçirilen suçun maddi konusu ve delili niteliğindeki uyuşturucu maddenin hükme esas alınamayacağı ve buna bağlı olarak da suçun unsurları oluşmayacağı anlaşıldığından, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir."
B. Uluslararası Hukuk
1. İlgili Sözleşme
30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…”
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), hakkaniyete uygun yargılanma hakkının -ceza muhakemesini ilgilendiren boyutunda- savunma hakkı ile bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır; delillerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak somut davada kullanılan delillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B. No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40, 41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 67, 68, 81-89). Delil sunmak veya bazı belgeleri istemek gibi davanın taraflarının inisiyatifine bırakılan konularda dahi mahkemenin gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fırkasındaki hakları güvence altına alma pozitif yükümlülüğü bulunduğuna değinilmektedir (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, § 76).
32. AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan “özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı” kapsamındaki güvencelere aykırı olarak elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınmasının yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılması bakımından tek başına yeterli bir ölçüt olmadığını vurgulamaktadır. Bunun için yürütülen ceza soruşturmasının iç hukukta bir dayanağının var olması, delillerin sıhhati veya gerçekliği konusunda kuşkuya düşülmesini haklı kılan sebeplerin bulunmaması veya bulunsa dahi destekleyici diğer deliller sayesinde bu kuşkuların giderilmiş olması ve sanığa delillerin gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olması şartlarını aramaktadır (Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45, 46, 48; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 124, Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97, 12/5/2000, §§ 36-38).
33. AİHM, bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008, § 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).
34. AİHM’e göre iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak -başvurucuya gerekli usule ilişkin güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek yöntemlerle elde edilmemiş olması şartıyla- Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 63831/00, 26/9/2002).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 1/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucu, olay tarihinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerle hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu; hakkında arama ve el koyma işlemi yapan kolluk görevlilerinin rüşvet, konut dokunulmazlığını ihlal ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yargılanarak cezalandırıldıklarını vurgulamıştır. Bahsi geçen kolluk görevlilerinin suçlarının sabit olduğunu ifade eden başvurucu, bu nedenle haksız biçimde hürriyetinin kısıtlandığının açık olduğunu iddia etmiş ve yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.
37. Bakanlık görüşünde, benzer olaylara ilişkin AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunularak AİHM’in yasak delillere ilişkin belirli bir kataloğunun olmadığı, hukuka aykırı delillerin yargılamanın sonucuna etkisinin belirlenmesi gerektiği ve yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde tamamlanmasının daha önemli olduğu belirtilmiştir. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu, bireysel başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
38. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
39. Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” kenar başlıklı 38. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
42. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır.
43. Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında, kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemektedir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır.
44. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir.
45. Bununla birlikte kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir.
46. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin görevi, belirli delil unsurlarının hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğini tespit etmek değildir. Anayasa Mahkemesinin görevi, hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığını ve bu "hukuka aykırılığın" bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (Benzer yöndeki bir karar için bkz. Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46).
47. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini ve delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olmasını zorunlu kılmaktadır.
48. Anayasa Mahkemesi; delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir.
49. Bununla birlikte işkence ve kötü muamele gibi yasak yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyet hükmüne varılırken kullanılması, adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir. Zira işkence ve kötü muamele sonucunda elde edilen delillerin kabul edilebilirliğine karar verilmesi, mutlak surette yasaklanan işkence ve kötü muameleye yönelik bir tolerans olarak değerlendirilme ve bu noktada ilgili kamu görevlerinin bu yöntemlere başvurmalarını teşvik gibi sonuçlar doğurabilir (Benzer yöndeki bir karar için bkz. Güllüzar Erman, § 64 ).
50. Yukarıda belirtilen anayasal gereklilikler, ilgili usul kanunlarında Anayasa'dan daha ileri düzeyde güvenceler sağlanarak kurala bağlanmıştır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." denilmiştir. Aynı Kanun'un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı; 230. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği belirtilmiştir.
51. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa olup kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin kabul edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın 36. ve 38. maddeleri açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğü içinde- somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır.
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
52. Arama ve el koyma koruma tedbirleri, 5271 sayılı Kanun'un "Koruma Tedbirleri" başlıklı dördüncü kısmının 116. ile 134. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 116. maddesinde, suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığın konutunun aranabileceği; 117. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla diğer bir kişinin de konutunun aranabileceği; (2) numaralı fıkrasında ise aramanın yapılabilmesinin suçun delillerinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlı olduğu ifade edilmiştir. Aynı Kanun’un 119. maddesinde ise konutta aramanın hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
53. Somut olayda konutta yapılan aramanın 5271 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen maddelerine aykırı şekilde yapıldığı açıktır. Kolluk görevlilerinin konutta arama yapmaları için hâkim kararı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri bulunmamaktadır Arama belli bir süre (yaklaşık on sekiz saat) sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirilmiştir. Aramada elde edilen uyuşturucu maddeler ile hassas terazi karakolda tutanakla diğer görevlilere teslim edilmiştir.
54. Mahkeme kararından anlaşıldığına göre mahkûmiyet hükmü, belirleyici olarak hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen delillere dayandırılmıştır (bkz. § 18). Mahkûmiyet hükmünün esaslı ve belirleyici delilleri, aramada ele geçirilen hassas terazi ve uyuşturucu maddelerdir. Dayanılan diğer deliller ise arama yapan ve rüşvet suçundan mahkûm olan polis memurlarının ifadeleri ile başvurucunun uyuşturucu madde kullandığına dair beyanıdır. Hâlbuki mahkûmiyet kararı uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilmiştir. Kararda, başvurucunun aramanın icra ediliş şekline yönelik iddia ve itirazları hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır.
55. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait olmakla birlikte somut olayda, hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen arama sonucu elde edilen delillerin belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği görülmektedir. Aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58.Başvurucu, 20.000 TL manevi tazminat ve ihlal tespiti taleplerinde bulunmuştur.
59.Başvuruda, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
60. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
61. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2008/98, K.2011/368) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/2/2018 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. İnceleme konusu başvuruda Genel Kurul çoğunluğunca, hukuka aykırı olarak elde edilen delillere göre mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle başvurucunun temel haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiş ise de ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında açıklandığı üzere, mahkumiyet, sadece rüşvet ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından mahkum olan kamu görevlilerinin arama ve elkoyma işlemlerine dayandırılmamış; olay sürecinde aranan evden elde edilen ve daha sonra kanuna uygun şekilde muhafaza altına alınan uyuşturucu maddelerin varlığının ve kamu görevlileriyle rüşvet pazarlığına giren başvurucunun rüşvet anlaşması yapmaya çalıştığının sabit olmasına göre, olayda salt kullanım amaçlı olmayan uyuşturucu madde olgusunun tüm ifadeler ve dosya kapsamındaki diğer delillerle doğrulanmış olmasına dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır.
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin (AYM) içtihatlarına göre temel hak ihlali iddiasını inceleyen mahkemenin görevi, delillerin geçerliliğini ve güvenilirliğini dikkate almakla birlikte, esas itibariyle kanuna aykırı elde edilen delillerin bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmadığına etkisini incelemektir. Mevcut içtihatlara göre birtakım kanuna aykırı delillerin varlığı, şayet mahkumiyet sadece bu delillere dayanmadıkça, tek başına adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturmaz. (Yaşar Yılmaz, B.No: 2013/6183; Gülizar Erman, B.No:2012/542 ve Schenk/İsviçre B.No:10862/84; Desde/Türkiye, B. No:23909/03, Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97; Ramanauskas/Litvanya, B. No: 74420/01; Jalloh/Almanya, B. No: 54810/00; Khodorovsky ve Lebedev/Rusya, B.No:11082/06)
3. Somut başvuruda, başvurucunun yargılama aşamasında her türlü delili sunabilmek ve savunmasını gereği gibi yapabilmek imkanı bulduğu, savunma hakkının veya tanık sorgulama hakkının kısıtlanmadığı, derece mahkemelerince keyfi ve gerekçesiz karar verilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı, arama ve elkoyma işlemlerindeki hukuka aykırılığın bir bütün olarak başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkını zedelemediği, bu nedenle adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvuru, hukuka aykırı olarak elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecinde iddia makamının sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık bir keyfiliğe ilişkin bir iddianın dayanaklarıyla ileri sürülmüş olması gerekir (Bkz. B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını, delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını değerlendirmektir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
Bununla birlikte hakkaniyete uygun bir yargılama için delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesi ve delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı tanınmış olması gerekir. Diğer bir ifadeyle bu kapsamda yapılacak bir incelemede delillerle ilgili olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir. Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir.
Diğer taraftan konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61)
Nitekim;
El koyma esnasında yedeklemesinin yapılmaması nedeniyle derece mahkemelerinin kararlarında dayandığı CD'nin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu (M.E., B. No:2013/2661, 9/9/2015),
Hukuka aykırı delil niteliği taşıyan görüşme dökümlerinin mahkûmiyetine esas alındığı ve mahkeme kararlarının yeterli gerekçe içermediği (Gökhan Yılmaz, B. No: 2013/2130, 21/4/2016),
Telefon görüşmelerinin kolluk tarafından yapılan çevirisinin objektif olmadığı, objektif bilirkişilerce çevrilmesinin sağlanmadığı, başka delil imkânları kullanılmaksızın iletişimin tespiti kararı verildiği, hukuka aykırı delil olan aile içi görüşmelerin hükme esas alındığı (Yusuf Keskin ve Sefer Baysal, B. No: 2013/7806, 21/4/2016)
şikayetlerini değerlendiren Anayasa Mahkemesi, başvurucuların adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Somut olayda, polis memurları M.E. ve Ö.Ö.nün görevde olmadıkları bir zaman diliminde arama ve el koyma işlemi yapmaları ve daha sonra olaya müdahale eden diğer kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcılığının bilgisi çerçevesinde hareket etmeleri söz konusudur. Adı geçen kişiler, Cumhuriyet Başsavcılığının 18/1/2011 tarihli ve saat 14.00 sıralarında telefonla verdiği talimat üzerine daha önce izinsiz arama yapılan evde ele geçirdikleri suç eşyalarını (uyuşturucu) bir çanta içinde karakola teslim ettikleri 18/1/2011 tarihli ve saat 22.00’de düzenlenen tutanakla tespit edilmiştir.
Başvuruya konu yargılamanın dayandırıldığı arama işlemi sırasında görevli olmayan polis memurları ve şüpheliler hazır bulunmuş, elde edilen deliller muhafaza altına alındıktan bir süre sonra durum nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirilmiştir. Şüphelilerin kolluk, Savcılık ve Mahkeme savunmalarında; uyuşturucu maddenin sıhhatine, gerçekliğine ve evde ele geçirilmesine ilişkin herhangi bir itirazları olmamıştır. Şüpheliler, uyuşturucu maddelerin varlığını kabul etmekte fakat “kullanıcı” olduklarında ısrar etmektedirler. Mahkeme ise suç fiillerini değerlendirirken ele geçirilen uyuşturucu maddelerin yanında dosyadaki diğer delilleri de dikkate alarak sonuca ulaşmıştır.
İlk derece mahkemesinin sübuta ilişkin değerlendirmelerinin olay sürecinde evden ele geçirildiğine itiraz edilmeyen uyuşturucu maddelerin varlığına, başvurucu ve birlikte yargılanan diğer sanığın savunmalarına, uyuşturucu maddenin kime ait olduğuna ilişkin sanıkların mahkemece inandırıcı bulunmayan beyanlarına, uyuşturucu madde ile ilgisi olmadığını belirten sanıkların haklarında rüşvet ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından cezai işlem uygulanan polis memurları ile rüşvet pazarlığına girme olgusuna ve karşılıklı beyanlar arasında çelişki barındırmayan kısımlara dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında arama işlemine ilişkin olarak ileri sürülen iddiaların yargılamanın adilliğini zedelemediği, kaldı ki şikâyet konusu delillerin yargılamada ulaşılan sonuç itibarıyla tek veya belirleyici delil niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer delillerin yanında başvurucunun uyuşturucu maddelerle ilgili ikrarı da değerlendirilmiştir.
Somut olayda başvurucunun delillerini sunma ve delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna dair somut bir olgu bulunmamakta olup mahkumiyet hükmü, duruşmada tarfların huzurunda tartışılmış delillere dayandırılmıştır. Diğer taraftan başvuru dosyası incelendiğinde "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkelerine aykırı olarak başvurucuya; delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir tespit bulunmamaktadır.
Bu itibarla başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyle çoğunluğun kararına katılmıyoruz.
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Kadir ÖZKAYA
KARŞIOY GEREKÇESİ
Hukuka aykırı şekilde elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararıverildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir.
Kararın gerekçesinde, mahkûmiyet kararının hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen delillere dayandırıldığı, hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen arama sonucu elde edilen delillerin belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki kanuna aykırılığın yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu belirtilmektedir (§§ 54-55).
Kararda “Esas Yönünden” yapılan incelemede “Genel İlkeler” başlığı altında yer verilen ilkelere katılmakla birlikte, “İlkelerin Olaya Uygulanması” başlığı altında yapılan ve somut olay bakımından ihlal sonucuna götüren değerlendirmelere katılmanın mümkün olmadığı düşünülmektedir.
İncelenen başvuru konusu olayda, iki polis memuru tarafından, arama izni olmadan ve kendileri ile şüpheliler dışında kimse hazır bulunmadan konutta arama yapılarak elde edilen delillerin yaklaşık onsekiz saat sonra Cumhuriyet savcılığına bildirildiği, onun talimatı üzerine de tutanak düzenlenerek uyuşturucular ile diğer suç eşyasının yetkili kolluk görevlilerine teslim edildiği iddia edilmektedir.
Söz konusu iki kolluk görevlisinin konut dokunulmazlığını ihlal ve rüşvet suçları nedeniyle açılan kamu davalarında mahkûm edilmesine rağmen, başvurucu ve onunla birlikte yargılanan diğer sanığın uyuşturucuların ve diğer suç delillerinin evden ele geçirildiğine itiraz etmemesi, altı buçuk kiloyu aşan uyuşturucuları ve hassas teraziyi “kullanıcı” oldukları savunmasıyla açıklamaya çalışması, rüşvetten mahkûm edilen iki polis memuruyla rüşvet pazarlığına girmesi, bu konudaki karşılıklı beyanlar arasında çelişki bulunmaması ve ilk derece mahkemesince bu delillere de dayanılması sebebiyle başvuru konusu davada mezkûr delillerle ilgili kuşkuların giderildiği ve başvurucu ile diğer sanığa delillerin gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme imkânının tanındığı anlaşılmaktadır.
Başka bir anlatımla, başvurucu ve diğer şüphelinin kolluk ve savcılıktaki ifadeleri ile yargılama sırasındaki savunmalarında, evde uyuşturucu madde ele geçirildiği ve buna dair tutanakların doğruluğu konusunda bir itirazlarının bulunmadığı, bu kişilerin evdeki uyuşturucu maddelerin varlığını kabul etmekle birlikte kullanıcı olduklarını savundukları, başvuru konusu mahkeme kararında ise arama kararı alınmadan ele geçirilen uyuşturucuların ve hassas terazinin dışında bunları destekleyen ve bu delillerin sıhhati ve gerçekliği konusundaki kuşkuları gideren delillere de dayanıldığı görülmektedir.
Dolayısıyla söz konusu arama işlemindeki kanuna aykırılığın, bir bütün olarak yargılamanın adilliğini etkilemediği değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, kanunsuz arama ile elde edilen delillerin ilk derece mahkemesinin başvurucu hakkında verdiği mahkûmiyet kararı sonucuna götüren tek ve belirleyici delil niteliğinde olmadığı, bu sebeple somut olayda bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetinin zedelenmediği ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyle, çoğunluğun ihlal kararına katılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ
AYM Genel Kurulu — Hacı Karabulut (2), B. No: 2020/27959, 20.3.2025tam metin
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
HACI KARABULUT BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2020/27959)
Karar Tarihi: 20/3/2025
R.G. Tarih ve Sayı: 1/9/2025 - 33004
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Raportör
:
Ayça GANİDAĞLI DEMİRCİ
Başvurucu
:
Hacı KARABULUT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/8/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiş ve başvurucu da karşı beyanda bulunmuştur.
4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
6. Diyarbakır Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından uyuşturucu madde ticareti suçunun önlenmesine yönelik olarak yapılan çalışmalar kapsamında kimlik bilgileri bilinen muhbir tarafından 31... plakalı römork ve plakası tespit edilemeyen Mercedes Benz marka, mavi renkli çekici ile Diyarbakır'ın Lice ilçesinden temin edilen esrarın Batı illerine sevk edileceği yönünde ilgili birimlere bilgi verilmiştir. Verilen bilgiye istinaden 23/4/2015 günü plakası belirtilen aracın Mersin'e girdiğinin kolluk görevlilerince tespit edilmesi üzerine araç, görevli polis memurları tarafından durdurulmuştur.
7. 23/4/2015 tarihli Araç Arama, El Koyma ve Yakalama Tutanağı'na göre Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/2/2015 tarihli önleme arama kararı başvurucuya okunmuş, ardından anılan önleme araması kararına dayanılarak 31... plakalı sayılı çekici ve dorsede arama köpeği marifetiyle yapılan aramada arama köpeğinin tepki vermesi üzerine aracın çekicisinin üzerindeki rüzgârlık kısmında üzeri çuvallarla örtülmüş vaziyetteki iki çuval içinde ve dorsede gri renkli çadıra sarılı vaziyetteki çuval içinde olmak üzere toplam daralı ağırlığı 106 kilo 940 gram olan kubar esrar maddesi ele geçirilmiştir. 23/4/2015 tarihli tutanağı başvurucu imzalamıştır. Aynı tarihli Cumhuriyet Savcısı ile Yapılan Görüşme ve Alınan Emirler Tutanağı'na göre Cumhuriyet savcısı, ele geçirilen esrara el konulması talimatı vermiştir.
8. Araç sürücüsü olan başvurucu 23/4/2015 tarihinde gözaltına alınmıştır. 24/4/2015 tarihinde müdafiinin hazır bulunmasıyla kollukta alınan ifadesinde uyuşturucu maddenin tıra konulduğundan haberinin olmadığını, Mersin'e narenciye almaya geldiğini, aracın dört gün Diyarbakır'daki köyünde, evinin önünde beklediğini, bu sırada konulmuş olabileceğini ancak uyuşturucu maddeyi kendisinin koymadığını belirterek suçlamaları reddetmiştir. 24/4/2015 tarihinde Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliği önünde avukatının katılımıyla yapılan sorgusunda başvurucu, suçlamaları reddetmiş olup kollukta verdiği ifadesine benzer nitelikte beyanda bulunmuştur. Yapılan sorgusunun ardından başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir.
9. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından düzenlenen 1/10/2015 tarihli iddianameyle başvurucunun uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir.
10. İddianamenin Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) 12/10/2015 tarihinde kabul edilmesiyle başlatılan kovuşturmanın 17/11/2015 tarihli ilk celsesinde müdafiinin de hazır bulunmasıyla başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında uyuşturucu maddenin tıra konulduğundan haberi olmadığını, kendisine daha önce uyuşturucu taşıma teklifi yapıldığını, bu teklifi reddetmesi üzerine başkasının taşıdığı bu uyuşturucunun yakalandığını, bu olaydan sorumlu tutularak kendisine komplo kurulduğunu ve uyuşturucuyu bu şekilde tırına koyduklarını düşündüğünü belirtmiştir. Ayrıca Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinde başka bir suçtan yargılanan H.P.nin anılan mahkemede ayrıntılı ifade verdiğini beyan etmiştir. Yargılama esnasında başvurucuya, yakalanan uyuşturucularla ilgili olarak dosya kapsamında bulunan kriminal raporlar ve iletişimin tespit kayıtları okunmuştur.
11. Aynı celsede Mahkeme, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazılarak H.P.nin yargılandığı dosya kapsamındaki soruşturma ve kovuşturma ifadelerinin gönderilmesini talep etmiştir. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yargılanan H.P. anılan Mahkemede 8/9/2015 tarihinde alınan savunmasında başvurucunun yeğeni olduğunu, başvurucuya ismi geçen üçüncü kişilerce uyuşturucu nakliyesi teklifinde bulunulduğunu, başvurucunun bu teklifi kabul etmediğini, bu sebeple sonrasında söz konusu uyuşturucunun başka bir araçla taşınırken yakalanmasından başvurucuyu sorumlu tuttuklarını ve intikam almak amacıyla uyuşturucu maddeyi onların tıra koyduğunu beyan etmiştir.
12. Yargılamanın 31/12/2015 tarihli ikinci celsesinde başvurucu ve müdafii duruşma sırasında hazır bulunmuştur. Duruşmada H.P.nin ifadeleri okunmuştur. Başvurucu ve müdafii bir diyeceklerinin olmadığını beyan etmiştir. Cumhuriyet savcısı mütalaasında başvurucunun üzerine atılı suçtan cezalandırılmasını talep etmiştir. Duruşma sonunda Mahkeme başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 12 yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezasıyla mahkûm edilmesine karar vermiş; karar gerekçesinde dosyaya yansıyan bilgi ve beyanlar dikkate alındığında söz konusu uyuşturucu maddeyi başvurucunun bilerek naklettiğini, yapılan kriminal incelemede söz konusu maddenin esrar elde edilmesinde kullanılan Hint keneviri olduğunun ihbar, tutanak, kriminal rapor ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun söz konusu maddenin başkaları tarafından aracına konularak kendisine komplo kurulduğu yönündeki savunmasına, suçtan kurtulmaya yönelik beyanlar olduğu gerekçesiyle itibar edilmediğini açıklamıştır.
13. Hüküm, başvurucu ve müdafii tarafından adli arama kararı olmadan yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz edilmiştir. Temyiz sürecinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Yargıtay 20. Ceza Dairesine (Daire) sunulan 11/4/2016 tarihli tebliğnamede mahkeme kararının onanması talep edilmiştir.
14. Dairenin 22/6/2016 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki 31/12/2015 tarihli mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Oluş ve dosya kapsamına göre, 31... plakalı romörk ve plakası tespit edilemeyen çekici ile esrar nakledileceği bilgisi üzerine başlatılan soruşturma kapsamında CMK'nın 116, 117 ve 119 maddelerine uygun şekilde 'adli arama kararı' veya 'yazılı adli arama emri' alınmadan sanığın aracında yapılan arama sonucunda, suça konu uyuşturucu maddenin ele geçirildiği anlaşılmakla, hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddenin 'suçun maddi konusu' ve 'suçun delili' olarak hükme esas alınamayacağı gözetilerek sanığın aracında arama yapılmadan önce CMK'nın 116, 117 ve 119. maddesine uygun şekilde 'adli arama kararı' veya 'yazılı adli arama emri' alıp alınmadığı araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin düşünülmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenlerle yerinde olduğundan diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir..."
15. Dairenin bozma kararı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25/7/2016 tarihli yazı ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi gereği itiraz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının ilgili kısmı şöyledir:
"...Önleme araması kolluğa suç ihbarı üzerine durdurma yapmayı ve makul şüphe oluştuğunda emare araması yapma yetkisi vermektedir. Salt istihbarat bilgisi adli arama kararı vermek için yeterli değildir. Bu husus Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği'nin 6. maddesinde açıkça belirtilmiştir.
Makul şüphe elde etmek için yapılan çalışmalar esnasında suç delili ile karşılaşılması halinde delilin ele geçiriliş yönteminin usul ve yasalara aykırı olduğunu kabul etmek ilgili yönetmeliğin 4, 6, 27. maddelerine aykırıdır. Bu nedenlerle bozma kararına itiraz etmek gerekmiştir..."
16. Daire 9/11/2016 tarihli kararla, itirazı yerinde görerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, verdiği 22/6/2016 tarihli bozma kararının kaldırılmasına ve Mahkemenin 31/12/ 2015 tarihli hükmünün düzeltilerek onanmasına başkan ve bir üyenin karşıoyu ve oyçokluğuyla karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Dairemizin sanık hakkındaki hükmün bozulmasına ilişkin kararına itiraz edilmiş; dava dosyası 6352 sayılı Kanunun 99. ve 101. maddeleri uyarınca Dairemize gönderilmiştir...
...Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirildiğinde, yapılan araştırmada uyuşturucu madde taşıyan aracın plakasının verildiği, araçta bulunan kişilerin açık kimlik ve adres bilgilerinin verilmediği, ele geçen uyuşturucu maddelerin bir kısmının olay yerinde narkotik köpeğin tepki vermesi üzerine aracın rüzgarlık kısmında ve dorsede tespit edildiği, 5271 sayılı CMK'nın 90. maddesine, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun 4. ve 13. maddelerine, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesine uygun olarak çekici ve dorsede önleme arama kararına dayalı olarak yapılan aramanın hukuka uygun olduğu, bu nedenle hükmün kanuna uygun ve gerekçesinin yeterli olduğu anlaşılmış ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir..."
17. Anılan kararda yer alan karşıoy yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Uyuşturucu taşınacağı bilgisi alınan TIR'ın çekici plakasının açık olarak bilindiği, Tır'ın Mersin iline giriş yaptığı, yani izlendiğinin anlaşıldığı, bunun üzerine D.400 karayolu üzerinde TIR'ın durdurularak muhafaza altına alındığı, TIR'ı kullanan şahsın kimliğinin tespit edildiği, dedektör köpek ile TIR'ın arandığı, köpeğin tepki vermesi üzerine TIR'ın Emniyet Müdürlüğü Ek Hizmet Binası önüne götürülerek yapılan detaylı arama da üç adet çuval içinde esrar ele geçirildiği anlaşılmakla; olayın gerçekleşen bu şekline göre, planlı çalışma kapsamında çekici plakası belli olan TIR ile uyuşturucu nakledildiği konusunda makul şüphe doğmuş, durdurma yapılmış, TIR ve sanık muhafaza altına alınmıştır. Tutanakta bir 'adli arama kararı' ya da 'yazılı arama emri' alınmadan, alınması yönünde yetkili makamlar haberdar edilmeden, dedektör köpek marifetiyle TIR'da arama yapıldığı yazılmıştır.
Bu durum suç delili ile karşılaşılması hali değildir, delilin arama yöntemiyle ele geçirilmesidir. Henüz arama kararı alınmadan dedektör köpek kullanıldığında köpeğin tepkisinin tespiti ise şüphenin somut olgulara dayandığının göstergesi olacaktır. Bu durumda da kolluk görevlilerinin yapması gereken emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhal bilgi vermesi ve CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun bir arama kararı almaları gerektiğidir. Aksi halin kabulünde ise kolluk görevlileri arama konusunda tek yetkili merci olacaktır.
Soruşturmada usul kaidelerine riayet etmek, suçluyu savunma değil, suçsuz kişilerin mağdur edilmemesine yöneliktir, başka bir deyişle masum kişilerin hak ihlallerinin önüne geçilmesi içindir, zira her makul şüphe ile başlayan soruşturmada arama kararı ya da yazılı arama emri alınsa bile maddi delil ele geçirilmiş olmayabilir. Ama bu hal 'arama kararı' ya da 'yazılı arama emri' alınmasına bir engel değildir. Sonuç olarak olay nedeniyle yapılan işlem önleme araması değil Adli arama kararı ya da yazılı arama emri olmadan yapılan bir aramadır.
Bu durum arama konusundaki Anayasa'nın 20/2. maddesi, CMK'nın 116, 117 ve 119. maddeleri ve PVSK' nın 9. maddesi hükümlerine aykırıdır.
Normlar hiyerarşisinde son sırada yer alan yönetmelik hükümlerine dayanılarak izah edilemez, zira yönetmelik hükümleri kanun hükümlerine aykırı olarak da yorumlanamaz. Açıklanan tüm bu nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının kabulü yerine, reddine karar verilmesi düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz."
18. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü 9/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.
19. Başvurucu, düzeltilerek onama kararına karşı 1/2/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Üçüncü Komisyon tarafından 30/4/2019 tarihinde başvurucunun ileri sürdüğü adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılması gerektiği gerekçesiyle başvurunun Bölüme sevk edilmesine karar verilmiştir.
21. Anayasa Mahkemesi 9/10/2019 tarihinde (Hacı Karabulut, B. No: 2017/14871, 9/10/2019) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraznamesi başvurucuya tebliğ edilmeksizin başvurucu aleyhine karar verilmesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediğine, böylece adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Hacı Karabulut, §§37- 40).
22. Anayasa Mahkemesi aynı tarihli kararında silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verildiğinden başvurucunun hukuka aykırı delile dayalı yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir (Hacı Karabulut, § 41).
23. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/7/2016 tarihli tebliğnamesi başvurucuya tebliğ edildikten sonra Daire, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını yeniden incelemiştir.
24. Daire 8/7/2020 tarihli kararı ile itirazı yeniden yerinde görerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, verdiği 22/6/2016 tarihli bozma kararının kaldırılmasına ve Mahkemenin 31/12/2015 tarihli hükmünün düzeltilerek onanmasına oybirliğiyle karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Dairemizin sanık hakkındaki hükmün bozulmasına ilişkin kararına itiraz edilmiş; dava dosyası 6352 sayılı Kanun'un 99 ve 101. maddeleri uyarınca Dairemize gönderilmiştir.
...
Sanık tarafından tebliğnamenin kendisine tebliğ edilmeden karar verilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulduğu Anayasa Mahkemesin’ce 09.10.2019 tarih 2017/14871 başvuru no sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz yazısının tebliğ edilmemesi nedeniyle hak ihlali olduğuna karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz yazısını usulüne uygun şekilde tebliğ edilerek, yeniden itiraz konusunun incelenmesine başlanmıştır.
...
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirildiğinde, yapılan araştırmada uyuşturucu madde taşıyan aracın plakasının verildiği, araçta bulunan kişilerin açık kimlik ve adres bilgilerinin verilmediği, ele geçen uyuşturucu maddelerin bir kısmının olay yerinde narkotik köpeğinin tepki vermesi üzerine aracın rüzgarlık kısmında ve dorsede tespit edildiği, 5271 sayılı CMK'nın 90. maddesine,2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyat Kanun'un 4. ve 13. maddelerine, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesine uygun olarak çekici ve dorsede önleme arama kararına dayalı olarak yapılan aramanın hukuka uygun olduğu, bu nedenle hükmün kanuna uygun ve gerekçesinin yeterli olduğu anlaşılmış ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir..."
25. Anılan karar üzerine başvurucu 26/8/2020 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
26. 5271 sayılı Kanun’un "Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"1)Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir."
27. 5271 sayılı Kanun’un "Arama kararı" başlıklı 119. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) (Değişik : 25/5/2005 – 5353/15 md.) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
28. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” başlıklı 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
…”
29. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
30. 5271 sayılı Kanun'un "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
...
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması."
31. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun"Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Polis, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,
amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
..."
32. 2559 sayılı Kanun'un "Önleme araması" başlıklı 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar.
..."
33. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) "Adlî arama ve kapsamı" başlıklı 5. maddesi şöyledir:
"Adlî arama, bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir."
34. Yönetmelik'in "Makul şüphe" başlıklı 6. maddesi şöyledir:
"Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir.
Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutularak belirlenir.
Makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması gerekir.
Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır.
Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır."
35. Yönetmelik'in "Durdurma, durdurma sonrası kontrol ve arama işlemleri" başlıklı 27. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Kolluk, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,
amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, “umma” derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
Kolluğun durdurma yetkisini kullanabilmesi için tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanarak, kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı konusunda makul bir sebebin bulunması gerekir.
Kolluk, görevini yerine getirirken, kendisinin kolluk görevlisi olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir; şüpheye yol açan davranışları ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir. Kişi, kimliğine ilişkin olanlar hariç, sorulan sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklamayla veya herhangi bir şekilde ortadan kalkarsa, kişilerin gitmesine ve araçların ayrılmalarına izin verilir.
..."
36. Yönetmelik'in "Araçlarda arama" başlıklı 29. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
" Araçlarda aramanın gerçekleştirileceği yerde, öncelikle kişilerin kaçmasını ve saldırmasını engelleyecek şekilde gerekli güvenlik tedbirleri alınır.
Araç araması sırasında, yapılan aramanın konusu olan eşyanın ne olduğu veya aramanın yapılmasına temel teşkil eden sebepler ilgiliye açıklanır.
Araç araması, kişiye en az sıkıntı verici şekilde ve makul olan en kısa sürede yapılır.
Araç araması, aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Detaylı inceleme yapılması gereken hâllerde, başka yere götürülerek arama yapılabilir.
...
Yapılan aramanın neticesinde bir suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır..."
2. Yargı Kararları
37. Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla verdiği 19/12/2012 tarihli ve E.2011/1, K.2012/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu yararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas alınmamalıdır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez. 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir…"
38. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/3/2023 tarihli ve E.2022/10-13, K.2023/191 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
İstanbul Bayrampaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü Güven Timleri Büro Amirliği görevlilerince, suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla 13.10.2013 tarihinde saat 13.15 sıralarında, şehirler arası otobüs terminalinde gerçekleştirilen devriye görevi esnasında, 67-68 numaralı peronun bulunduğu yerde faaliyet gösteren İstanbul Seyahat adlı otobüs firmasının çevresinde tedirgin davranışlar sergileyerek dolaşan ve elinde bir adet poşet bulunan sanığın durumundan şüphelenildiği, görevlilerce takip edilmeye başlanan sanığın kısa bir süre sonra, adı geçen firmaya ait olan ve saat 13.40’da İstanbul’dan Tekirdağ’a hareket etmek üzere peronda bekleyen otobüse binip aracın en arkasına giderek, elindeki poşeti koltukların üzerinde bulunan el bagajı bölümüne yerleştirdiği otobüsün orta kapısının bulunduğu bölüme gelip su aldıktan sonra araçtan indiği yanına yaklaşıp kendisini durduran görevlilerce yapılan kimlik kontrolünden sonra sanık tarafından otobüsün el bagajı bölümüne yerleştirilen poşetin kontrol edilebilmesi amacıyla bulunduğu yerden alındığı, poşetin içi kontrol edildiğinde suç konusu esrarın ele geçirildiği olayda;
Görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde gerek edinilen bilgi, ihbar veya şikâyet üzerine gerekse kendiliğinden bir suçla karşılaşan, bu kapsamda olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne ya da malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması veya bozulmaması için gerekli tedbirleri almakla görevli ve yetkili olan kolluk görevlileri, tüm işlemlerini hukuka uygun olarak yapmakla mükelleftirler. Hukuk kuralları içinde hareket edilmemesi durumunda ise yapılan işlemlerin ya da yürütülen faaliyetlerin, kaynağı hukuki olmadığından keyfilik olarak değerlendirilmesi söz konusu olacaktır. Diğer taraftan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında araç olarak kullanılan delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Her ne kadar ceza mahkemesi sistemimizde, bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama getirilmemiş ise de maddi gerçek ancak, hukukkuralları içinde ve hukuka uygun şekilde elde edilen deliller ile araştırılmalıdır. Maddi gerçeğe ulaşma gayesiyle delil elde edilmeye çalışılırken, hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilmesi mümkün değildir.
Sanığa ait olduğu anlaşılan ve içinde suç konusu esrarın ele geçirildiği poşette yapılan arama işleminin, PVSK’nın 4/A maddesi kapsamında gerçekleştirilen ve önleyici nitelikte bir tedbir olan yoklama biçiminde kontrol olarak değerlendirilemeyeceği, aksinin kabulünün keyfi ve ölçüsüz uygulamalara sebebiyet verip temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucu doğuracağı, uyuşturucu maddenin görevlilerce ele geçirilme anına kadar suçüstü hâli söz konusu olmadığı gibi dosya kapsamı itibarıyla derhâl işlem yapılmadığı takdirde işlendiği iddia edilen suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolacağına dair, diğer bir anlatımla gecikmesinde sakınca bulunan bir hâle ilişkin hiçbir bilgi ve belgenin de bulunmadığı, bu bakımdan sanığa ait poşette gerçekleştirilecek arama işlemi için, CMK'nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca adli arama kararı veya Cumhuriyet savcısından yazılı emir alınması ya da PVSK'nın 9. maddesi gereğince usulüne uygun olarak alınmış, olay yeri ve tarihini kapsayan bir önleme araması kararının gerekli olduğu, ancak dosya kapsamında bu tür bir arama kararı ya da yazılı arama emrine rastlanmadığı, suç konusu uyuşturucu maddenin hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olması durumunda Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağı da dikkate alındığında; sanığa ait poşette arama yapılmasına olanak sağlayan adli arama kararı veya yazılı arama emri ya da olay yeri ve tarihini kapsayan önleme araması kararı bulunup bulunmadığının araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir."
39. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/9/2018 tarihli ve E.2016/10-33, K.2018/374 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Narkotik Şube Müdürlüğünce yapılan istihbarat çalışmalarında, sanıklar A. ve M.nin 35 ... plakalı Renault marka Broadway tipi araç ile 09.03.2015 tarihinde Diyarbakır'dan İzmir'e uyuşturucu madde getireceği yönünde bilgiler elde edilmesi üzerine Ankara Yolu Koruma Taburu önünde tertibat alındığı, görevlilerce kontrol noktasına gelen söz konusu aracın durdurulduğu, Bornova Kaymakamlığı'nca verilen önleme araması kararına istinaden yapılan aramada yakıt deposuna gizlenmiş hâlde suç konusu esrarın ele geçirildiği olayda; kolluk görevlilerince yapılan istihbarat çalışmaları sonucunda uyuşturucu maddenin naklinde kullanılan aracın markası ve plakası ile sanıkların ad ve soyadlarının tespit edilmesi, uyuşturucu maddenin naklinde kullanılan araç kontrol noktasına gelmeden önce görevliler tarafından araca ilişkin yapılan araştırmada, aracın istihbarat bilgisinde belirtilen özellikler ile uyumlu ve trafik siciline kayıtlı olduğunun dosya içerisindeki 'araç özet bilgileri' başlıklı belgeden anlaşılması, bu durumun istihbarat bilgisini destekleyen somut bir emare teşkil etmesi, araç görevliler tarafından durdurulduktan sonra yapılan kontrolde narkotik köpeğinin aracın yakıt deposuna tepki vermesi nedeniyle sanıklar ile ilgili suç şüphesi ve emarelerinin daha da somutlaşması, suç konusu uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yakıt deposunun PVSK'nın 4/A maddesi kapsamında aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünen kısımları kapsamında olmaması, tutanak düzenleyicisi tanık Engin'in, uyuşturucu maddenin naklinde kullanılan aracın geçiş yaptığı yerleri söz konusu illerin kolluk birimlerinden ve buralarda bulunan güvenlik kameralarından öğrendiklerini ve konu ile ilgili Cumhuriyet savcısına haber verip talimat aldıklarını beyan etmesi, derhâl işlem yapılmadığı takdirde işlendiği iddia edilen suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolacağına ilişkin dosya kapsamı itibarıyla hiçbir bilgi ile belgenin bulunmaması ve gecikmesinde sakınca bulunduğu gerekçesiyle Bornova Kaymakamlığınca verilen önleme araması kararının, mahiyeti itibarıyla çok kısa bir zaman dilimini kapsayacak şekilde verilmesi gerekir iken bu gerekçe ile çelişecek şekilde, suçun işlenmesi ve tehlikenin önlenmesi bakımından önceden öngörülmeyen ve aniden gerçekleşen herhangi bir durumu içermeyen, genel ve süresi yönünden de hâkimden karar alınıp bu kararın ilgili birime ulaştırılmasına olanak sağlayan 02.03.2015 ilâ 20.03.2015 tarihleri arasını kapsayacak nitelikte olması karşısında; sanıkların CMK'nın 116. maddesi kapsamında makul suç şüphesi altında oldukları, bu aşamadan sonra gerçekleştirilecek tüm işlemlerin 5271 sayılı CMK hükümlerine göre yapılması gerektiği, dolayısıyla kolluk görevlilerinin suçla ilgili edindikleri bilgileri 5271 sayılı CMK'nın 2/e, 158, 160, 161 ve 164. maddeleri uyarınca derhâl Cumhuriyet savcısına bildirip adli arama kararı ya da yazılı arama emri talep etmeleri ve Cumhuriyet savcısından alacakları talimat doğrultusunda işlem yapmalarının zorunlu olduğu, bu bağlamda kolluk görevlilerince gerçekleştirilen arama işleminin, Bornova Kaymakamlığı tarafından Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 'tanımlar' başlıklı dördüncü maddesinin beşinci fıkrasının (b) bendinde tarif edilen 'gecikmesinde sakınca bulunan hâl' kavramının içeriğine aykırılık oluşturacak şekilde verilen önleme araması kararı ile değil CMK hükümlerine göre yapılması gerektiği, dolayısıyla adli arama kararı ya da Cumhuriyet savcısı veya kolluk amiri tarafından verilmiş bir yazılı arama emri alınmadan yapılacak arama işleminin ve bu arama sonucu ele geçirilecek uyuşturucu maddenin hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olacağı, suçun maddi konusu ve delili olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde edilmesi durumunda ise hükme esas alınamayacağı gözetildiğinde, yerel mahkemece uyuşturucu maddenin naklinde kullanılan aracın aranması için CMK'nın 116 ilâ 119. maddelerine uygun olarak alınmış bir 'adli arama kararı' ya da 'yazılı arama emri' olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma sonucu hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir."
40. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/5/2023 tarihli ve E.2022/7-514, K.2023/327 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Sivas Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.05.2015 tarihli ve 1316 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden Erzincan Karayolu 10. km'sinde Sivas iline giriş istikametinde bulunan Ulaştırma Denetleme İstasyonu önünde oluşturan uygulama alanında durdurulan sanığın kullandığı çekici tipi araçta yapılan aramada, çekicinin dış kısmında bulunan gözde 400 yedek yakıt deposunda 4640 paket olmak üzere toplam 5040 paket kaçak sigaranın ele geçirildiği olayda;
Uygulama noktasında durdurulan sanığın kullandığı aracın güzergâhının uyuşturucu ve kaçakçılık suçlarının yoğun olarak işlendiği bölge olması, önleme araması kararının gerekçesinin uyuşturucu ve kaçak eşyanın doğu illerinden batı illerine otobüs, kamyon, tır gibi araçlarla sevk edildiği ve Sivas’ın hem geçiş güzergâhı olarak kullanıldığı hem de adı geçen suçların bölgede görülme oranının artması olarak gösterilmesi, PVSK’nın 4/A maddesi gereğince anılan Kanun’un 'Polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma yetkisi' vermesi, ve somut olay özelinde kolluk görevlilerinin dosyaya yansıyan mesleki tecrübeleri hep birlikte değerlendirildiğinde; Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde belirtilen önleme araması kararına istinaden sanığın aracında arama yapılabilmesi için umma derecesinde makul şüphenin kolluk görevlilerinde oluştuğunun ve Mahkemece verilen önleme araması kararı doğrultusunda ölçülü bir şekilde arama işlemi gerçekleştirilerek suça konu sigaraların ele geçirildiğinin, bu hâliyle hukuka aykırı yöntemle elde edilen bir delil bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. "
41. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/10/2018 tarihli ve E.2016/493, K.2018/484 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Uyuşturucu madde suçlarıyla mücadele kapsamında yapılan çalışmalarda, 18.01.2015 tarihinde saat 20.30 sıralarında Hatay ili merkez köylerinden İskenderun ilçesine 31 … plaka sayılı araç ile uyuşturucu sevkiyatı yapılabileceği yönünde alınan bilgiler üzerine görevlilerce çalışmalara başlanıldığı, Topboğazı mevkiinde bekleme yapan görevlilerin, saat 22.15 sıralarında söz konusu aracın Kırıkhan yolundan İskenderun istikametine doğru dönüş yaparak devam ettiğini gördükleri, aracı takibe alıp Belen ilçesi uygulama noktasında bulunan diğer görevlilerden tedbir alınmasını istedikleri, takip edilen aracın uygulama noktasında görevlilerce durdurulduğu, sanığın yapılan kaba üst yoklamasında ceketinin iç cebinde bulunan sigara paketi içindeki şeffaf poşette suç konusu uyuşturucu maddenin, aracın detaylı aramasının yapılabilmesi amacıyla götürüldüğü Belen İlçe Emniyet Müdürlüğünün bahçesinde yapılan aramada da arka tampon içerisine gizlenmiş (7) adet poşette suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği olayda;
2559 sayılı PVSK’nın Ek 5. maddesi uyarınca, uyuşturucu madde suçlarıyla daha etkin mücadele etmek amacıyla olayları takip etmekle görevli ve yetkili olan kolluk görevlilerince elde edilen 31 … plaka sayılı araç ile uyuşturucu madde nakledilebileceğine yönelik bilginin, genel ve soyut nitelikte olup başkaca herhangi bir somut emare ile desteklenmeyen istihbarat bilgisi niteliğinde olması, uyuşturucu madde naklinin yapılacağı zaman diliminin ve uyuşturucu madde naklinde kullanılacak güzergahın tam olarak bilinmemesi nedeniyle bahsi geçen aracın kullanabileceği değerlendirilen güzergahlar üzerinde görevlilerce araştırmaya başlanması, aracın Kırıkhan yolundan İskenderun istikametine dönüş yaparak devam ettiğinin Topboğazı mevkiinde beklemekte olan görevlilerce görülerek, takibe alınıp seyir halinde olduğu güzergah üzerindeki Belen ilçesi uygulama noktasında bulunan görevlilerden tedbir alınmasının istenmesi,uygulama noktasında aracın durdurulması,
İskenderun Sulh Ceza Hakimliğinin önleme araması kararı uyarınca; sanığın üzerinde yapılan aramada, ceketinin iç cebinde bulunan sigara paketi içindeki şeffaf poşette net 4 gram esrar ele geçirilmesi, UYAP sorgulamasında sanığın uyuşturucu madde suçundan (2) adet kaydı olduğunun tespit edilmesi, bu nedenlerle kullandığı araçta başkaca bir suç unsuru bulunabileceğini değerlendiren kolluk görevlilerinin, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 29/4. maddesinin verdiği yetkiye istinaden aracı Belen İlçe Emniyet Amirliği bahçesine götürmeleri üzerine burada yaptıkları aramada, aracın arka tamponu içerisine gizlenmiş (7) adet poşet içinde suç konusu esrarı ele geçirmeleri, elde edilen istihbarat bilgisinin sanığın açık kimlik bilgilerini ve uyuşturucu maddenin nakledileceği zaman dilimini açık bir şekilde içermemesi nedeniyle adli arama kararı veya yazılı adli arama emri verilebilmesi için gerekli olan CMK’nın 119. maddesindeki şartları taşımaması, görevlilerce gerçekleştirilen durdurma ve arama işlemlerinin önleyici nitelikte olması karşısında; suç şüphesi altında olmayan kişileri kapsayan, amacı da tehlike ile suçun işlenmesininin önlenmesi, kamu düzeninin, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, taşınması veya bulundurulması yasak her türlü silah, patlayıcı madde veya eşyanın tespit edilmesi olan, aramanın yapıldığı yer ile zamanı kapsayıp hukuken geçerli olduğu anlaşılan İskenderun Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen önleme araması kararı uyarınca, sanığın üzerinde ve devamında aracında yapılan arama sonucunda suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçirilip muhafaza altına alındığı, ardından uygulanan tedbirler ile somut olay hakkında görevlilerce Cumhuriyet savcısına bilgi verildiği ve müteakiben emirleri doğrultusunda soruşturma işlemlerinin sürdürüldüğü, dolayısıyla suçun delili ve konusunu oluşturan uyuşturucu maddelerin ele geçirilip muhafaza altına alınmasının hukuka uygun olduğu ve hukuka aykırı bir delilden söz edilemeyeceği anlaşıldığından, Özel Daire bozma kararında isabet bulunmamaktadır."
42. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 25/1/2024 tarihli ve E.2023/5371, K.2024/893 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan deliller suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, Anayasa'nın 38 inci maddesinin altıncı fıkrası ile 5271 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 217 nci maddesinin ikinci fıkrası, 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz. Bu itibarla;
Suça konu uyuşturucu maddenin naklinde kullanılacak aracın açık plakası ve markası ile araçta hangi şekilde zula oluşturularak nakledileceği belirtilmek suretiyle istihbari bilgi alındığı, aracın kullanacağı güzergah üzerinde uygulama noktası oluşturularak durdurulduğu ve suça konu uyuşturucu maddenin istihbari bilgide belirtilen şekilde ele geçtiği olayda; suçüstü halinin varlığından söz edilemeyeceği dikkate alındığında, 5271 sayılı Kanun'un ikinci maddesinin (e) bendi, yine aynı Kanun'un 161 inci maddesi ve 2259 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun ek 6 ncı maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına derhal olayın haber verilip yazılı emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve sanığın kullandığı araçta 5271 sayılı Kanun'un 116 ncı ve 119 uncu maddeleri uyarınca arama yapılması gerektiği halde önleme arama kararı ile yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve bu arama ile elde edilen delilin yasak delil niteliğinde olup hükme esas alınamayacağı dikkate alınarak, mahkûmiyetine yeterli başkaca delil bulunmayan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür."
43. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2/12/2023 tarihli ve E.2023/15717, K.2023/11763 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Bozmaya uyularak yapılan yargılamada, suç tarihinde 21... plaka sayılı araç ile uyuşturucu madde sevkiyatı yapılacağı yönünde bilgi alınması üzerine yapılan çalışmada görevlilerce bahse konu aracın Kolbaşı Mezrası mevkiinde görüldüğü ve durdurulduğu, sürücüsünün sanık Emrah ile araçta bulunan diğer şahısların sanıklar Mazhar, Zekeriya ve İlyas'ın olduğu,Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/208 Değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden aracın sağ ön yolcu koltuğu paspası üzerinde beyaz renkli çuvalın içinde net 6150 gr gelen esrarın ele geçirildiği;ihbarda sadece araç plakasının verildiği, aracın içindeki kişilerin kimlik bilgilerine dair bilginin verilmemiş ve ihbar ile aracın durdurulduğu süre içerisinde de araç içerisindekilerin kimlik bilgileri tespit edilememiş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun adli arama kararı için araç plakasının yeterli olmayıp içindeki şahısların kimlik bilgilerinin de gerekli olacağı, sadece araç plakası ile yapılan ihbar ya da istihbari bilgiye dayanan tespitlerde önleme araması kararı ile de arama yapılabileceği yönündeki kararı gözetilerek bahsi geçen önleme araması kararına istinaden yapılan arama işleminin hukuka uygun olduğu, ele geçen maddenin miktarının günlük kullanım miktarının çok üzerinde oluşu, sanık İlyas'ın uyuşturucu maddenin bulunduğu çuvalı kendisinin taşıdığına dair ikrarı, miktar itibariyle çok fazla olan maddenin aracın ön yolcu koltuğu paspası üzerinde görünür vaziyette bulunması hususu dikkate alındığında diğer sanıklar tarafından görülmemesinin mümkün olmadığı, suç konusu maddenin cinsi, ele geçiriliş biçimi ve sanıkların yakalandıkları yer ile tüm dosya kapsamı gözetildiğinde, sanıkların suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmediği, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde uyuşturucu madde naklettikleri sabit görülerek mahkûmiyetlerine, ele geçen maddenin miktarı dikkate alınarak sanıkların teşdiden cezalandırılmalarına karar verilmiştir."
44. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13/10/2022 tarihli ve E.2021/9227, K.2022/10284 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dosya kapsamına göre; 26/02/2014 tarihinde İl Merkez Jandarma Komutanlığına gelerek kimliğinin gizli tutulmasını isteyen şahsın, saat 16:00-24:00 arasında Kolbaşı mezrasında 21... plakalı araçla uyuşturucu madde sevkiyatı yapılacağına dair ihbar üzerine, söz konusu aracın saat 16:30 sıralarında Kolbaşı Köyü çöplüğünün bulunduğu mevkide durdurulduğu ve Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 16/01/2014 tarihli ve 2014/208 D. İş numaralı önleme araması kararına istinaden yapılan aramada aracın sağ ön yolcukoltuğu önündeki paspas üzerinde bulunan çuvalın içerisinde suça konu esrar maddesinin ele geçirildiği olayda,
Kolluk görevlilerine yapılan ihbarda sadece araç plakası verilmiş, aracın içindeki kişilerin kimlik bilgilerine dair bilgi verilmemiş olması, ihbar ile aracın durdurulduğu süre içerisinde de araç içerisindekilerin kimlik bilgilerinin tespit edilememiş olması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun adli arama kararı için araç plakasının yeterli olmayıp içindeki şahısların kimlik bilgilerinin de gerekli olacağı, sadece araç plakası ile yapılan ihbar ya da istihbari bilgiye dayanan tespitlerde önleme araması kararı ile de arama yapılabileceği yönündeki kararı nazara alındığında kolluk tarafından yukarıda belirtilen arama kararına istinaden yapılan arama işleminin hukuka uygun olup buna göre mahkemesince esasa ilişkin değerlendirme yapılması gerekirken arama işleminin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi,.."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümleri
45. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan… bir mahkeme tarafından davasının… hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…"
2. AİHM İçtihadı
46. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Yeşil/Türkiye (B. No: 28349/11, 19/10/2021) kararına konu olayda, Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri doğrultusunda yapılacak arama işlemi öncesinde özel harekât timinde görevli kolluk personelince başvurucunun konutunda güvenlik nedeniyle ön arama yapılmış; bu işlem bittiğinde ikametgâha muhtar ve başvurucunun ailesi alınarak video kaydı eşliğinde gerçekleştirilen arama işlemi sonucunda suç konusu deliller ele geçirilmiştir. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü de ön arama sonrasında muhtar ve başvurucunun ailesi ile video kaydı eşliğinde yapılan arama işlemi sonucunda ele geçirilen delillere dayandırılmıştır. Muhakeme sürecinde başvurucu ve ailesi tarafından söz konusu delillerin konuta kolluk görevlilerince konulduğu iddia edilmiştir (Yeşil/Türkiye, §§ 5-22). AİHM anılan kararda, karar alınmadan güvenlik gerekçesiyle ön arama adı altında konutta arama yapılmasının yasal gerekliliklerine aykırı olma riskini taşıyabilecek şekilde belirli arama türlerine başvurma konusunda polislere sınırsız bir yetki verilmesi anlamına geldiğini değerlendirmiştir. AİHM ayrıca ortaya çıkan takdir yetkisinin kanunla öngörülmemiş olacağını ve kişilerin herhangi bir suistimal ya da keyfîlik karşısında koruma kabiliyetini haiz gerekli usul güvencelerine de sahip olmayacaklarını vurgulamıştır. AİHM aksi yöndeki kabulün polisin, 5271 sayılı Kanun'un 119. maddesinin (4) numaralı fıkrasında öngörülen Cumhuriyet savcının yokluğunda gerçekleştirilen ev aramalarına zorunlu katılım ve iki tanığın bulunması gibi mevzuat tarafından sağlanan usul güvencelerini engellemesiyle aynı anlama geleceğini ifade etmiştir. Kararda buna ek olarak başvurucunun ele geçirilen suç deliline yönelik itirazları karşısında tanıkların bulunmasının daha da önemli hâle geldiğini vurgulamıştır (Yeşil/Türkiye, § 44).
47. AİHM anılan kararda, başvurucunun konutunun aranmasından önce kolluk görevlilerince güvenlik gerekçesiyle gerçekleştirilen ön arama nedeniyle konut dokunulmazlığına saygı hakkına yapılan müdahalenin kanunla öngörülmemesi nedeniyle başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Yeşil/Türkiye, §§ 42-47).
48. AİHM bu kararda ayrıca başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün arama işlemi sonucunda ele geçirilen delillere dayandırılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair iddiayı da değerlendirmiştir. Bu bağlamda Szilagyi/Romanya (B. No: 30164/04, 17/12/2013), Bykov/Rusya ([BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009), Lisica/Hırvatistan (B. No: 20100/06, 25/2/2010), Lee Davies/Belçika (B. No: 18704/05, 28/7/2009) ve Bašić/Hırvatistan (B. No: 22251/13, 25/10/2016) kararlarında yer verilen ilkelere değinen AİHM; yargılamaların bir bütün olarak adil olup olmadığına karar verilirken, savunma haklarına saygı duyulup duyulmadığına dikkat edilmesi, özellikle başvurana delillerin doğruluğuna ve bunların kullanımına itiraz etme fırsatının verilip verilmediğinin incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. AİHM buna ek olarak mahkemelerce delillerin kalitesinin de gözönünde bulundurulmasının örneğin elde edildiği koşulların delillerin güvenirliğine veya doğruluğuna gölge düşürüp düşürmediğine bakılmasının önemine vurgu yapmıştır (Yeşil/Türkiye, § 56).
49. Bu bağlamda bireysel başvuruya konu olay açısından AİHM, konutta ele geçirilen ve başvurucunun mahkûmiyet hükmüne belirleyici delil olarak esas alınan eşyanın hukuka aykırı delil olduğuna dair itirazlar karşısında yerel mahkemenin konutta yapılan arama işleminin hukuka uygunluğunun yanı sıra bulunan ve el konulan kanıtların kabul edilebilirliği, güvenilirliği ve niteliği konusunda kapsamlı bir inceleme yapması gerektiğini belirtmiştir. AİHM somut olayda yerel mahkemenin aramanın hukuka aykırılığına dair itirazlar hususunda değerlendirme yapmadığını, dolayısıyla başvurucunun hükme esas delillerin hukuka uygunluğunun, kabul edilebilirliğinin, gerçekliğinin ve doğruluğunun özüne ilişkin savunmalarını ve bu hususların usule uygun şekilde değerlendirildiğini göstermeyi haiz gerekçeler sunulmayarak başvurucuya etkin usul güvencelerinin sağlanmadığını değerlendirmiştir. Belirtilen nedenlerle AİHM, başvurucunun konutunun aranması sonucunda elde edilen delilin gerekli usul güvenceleri uygulanmadan mahkûmiyet hükmünde belirleyici delil olarak kullanılmasının yargılamanın bir bütün hâlinde adil olmaktan çıkmasına neden olduğu sonucuna ulaşmıştır (Yeşil/Türkiye, §§ 59-75).
50. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesi hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasını güvence altına almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin herhangi bir kural koymamakta olup bu husus ulusal kanun koyucuların takdirindedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, § 94).
51. AİHM kararlarında, bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir delil türünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller de dâhil olmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını ifade etmektedir. AİHM, delillerin elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme'deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya, § 95; Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008, § 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).
52. Bir delilin kabul edilebilir olup olmadığını veya başvurucunun gerçekten suçlu olup olmadığını belirlemenin görevi olmadığını vurgulayan AİHM, bu konuda çözümlenmesi gereken sorunun -delilin elde ediliş şekli de dâhil olmak üzere- yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının tespit edilmesi olduğunu ifade etmektedir. AİHM'e göre bu hususta yapılacak değerlendirme, söz konusu hukuka aykırılığın ve Sözleşme'deki başka bir hakkın ihlali durumunda tespit edilen ihlalin niteliğinin incelenmesini de kapsayacaktır. Yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı değerlendirilirken savunma haklarına saygı gösterilip gösterilmediğine de bakılmalıdır. Özellikle başvurucuya delillerin özgünlüğüne itiraz etme ve kullanımına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği değerlendirilmelidir. Buna ek olarak elde edildiği koşulların delilin doğruluğu ve güvenilirliği üzerinde şüphe oluşturup oluşturmadığı hususu da dikkate alınmalıdır. Bir delilin başka delillerle desteklenmemesi tek başına yargılamanın hakkaniyetini zedelemese de delilin güçlü olmasına ve güvenilirliği konusunda riskin bulunmamasına bağlı olarak destekleyici delil ihtiyacı da zayıflar (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, §§ 89, 90; Ilgar Mammadov/Azerbaycan (No.2), B. No: 919/15, 16/11/2017, §§ 208, 209).
53. AİHM'e göre iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak -başvurucuya gerekli usule ilişkin güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek yöntemlerle elde edilmemesi şartıyla- Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 63831/00, 26/9/2002).
54. Adil yargılanma hakkına ilişkin uluslararası hukuk için ayrıca bkz. Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, §§ 30-34.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
55. Anayasa Mahkemesinin 20/3/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi
56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
57. Başvurucu; aracının olaydan önce dört gün süreyle Diyarbakır'da köyündeki evinin önünde olduğunu, uyuşturucu maddelerin bu sırada konulmuş olabileceğini belirtmiş; ayrıca adli arama kararı olmadan önleme araması kararına istinaden hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kullanılması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
58. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 9/10/2019 tarihli kararında başvurucunun silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği şikâyetini incelemeyi gerekli gördüğü ve bu konuda inceleme yaparak ihlal kararı verdiği, aynı kararda yargılamada hukuka aykırı deliller kullanılması sebebiyle Anayasa Mahkemesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetini incelemeye gerek görmediği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla başvurucunun önüne taşıdığı şikâyetlerin her ikisi yönünden de başvuruyu sonuca bağladığı vurgulanmıştır. Bu hususun yapılacak kabul edilebilirlik incelemesinde dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca hukuka aykırı olarak ele geçtiği ileri sürülen delillerin hükme esas alınması kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının incelenmesinde AİHM ve Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği ilkesel kararlar hatırlatılarak Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü şartlarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir.
59. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir. Adli arama kararı alınmaksızın önleme araması ile ele geçirilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Değerlendirme
60. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları, bir bütün olarak adil yargılanma hakkı kapsamında olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
63. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).
64. Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları, adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır (Orhan Kılıç, § 43).
65. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa mahkemeler tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, mahkemelerce yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen mahkemelere aittir (Orhan Kılıç, § 44).
66. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa olup kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin kabul edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinin sağladığı güvenceler açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğü içinde- somut davanın kendine özgü şartları dikkate alınmalıdır (Orhan Kılıç, § 51).
67. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi Orhan Kılıç kararında hukuka aykırı delillerin mahkûmiyette kullanılmasının adil yargılanma hakkına etkisine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler çerçevesinde böyle bir durumda adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için üç aşamalı bir testten bahsedilebilecektir. Buna göre anılan testin;
i. İlk aşamasında, şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan bir delil olup olmadığına bakılmalıdır.
ii. İkinci aşamada, söz konusu delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir.
iii. Üçüncü aşamada ise bu tür bir delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediği değerlendirilmelidir.
68. Testin ilk aşamasında uygulama alanı bulan ilk bakışta (prima facia) anlaşılma teorisi Anayasa Mahkemesince başka haklar bakımından da kullanılmıştır (Ali Kıdık [2. B.], B. No: 2014/5552, 26/10/2017, §§ 62, 63; Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021, § 109). Buna göre hukuka aykırılık, bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan hemen ilk bakışta fark edilebiliyorsa, diğer bir ifadeyle hukuka aykırılık ilk bakışta anlaşılacak kadar belirginse (apaçıksa) ilk bakışta anlaşılabilen bir hukuka aykırılıktan söz edilebilir.
69. Testin ilk aşamasında, hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespitin varlığı olarak belirtilen ikinci durum yönünden ise öncelikle Orhan Kılıç kararında genel olarak içtihattan değil delile ilişkin olarak mahkemelerce yapılacak bir tespitten bahsedildiğinin altı çizilmelidir. İçtihatların yapılan değerlendirmede ve özellikle ilk bakışta anlaşılma testi yönünden destekleyici birer argüman olarak kullanılması mümkün ise de testin bu aşaması bakımından doğrudan ve sadece içtihatlardan hareketle yapılan hukuka aykırılık tespitinin içtihadın anayasal düzeyde uygulanması sonucunu doğuracağı, bu yöntemin de anayasal denetim açısından uygun olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu aşamada delilin hukuka aykırı şekilde elde edildiğinin somut olay özelinde ve mahkemelerce tespit edilip edilmediğine bakılarak bir değerlendirme yapılmalıdır.
70. Testin ilk aşaması kapsamında delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan bir delil olduğunun tespit edilmesi hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi bakımından tek başına yeterli değildir. Testin diğer adımlarının da incelenmesi gerekir. Bu bağlamda mahkûmiyet hükmünün tek başına veya belirleyici ölçüde söz konusu hukuka aykırı delile dayalı olup olmadığı önem taşımaktadır. Testin ikinci aşaması uygulanırken delilin tekliğinden o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, delilin belirleyiciliğinden ise söz konusu davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğiliminde olması anlaşılmalıdır (tanık sorgulama hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 65).Mahkûmiyete esas alınan delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan delillerin ağırlık derecesinin gerekçeli kararda tartışılmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.
71. Testin üçüncü aşamasında ise hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya mahkemelerce hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanmasının bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisi incelenmektedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yaşar Yılmaz [1. B.], B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46). Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı da dikkate alınmalıdır (Güllüzar Erman [2. B.], B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmasını zorunlu kılar. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (Orhan Kılıç, §§ 47, 48). Bununla birlikte hukuka aykırı olduğu tespit edilen ve yargılamada tek veya belirleyici olarak kullanılan delilin yargılamanın adilliğini etkilemediğinin tespiti için onun gerçek ve güvenilir olduğuna dair ikna edici bir değerlendirmenin yapılabiliyor olması da zorunludur (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
72. Başvurucu, hükme esas alınan delilin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Bu delil 23/4/2015 tarihinde gerçekleştirilen aramada elde edilen uyuşturucu maddedir.
73. Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûm edilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararına göre Hâkimliğin 16/2/2015 tarihli önleme arama kararına dayanılarak çekici ve dorsede arama köpeği marifetiyle yapılan aramada köpeğin tepki vermesi üzerine aracın çekicisinin üzerinde bulunan rüzgârlık kısmında üzeri çuvallarla örtülmüş vaziyette iki çuval içinde ve dorsede gri renkli çadıra sarılı vaziyetteki çuval içinde olmak üzere toplam ağırlığı 106 kilo 940 gram olan esrar maddesi ele geçirilmesinin -dosyaya yansıyan bilgi ve beyanlar dikkate alındığında- başvurucunun söz konusu maddeyi bilerek naklettiğinin delili olarak kabul edildiği görülmüştür.
74. Başvurucu ise uyuşturucu maddenin araca konulduğundan haberi olmadığını, kendisine daha önce uyuşturucu taşıma teklifi yapıldığını, bu teklifi reddetmesi üzerine başkası tarafından taşınan uyuşturucunun yakalandığını, bu olaydan sorumlu tutularak kendisine komplo kurulduğunu ve uyuşturucuyu bu şekilde aracına koyduklarını düşündüğünü belirtmiştir. Başvurucu ayrıca gerçekleştirilen söz konusu aramanın hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle arama sırasında ele geçirilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
75. Somut olayda yukarıda anılan testin ilk aşaması kapsamında öncelikle uyuşmazlık konusu delilin hukuka aykırı şekilde elde edildiği somut olay özelinde mahkemelerce tespit edilen ya da kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde edilme yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen bir delil vasfında olup olmadığına bakılmalıdır.
76. Hükmün başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay tarafından ilk aşamada, plakası bilinen romörk ve plakası tespit edilemeyen çekici ile esrar nakledileceği bilgisi üzerine başlatılan soruşturma kapsamında yapılan arama sonucunda suça konu uyuşturucu maddenin ele geçirildiği ve hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddenin suçun maddi konusu ve delili olarak hükme esas alınamayacağı belirtilerek adli arama kararı veya yazılı adli arama emri alınıp alınmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Dairenin bozma kararı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz kanun yoluna başvurmuştur. İtirazda; önleme aramasının kolluğa suç ihbarı üzerine durdurma yapma yetkisi verdiğini, salt istihbarat bilgisinin adli arama kararı vermek için yeterli olmadığını, makul şüphe elde etmek için yapılan çalışmalar esnasında suç delili ile karşılaşılması hâlinde delilin ele geçiriliş yönteminin usul ve kanuna uygun olduğunu vurgulamıştır. Daire9/11/2016 tarihli kararı ile itirazı yerinde görerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, itirazda belirtilen gerekçelerle verdiği 22/6/2016 tarihli bozma kararının kaldırılmasına ve Mahkemenin 31/12/2015 tarihli hükmünün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Bu nedenle somut olayda önleme araması sonucu ele geçirilen delilin hukuka aykırı olduğu yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespitin varlığından bahsedilemez.
77. Başvuruya konu mahkûmiyetin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde edilme yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen bir delile dayanıp dayanmadığı yönünden ise somut olayda, önleme araması kararına istinaden yapılan aramada suç konusu uyuşturucunun ele geçirildiği, kolluk görevlilerince yapılan istihbarat çalışmaları sonucunda uyuşturucu maddenin nakledilmesinde kullanılan aracın markası ve plakasının önceden tespit edildiği görülmüştür. Bununla birlikte uyuşturucu maddenin nakledilmesinde kullanılan araç kontrol noktasına geldiğinde kolluk görevlileri tarafından yapılan kontrolde narkotik köpeğinin tepki vermesi üzerine başvurucu ile ilgili suç şüphesi ve emarelerinin oluşup oluşmadığının -özellikle aynı konuda birbirinden farklı sonuçlara ulaşılan Yargıtay kararları da gözetildiğinde- daha da tartışmalı hâle geldiği anlaşıldığından eldeki başvuruda, hükme belirleyici olarak esas alındığı açık olan bu delilin mahkûmiyette kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini etkileyip etkilemediğine bakılmasının somut olay şartlarında yapılacak inceleme yönünden daha önemli olduğu değerlendirilmiştir.
78. Bu noktada yukarıda anılan üç aşamalı testin üçüncü aşaması kapsamında, delilin belirleyici nitelikte hükme esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediğinin tespit edilebilmesi için delillerin elde edildiği koşulların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının somut olay şartlarında incelenmesi gerekir. Hâkimlik tarafından verilen önleme araması kararı uyarınca, başvurucunun sürücüsü olduğu araçta yapılan arama sonucunda suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçirilip muhafaza altına alındığı, ardından uygulanan tedbirler ile somut olay hakkında görevlilerce Cumhuriyet savcısına bilgi verildiği ve bunu müteakiben emirleri doğrultusunda soruşturma işlemlerinin sürdürüldüğü açıktır. Buna karşılık başvurucu, gerek arama kapsamındaki işlemlerin icrası sırasında gerekse soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarında arama sonucunda elde edilen delillerin gerçekliği ve güvenilirliğine yönelik olarak somut bir itirazda bulunmamıştır.
79. Başvurucunun her ne kadar duruşmadaki savunmasında arama sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddeyi aracına olaydan önce bir başkasının koymuş olabileceği iddiasında bulunduğu görülse de bu savunmasının bireysel başvuru yolunda şikâyetine konu ettiği arama işlemi sonucu elde edilen delilin gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki somut olayda başvurucunun -delilin gerçekliği ve güvenirliğine ilişkin olmasa dahi- itiraz ve savunmaları gözetilerek Mahkemece söz konusu uyuşturucu maddeleri araca arama işleminden önceki tarihlerde kimlerin koyabileceğine dair başvurucuya etkili bir itiraz imkânı verildiği ve araştırmalar yapıldığı, bu kapsamda başvurucunun savunmasında geçen H.P.nin yargılamasına dair bilgi ve belgelerin dosyaya getirtildiği anlaşılmıştır. Böylelikle başvurucuya delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verildiği, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetildiği, savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler sağlandığı değerlendirilmiştir.
80. Sonuç olarak şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği anlaşılmıştır.
81. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesi altında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekmektedir.
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ' in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,20/3/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuruya konu olayda narkotik şube müdürlüğü, araç plaka bilgisiyle birlikte uyuşturucu madde taşınacağı yönünde gelen ihbar üzerine sulh ceza hakimliğinden alınan önleme araması kararına dayalı olarak durdurulan araçta köpek marifetiyle yapılan yüzeysel araştırmada köpeğin tepki vermesi üzerine aracın çekicisinin üzerinde bulunan rüzgarlık kısmında üzeri çuvallarla örtülmüş iki çuval içerisinde kubar esrar maddesi ele geçirmiştir. Bu aşamadan sonra C. Savcısına durum bildirilmiş, talimatı ile suç konusu maddelere el konulmuştur. Bireysel başvurunun konusu kanuna aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkumiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıdır. Mahkememiz çoğunluğu, kolluk görevlilerinin önleme araması sonucunda elde edilen suç unsurlarına el koyup durumu C. Savcılığına bildirdikleri için yasal temelin olduğu, başvuranın (sanığın) ise duruşmada bu konuyu açıkça dile getirmediği gerekçeleriyle yargılamanın hakkaniyetinin zedelenmediği ve ihlal bulunmadığı (bkz. par. 78-81) sonucuna ulaşmıştır. Yasal düzenlemelerle ve olaya özgü koşullarla bağdaşmayan bu yaklaşıma katılmamaktayım.
2. Bilindiği üzere önleme araması ilgili kanunun verdiği yetki kapsamında yetkili hakim kararıyla suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Olayda arama yapan görevliler bakımından önleyici arama yetkisi 2559 sayılı PVSK’nın önleme araması başlığını taşıyan 9. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre önleyici arama “tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla” yapılır. Buna karşın uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturan seçimlik hareketler içerisine “sevketme, nakletme, depolama ve bulundurma”nın da girdiği (TCK m. 188/3) gözetildiğinde araç olarak somutlaştırılmış bir taşıma eyleminin ihbarının işlenmiş ve işlenmesi devam eden bir suça ilişkin olduğu açıktır. Bu durumda yapılacak işlemler ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiştir. Öte yandan gecikmede sakınca bulunan bir durumda belirli bir araçta uyuşturucu madde taşınacağına ilişkin ihbar üzerine CMK madde 116 vd. hükümleri uyarınca hakim tarafından arama kararı verilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Böyle bir ihbar halinde elektronik ortamda trafik kayıtlarına derhal ulaşılabileceği ve araç sahibi ve sürücüsünün şüpheli durumda olacağı için şüphelinin belirsiz olduğu da ileri sürülemez. İncelenen başvuruda ise kolluk görevlileri kendilerine işlenen suça dair somut taşıt plaka bilgileri gelmesine karşın, bu konudaki bilgiyi yetkili C. Savcısıyla paylaşıp arama kararı alınması için bir çaba içine girmemiştir.
3. Gerek kolluk görevlileri gerekse genel anlamda kamu görevlileri görevleri sebebiyle öğrendikleri suçlara ilişkin bilgileri yetkili makama bildirmekle yükümlüdür (TCK m. 279). Yine 5271 sayılı CMK’nın 158. maddesinin 1. fıkrası uyarınca suça ilişkin ihbar ve şikayet C. Savcılıklarına veya kolluğa yapılabilir. Aynı maddenin 4. fıkrasına göre de bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak ilgili kuruma yapılan ihbar ve şikayetin gecikmeksizin ilgili C. Başsavcılığına gönderilmesi zorunludur. 2559 sayılı Kanunun Ek 6. maddesi uyarınca da kolluk görevlileri kendilerine gelen suç ihbarlarını yazılı hale getirir. Aynı maddede ayrıca kolluğun vaziyet ettiği olaylarla ilgili gerekli tedbirleri aldıktan, delilleri topladıktan sonra durumu C. Savcısına bildireceği yazılıdır. Bununla birlikte henüz kolluğun müdahale etmesini gerektiren bir vaka olmadığı durumda gelen suç ihbarlarını yazılı hale getirip TCK ve CMK hükümlerini de gözeterek C. Başsavcılığına bildirmekle yükümlü olduğu açıktır. Bütün bu yasal düzenlemelere karşın somut olayda kolluk mercii suç ihbarını C. Başsavcılığına bildirmek ve adli arama kararı alınmasını sağlamak yoluna gitmemiştir. Bunun yerine, aslında yetkileri olmadığı halde adli arama kararı gereken bir konuda soruşturma merciini devre dışı bırakarak önleme araması kararı alma yöntemine başvurmuş, dolayısıyla kanunu dolanma yolunu tercih etmiştir.
4. Kanun koyucunun önleyici arama kararı yetkisini vermesinin amacı yalnızca suçların işlenmesinden önce tehlikeli halleri ve suç işlenmesini önleyici tedbir alınmasını sağlamaktır. Böyle bir durum bulunmadığı halde işlenen suçlara dair arama kararlarının önleyici arama kurumu ile karşılanmaya çalışılması bu kurumun suiistimaline yol açmakta ve söz konusu karayolundan araçlarıyla seyahat etmekte olan bireylerin özgürlükleri de yersiz bir biçimde kısıtlanmaktadır. Daha da önemlisi CMK’da öngörülen ve usul güvencelerini gerektiren yasal sistem yerine yasanın öngörmediği (kanunsuz) bir yönteme başvurulmaktadır. İncelenen olayda da kolluk görevlileri yetkileri olmadığı halde önleyici arama kararı talep etmiş, sulh ceza hakimi de özensiz bir incelemeyle önleyici arama kararının konusuna girmeyen bir hususta kolluğa arama yetkisi vermiştir. Bütün bu işlemlerin arama kararı alınması ve uygulanması konusunda C. Başsavcılığını devreden çıkarmaya, kanun koyucu tarafından öngörülen ve adil yargılanma hakkı güvencelerini içeren yasal sistemin dolanılmasına ve kötüye kullanılmasına yol açtığı açıktır.
5. Bununla birlikte konu yalnızca kanuna aykırı uygulama yapılmasından ibaret değildir. Eğer böyle olsaydı bu kanuna aykırılığın adli ve idari yaptırım yoluyla karşılanması yeterli görülebilirdi. Suç yargılamasına ilişkin uyuşmazlıklar bakımından konu adil yargılanma hakkı güvencelerini ilgilendirmektedir. Anayasamız bu konuda adil yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak koruma eşiği yüksek bir kriter getirmiş ve “kanuna aykırı delillerin elde edilmesi” yasaklanmıştır (m.38/6). Bu yasağa aykırılık ise adil yargılanma hakkının ihlaline neden olmaktadır. Somut olayda suçun maddi konusunu oluşturan delilin kanuna aykırı elde edilmiş olduğu da açıktır.
6. Öte yandan bu kanuna aykırılık sıradan bir aykırılık değildir. Başka deyişle, yasaya uygun alınan kararla yapılan önleyici arama sırasında da bir suç delili elde edilirse mevcut kurallar çerçevesinde durum C. Başsavcılığına bildirilerek delil niteliği kazandırılabileceğine göre burada da bir sorun görülmemeli biçimindeki yaklaşım öncelikle Kanuna ve Kanunla kurulan sisteme uygun değildir. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere önleyici arama kararı talep etme yetkisi Kanunda yalnızca “tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla” tanınmıştır. Olaydaki gibi somut bir taşıt ve plaka ve uyuşturucu madde taşınacağı bilgisinin bulunduğu durumda kolluk mercilerinin önleyici arama talep etme, sulh ceza hakiminin de bu talebi kabul etme yetkisi bulunmamaktadır. Bu durum iki merci yönünden de yetki aşımı, başka deyişle hukuksuz bir yetkinin kullanımı anlamına gelmektedir. Nitekim benzer yetki 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Kanunu madde 15/A ve TSK İç Hizmet Kanunu madde 56/A’da da yer almaktadır. Ceza yargılaması yapan mahkemelerin ve yüksek mahkemelerin bu hususu görmezden gelmesi, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı güvencesini yok edebilir. Benzer sorunların uzun yıllardır süregeliyor olması da mahkemelerin kanunun uygulanması konusunda ısrarlı ve istikrarlı karar vermemesindendir.
7. Esasen Yargıtay iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin katalog suçlar arasında sayılmayan bir suçun soruşturma ve kovuşturmasında kullanılmasının delil değerlendirilmesi yasaklarından biri olduğunu çeşitli kararlarında istikrarlı şekilde dile getirmektedir (bkz. CGK 9/7/2020 tarihli ve E.2016/1-487, K.2020/353 sayılı kararı; 2. Ceza Dairesinin 22/11/2022 tarihli ve E.2022/11064, K.2022/19601 sayılı kararı; 6. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/14905, K.2022/10442 sayılı kararı; 5. Ceza Dairesinin 17/5/2022 tarihli ve E.2018/5178, K.2022/5204 sayılı kararları). Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da yakın tarihli bir kararında, katalog suçlara girmeyen suç meselesinde anılan Yargıtay kararlarından da söz ederek hukuka aykırı delil konusuyla ilgili gerekçenin yetersizliğinden hareketle ihlal kararı vermiştir (Sani Bayar, 2021/26642, 21/11/2024). İncelediğimiz konudaki kanuna ve hukuka aykırılık, iletişimin denetlenmesine ilişkin konuda kabul edilenden daha alt düzeyde değildir. Nitekim Yargıtay CGK ve Daireleri zaman içerisinde adli arama yapılması gerekirken önleyici arama işlemiyle delil elde edilmesine dair çok sayıda bozma kararları da vermiştir ve özel Dairenin 2024 tarihli kararında görüldüğü üzere vermektedir.
8. Diğer taraftan AYM hukuk yargılamasıyla ilgili bir bireysel başvuruda dahi kanuna aykırı elde edilen delilin hükme esas alınmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal etiğine karar vermiştir: “Başvurucunun, açıkça adres belirtilmeyen arama kararının hukuka uygun olmadığı, aramanın kanunda belirtilen usule aykırı yapıldığı, aramada ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadığını, arama sonucunda elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığı, bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Anılan nedenlerle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir. … 6100 sayılı Kanun’un “ispat hakkı” başlığını taşıyan 189. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir. …. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.” (AYM Yaşar Yılmaz [1.B.], B. No: 2013/6183, 19/11/2014, par. 37, 44, 59).
9. Sonuç olarak incelenen başvuruda adli arama koşulları oluştuğu halde kolluk merciince yetki aşımı yapılarak yasal yol yerine şartları oluşmayan önleme araması yoluna başvurulup C. Başsavcılığının adil yargılama hakkı güvenceleri kapsamında delil elde etme yetkisi devre dışı bırakılmıştır. Başvuran duruşmada suça konu uyuşturucu maddeleri kendisinin koymadığını, başkalarınca konulmuş olabileceği iddiasını ileri sürmekle bu delilin temeliyle ilgili itirazını dile getirmiştir. Bütün bunlara rağmen verilen kararda olayda hukuka aykırı delil yönteminin kullanılmadığının ve bu yöntemle elde edilen delilin hükme esas alınmadığının, hatta başvuranın buna itiraz etmediğinin ileri sürülmesi hukuken oldukça sorunlu bir yaklaşım olmuştur. Belirtilen nedenlerle başvuranın hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği görüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.
2. Yapılan bir ihbar üzerine durdurulan TIR’da gerçekleştirilen arama sonucu elde edilen uyuşturucu madde nedeniyle araç sürücüsü olan başvurucuya bu delile dayalı biçimde verilen mahkumiyet kararı ile ilgili gerçekleştirilen bireysel başvuruda başvurucu, aracının olaydan önce dört gün süreyle köyündeki evinin önünde beklediğini, uyuşturucu maddelerin bu sırada konulmuş olabileceğini belirtmiş ve yapılan yargılamada adli arama kararı olmadan önleme araması kararına istinaden hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kullanılarak hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
3. Mahkememiz çoğunluğu şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği sonucuna ulaşmıştır (§§ 72-80).
4. Eldeki bireysel başvurudaki temel mesele başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği noktasında odaklanmaktadır. Zira başvurucu ele geçirilen delillerin açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bu nedenle hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmektedir.
5. Bu konu ile ilgili bireysel başvuru inceleme sürecinde değerlendirmede dikkate alınması gereken Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hükmü kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngörmektedir. Dolayısıyla burada yapılacak incelemede bireysel başvuruya konu olayda mahkumiyete esas alınan delilin kanuna uygun biçimde elde edilmiş olup olmadığı önem arz etmektedir.
6. Bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesinin görevi kural olarak mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamalardaki delilleri değerlendirmek değildir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemelerinde mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamaların kişilerin bireysel başvuru kapsamındaki haklarını ihlal edip etmediği ile ilgilenmektedir.
7. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (bkz.: Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 44).
8. Bununla birlikte somut bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmemesi davanın özünü etkilemekte olup, bu durum aynı zamanda kanuna aykırı olarak elde edilmiş olan bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören Anayasa’nın 38. maddesinin açık hükmü ile de doğrudan ilgilidir.
9. Dolayısıyla kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Zira ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir (Orhan Kılıç, § 45).
10. Bunun içindir ki eldeki başvuruda mahkumiyete esas alınan delilin hukuka uygun bir delil niteliğinde olup olmadığının açıklığa kavuşturulması önem arz etmektedir. Hal böyle olunca gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde bu nitelikteki delillerin elde edilme süreçlerinde kanunlarda öngörülen arama ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine bakmak ve delil elde etme süreçlerinde bu kanun hükümlerine riayet edilip edilmediğini ortaya koymak gerekmektedir.
11. Bilindiği üzere konu ile ilgili gündeme gelebilecek iki tür arama mevcuttur. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 9. maddesinde düzenlenen önleyici veya önleme araması olarak ifade edilebilecek olan arama türünde henüz bir suç şüphesi mevcut olmayıp idari kolluk yetkilileri tarafından suç işlenmesinin önlenmesi ve dolayısıyla kamu düzeninin korunması amacıyla arama gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla niteliği gereği önleme aramasında önceden alınmış bir istihbari bilgi, haber veya suç işlenmesi ihtimalini hissettiren makul bir şüphe mevcut değildir.
12. İkinci arama türü olan adli arama ise suç işlendiğine dair şüphenin varlığı durumunda devreye girmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116. ve devamı maddelerinde düzenlenen adli aramadaki amaç suç işlendiğine dair şüphenin olduğu durumlarda sanığın yakalanması veya suça ilişkin delillerin elde edilmesidir. Adli kolluk tarafından gerçekleştirilen adli arama sayesinde elde edilecek muhtemel deliller ile yargılama süreci hakkaniyete uygun biçimde sonuçlandırılabilir. Bunun içindir ki adli arama sürecinde kolluk makamlarının yargının inisiyatifi ile hareket etmesi daha sıkı kurallara tabi tutulmuştur.
13. Dosyadaki bilgilerden somut olaydaki arama öncesinde suça ilişkin ihbarda bulunulduğu görülmektedir. Bu ihbarda Diyarbakır Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından uyuşturucu madde ticareti suçunun önlenmesine yönelik yapılan çalışmalar kapsamında kimlik bilgileri bilinen muhbir tarafından uyuşturucu sevkinde kullanılan TIR’ın plakası, markası ve çekicisinin rengi belirtilmiştir. Akabinde de verilen bilgiye istinaden 23/4/2015 günü plakası belirtilen aracın Mersin'e girdiğinin kolluk görevlilerince tespit edilmesi üzerine araç, görevli polis memurları tarafından durdurulmuştur. Yine bu bağlamda TIR ve dorsesinde arama köpeği marifetiyle yapılan narkotik aramada arama köpeği olumlu tepki vermiştir.
14. Bu aşamadan sonra kolluk marifetiyle gerçekleştirilen aramada araçta iki adet çuval içinde ve dorsede gri renkli çadıra sarılı vaziyetteki çuval içinde olmak üzere toplam daralı ağırlığı 106 kilo 940 gram olan kubar esrar maddesi ele geçirilmiş ve kollukça tutulan tutanak, başvurucu tarafından imzalanmıştır. Bunun üzerine aynı gün Cumhuriyet savcısı ile yapılan görüşme ve alınan emirler dahilinde Cumhuriyet savcısı tarafından ele geçirilen esrara el konulması talimatı verilmiştir.
15. Görüldüğü gibi olayda somut suç şüphesi önceden yapılan ihbarla birlikte ortaya çıkmıştır. Buna rağmen bu olaya ilişkin aramanın önleme araması niteliğinde yapılmış olması esasında arama ile ilgili mevzuat ve buna dayalı biçimde gerçekleşen uygulama boyutu ile açıkça hukuka aykırıdır.
16. Zira, suç şüphesi bağlamında, henüz arama işlemi gerçekleşmeden önceki aşamalar olarak hem yapılan ihbarda TIR’ın plakası, markası ve çekicisinin rengi belirtilmiş hem de aracın durdurulması üzerine yapılan aramada narkotik köpeği araçta uyuşturucu olduğuna dair tepki vermiştir. Bu itibarla somut olayda açıkça suç şüphesine dayalı bir arama gerçekleştirilmesi gerektiği noktasında hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
17. Hal böyle iken alınan önleme araması kararına binaen önleme araması hükümlerine dayalı biçimde gerçekleştirilen aramada idari kolluk marifeti ile delil elde edilmiş olup, akabinde bu deliller savcılığa teslim edilmiş ve yargılamada bu delil kullanılarak başvurucu mahkum edilmiştir.
18. Suç şüphesine dayalı biçimde gerçekleştirilen bir arama olduğu açık olan somut olayda savcının inisiyatifi olmaksızın ve gecikmesinde sakınca bulunan bir hal de bulunmamasına rağmen kolluk görevlilerince gerçekleştirilen aramada elde edilen delile dayalı biçimde mahkumiyet hükmüne ulaşılması bireysel başvuru incelemesinde Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası bağlamında özel olarak değerlendirilmelidir.
19. Yukarıda kısaca ortaya konulmaya çalışılan mevzuat gereği somut olayda adli arama yapılması gerekmekte olup adli arama kararı olmaksızın delilin elde edilmesi durumunda burada kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu aşikardır. Bu nedenle de Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası gereğince bu biçimdeki bir delilin gerçekleştirilen ceza yargılamasında kullanılabilmesi mümkün değildir.
20. Bununla birlikte somut olayla ilgili bireysel başvuru incelemesinde hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaline karar verebilmek için yapılacak değerlendirmede başvurucunun mahkumiyetinde başka bir delile dayanılıp dayanılmadığının tespiti de önem arz etmektedir. Dosyadaki verilere bakıldığında başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyetindeki tek delil önleme araması sonucu elde edilen bahse konu delildir.
21. Kişinin mahkumiyetine dayanak olan tek delil kanuna aykırı biçimde elde edilen delil olduğu içindir ki bireysel başvuru incelemesi kapsamında, Mahkememiz çoğunluk kararında yapıldığı şekilde başvurucuya “delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verildiği, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetildiği, savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler”in sağlanıp sağlanmadığına ( bkz.: § 79) ilişkin testleri uygulamaya gerek olmadığı kanaatindeyim.
22. Zira burada adil yargılanma güvencelerinin sağlanması durumunda dahi mahkumiyete ulaşma noktasında kullanılan delil Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere hukuka aykırı biçimde elde edilen delildir.
23. Anayasa’nın 38. maddesindeki açık hüküm karşısında bu tek delile dayalı verilen mahkumiyet hükmünün bireysel başvuru incelemesinde adil yargılanma hakkı bağlamında daha net biçimde değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Zira uyuşturucu madde ticareti suçundan gerçekleştirilen yargılamada hukuka aykırı biçimde elde edilmiş olan delilin tek delil olarak kullanılması bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemektedir (Hukuka aykırı elde edilen delilin ceza yargılamasında belirleyici delil olarak kullanılmasının ihlale sebebiyet vermesi ile ilgili bir bireysel başvuru karar örneği için bkz.: Orhan Kılıç, § 55).
24. Bu yönü ile çoğunluk kararı hukuken sorunludur. Zira çoğunluk kararındaki yaklaşıma göre mahkumiyete esas alınan delil kanuna aykırı biçimde elde edilmiş ve tek delil olsa bile bu durumda kişiye yargılama sürecinde etkili itiraz ve çelişme imkanı sağlandığında gerçekleştirilen yargılama hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal etmeyecektir.
25. Kanaatimizce kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu ve bu delilin mahkumiyete ulaşmada tek delil olduğu açık olmasına rağmen somut olayda yine de bu delile dayalı biçimde gerçekleştirilen yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir.
26. Zira çoğunluk kararındaki yaklaşım, kanuna aykırı biçimde elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören önemli bir anayasal güvenceyi devre dışı bırakarak tamamen anlamsızlaştırmaktadır. Oysa gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi konumuz bağlamında adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak Anayasa’da yer alan güvenceleri dikkate almak zorundadır. Anayasa’da mutlak bir güvence olarak kanuna aykırı elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceği öngörülmüş olmasına ve yargılamada bu nitelikteki bir delil tek delil olarak kullanılmasına rağmen Mahkememiz çoğunluğunun burada hakkaniyete uygun yargılanma hakkında bir sorun görmemesini bireysel başvurunun getiriliş amacı ile de bağdaştırmak mümkün değildir.
27. Zira Anayasa’nın 148. maddesinde açıkça “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmüne yer verilmiş olmasına rağmen eldeki başvuruda Mahkememiz çoğunluğu adil yargılanma hakkı bağlamında Anayasa’nın 38/6. maddesinde yer verilen “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” şeklindeki temel bir anayasal güvenceyi tamamen göz ardı etmiştir.
28. Esasında Mahkememiz çoğunluğunun hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delilin başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal etmediği şeklindeki yaklaşımı, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulardaki anayasal hak ihlali ile ilgili incelemelerini, hukuka aykırı biçimde elde edilen delile dayalı gerçekleştirilen ceza yargılamalarındaki Yargıtay yaklaşımından daha güvencesiz bir düzeye de düşürebilmektedir.
29. Zira her ne kadar eldeki bireysel başvuruya konu mahkumiyette farklı bir yaklaşımla hareket etmişse de verdiği bazı kararlarında Yargıtay ilgili dairesi kanuna aykırı elde edilen delillerin varlığını tespit ederek bu nitelikteki delillerin yargılamada kullanılamayacağını kabul etmektedir. Bu bağlamda gerçekleştirdiği temyiz denetiminde Yargıtay 10. Ceza Dairesi, uyuşturucu maddenin ele geçirilmesinden önce sanıkla ilgili olarak suç şüphesinin ve emarelerinin ortaya çıktığı ve bu durumda görevlilerce 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddeleri ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Sâlâhiyet Kanunu'nun Ek 6. maddesi uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına olayın haber verilip emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116. ve 119. maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri veya Sulh Ceza Hakiminden alınacak adli arama kararı uyarınca arama yapılması gerektiği halde usulüne uygun yazılı emir ya da adli arama kararı almadan, delil elde etmek amacıyla yapılan aramanın açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bu arama sonucunda elde edilen delilin hükme esas alınamayacağını belirttiği kararlara rastlamak mümkündür (Bu doğrultuda örnek bazı Yargıtay kararları için bkz.: Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2024/6754 E.,2024/25946 K.; 2024/4593 E.,2024/24860 K.; 2023/13679 E.,2023/11792 K.; 2023/14721 E.,2024/15754 K.).
30. Dolayısıyla, ifade etmek gerekir ki kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği şeklindeki Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan açık güvenceye rağmen Mahkememiz çoğunluğunun hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınmasında sorun görmemesi bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesinin özgürlüklerin güvencesi olma şeklindeki işlevi ile de bağdaşmamaktadır.
31. Yukarıda sıralanan gerekçelerle somut bireysel başvuruda başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
AYM Genel Kurulu — Sani Bayar, B. No: 2021/26642, 21.11.2024tam metin
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
SANİ BAYAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2021/26642)
Karar Tarihi: 21/11/2024
R.G. Tarih ve Sayı: 29/4/2025 - 32885
GENEL KURUL
KARAR
Başkan : Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili : Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili : Basri BAĞCI
Üyeler : Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Raportörler : Muhammed Nuri ÖZGÜR
Denizhan HOROZGİL
Başvurucu : Sani BAYAR
Vekili : Av. Mehmet İhsan AYTEKİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına yönelik ve kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan itirazlara ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/5/2021 tarihinde yapılmıştır.
3. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
5. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında başlattığı soruşturma kapsamında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak (Örgüt faaliyetleri çerçevesinde iş yerlerinden çelik para kasası hırsızlığı suçunu işlemek (TCK 220)" suçu yönünden başvurucunun iletişiminin tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar vermiştir.
8. Soruşturma sonucunda Başsavcılık iletişimin dinlenmesi sonucu elde edilen delillere dayanarak başvurucunun suç işlemek için örgüt kurma, çok sayıda mağdura yönelik nitelikli hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal etme ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması talebiyle 21/10/2011 tarihinde iddianame düzenlemiştir.
9. Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) iddianameyi kabul ederek yargılamaya başlamıştır. Yargılama sonucunda Mahkeme; diğer sanıklar ile başvurucu arasında iletişimin dinlenmesi sonucu elde edilen görüşme kayıtlarına dayanarak başvurucunun -mağdurların bir kısmına yönelik olarak- nitelikli hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal etme ve mala zarar verme suçlarından mahkûmiyetine hükmetmiştir. Bununla birlikte Mahkeme; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile -mağdurların bir kısmına yönelik olarak- nitelikli hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal etme suçlarından başvurucunun beraatine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...sanıkların birlikteliklerinin örgüt faaliyeti kapsamında değerlendirebilmek için gerekli olan suç işleme konusunda devamlılık ve gevşek de olsa, sanıklar arasında hiyerarşik bir ilişki olmasının gerekli olduğu, ancak buna ilişkin yeterli delilin bulunmadığı, tape kayıtları içeriğinin suçun oluşumu için yeterli bulunmadığı, örgüt lideri olduğu söylenen Sani Bayar ile örgüt yöneticisi ve üyesi olduğu söylenen diğer sanıklar arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağın tespit edilemediği, buna ilişkin delilin bulunmadığı, bir kısım sanıkların suç işlemek için bir araya gelmesinin örgüt değil, iştirak ilişkisi içinde değerlendirilmesinin gerekli olduğu ve bu nedenle bu kapsamda değerlendirilmekle, sanıkların suç işlemek amacı ile örgüt kurmak yönetmek örgüte üye olmak suçlarından beraatine karar vermek gerekmiştir.
...
Tüm sanıklar savunmalarında üzer[ler]ine atılı suçlamaları kabul etmemişler ise de, yukarıda anlatılan eylemlerle ilgili olarak, iletişimin tespiti tutanak içerikleri, somut olaylarla uyumlu bulunan tape kaydı içerikleri, müşteki ve tanık beyanları, arama ve el koyma tutanakları, fiziki takip tutanakları, teşhis tutanağı ile tüm dosya kapsamına göre bu savunmalara itibar edilmemiş sanıkların atılı suçlardan cezalandırılmalarına dair karar verilmiştir.
...
Sanık Sani hakkında örgüt lideri olması nedeni TCK 220/5 maddesi yollaması ile hakkında açılan kamu davalarına ilişkin olarak, mahkememizce örgütün varlığı kabul edilmemesi nedeni ile [sanığın] bu suçlardan beraatine dair karar vermek gerekmiştir.
Sanıklar Sani Bayar ve [F.O.] hakkında mahkûmiyet kararı verilen eylemler dışında üzer[ler]ine atılı diğer suçlara ilişkin olarak, sanıkların savunmasının aksine olarak, üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair yeterli delil bulunmadığı, sanıkların olay geceleri telefon görüşmelerinin bulunup ve [telefonları] olay yerinden baz vermiş ise de, telefon görüşme içeriklerinde bu olaylara karıştıklarına dair şüpheye yer vermeyecek şekilde ifadelerin bulunmadığı, sanıklar ile eylem arasında bağlantı kurulamadığı, olaylardan sonra da eylemle bağlantı kurmaya yarar bir görüşme kaydının ya da başka bir delilin bulunmadığı, bu itibarla sanıkların üzer[ler]ine atılı suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve yeterli deliller elde edilemediğinden sanıkların beraatine dair karar vermek gerekmiştir."
10. Başvurucu; diğer nedenlerle birlikte ses kayıtlarının kendisine ait olmadığını, ses analizine yönelik olarak bilirkişi incelemesi yapılmadığını, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen iletişim kayıtlarının hükme esas alınamayacağını belirterek kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi (Daire) başvurucunun bir kısım mağdura yönelik mahkûmiyet kararlarını onamış, karar 30/3/2021 tarihinde kesinleşmiştir. Temyiz kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Sanıklar Sani ve [N.] hakkında katılan [I.A.ya] yönelik hırsızlık suçuna konu taşınır malların önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan hüküm kurulması karşı temyiz bulunmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre sanıklar [Ş.K.], [F.O.], [F.G.] ve [B.Ö.] müdafii, sanık [N.S.] müdafii, sanık [N.A.], Sani Bayar müdafiinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA... [karar verilmiştir.]"
11. Başvurucu, nihai kararı 15/5/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
12. 5271 sayılı Kanun’un eylem tarihinde yürürlükte bulunan "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı 135. maddesinin (1), (3) ve (6) numaralı fıkralarının ilgili kısmı şöyledir:
(1) (Değişik birinci cümle: 25/5/2005-5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:,
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220)"
13. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin (7) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"(7) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
6. (Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149)"
14. 5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesi şöyledir:
"(1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir."
15. 5271 sayılı Kanun'un "Delillerin ortaya konulması ve reddi" başlıklı 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
…"
16. 5271 sayılı Kanun'un "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesi şöyledir:
"(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir."
2. Yargıtay Kararları
17. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 9/7/2020 tarihli ve E.2016/1-487, K.2020/353 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine, gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı durumunda, 'hukuka aykırılığın mevcudiyeti' kabul edilmelidir.
Bu bilgiler ışığında ikinci ön sorun değerlendirildiğinde;
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/40540 sayılı soruşturması kapsamında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçundan inceleme dışı sanıklar [İ.A.] ve [A.K.] hakkında Sulh Ceza Mahkemesince verilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararları doğrultusunda yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, hakkında iletişimin tespitine yönelik karar bulunmayan sanık [N.] ile inceleme dışı sanıklar arasında yapılan görüşmelerin 504, 507, 603 ve 605 numaralı iletişim tespit tutanaklarıyla kayıt altına alınarak bu iletişim tespit tutanaklarının sanık [N.] hakkında teşebbüs aşamasında kalmış nitelikli yağma suçundan yapılan yargılama sırasında delil olarak kullanıldığı olayda;
Hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararı bulunmayan sanık [N.] için elde edilen bu delillerin tesadüfi delil niteliğinde olduğu, iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kaydedilmesi tedbirine başvurulduğu 2005 ve 2006 yılları itibarıyla nitelikli yağma suçunun CMK'nın 135. maddenin altıncı fıkrasının (a) bendinde düzenlenen katalog suçlar arasında yer almadığı, unsurları ve yapıları bakımından ayrı suçlar olan nitelikli yağma suçu ile suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun birbirlerine dönüşmelerinin de söz konusu olmadığı, her iki suçun birlikte işlenmesi hâlinde faile ayrı ayrı ceza verilecek olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, suç tarihi itibarıyla iletişimin tespiti ile elde edilen görüşme dokümanlarının hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir."
18. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22/11/2022 tarihli ve E.2022/11064, K.2022/19601 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... İletişimin tespiti kararlarının 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüt kapsamında hırsızlık yapmak' suçlarından alınmış olması, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi, iletişimin tespiti kararlarının verildiği tarihlerde 'hırsızlık' suçunun CMK'nın 135. maddesindeki katalog suçlar arasında yer almaması nedeniyle iletişimin tespiti kararlarıyla elde edilen görüşme kayıtlarının, hırsızlık suçu açısından yasal delil niteliğine haiz olmaması nedeniyle, suç saatinin belirlenmesi yönünden de tape dökümlerine dayanılamayacağı..."
19. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/14905, K.2022/10442 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre; başka bir suçtan alınan dinleme kaydı üzerine oluşan tapelere ilişkin olarak iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararının verildiği tarihte nitelikli hırsızlık suçunun CMK'nın 135 ve 140. maddelerinde sayılan katalog suçlardan olmadığı, 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Yasanın 12 ve 14. maddeleriyle yapılan eklemeler neticesinde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararı verilebilecek suçlar kapsamına alındığı bu sebeple sanıklar hakkındaki iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararları sonucu elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı..."
20. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 31/3/2021 tarihli ve E.2020/3814, K.2021/6352 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma, örgüt faaliyeti kapsamında nitelikli hırsızlık suçlarını işledikleri yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunduğu belirtilmek suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesi gereğince iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile aynı yasanın 140. maddesi gereğince teknik araçlarla izleme kararları verilerek yapılan soruşturma neticesinde açılan davalar sonucu tüm sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçlarından beraat kararları verildiği ve bu kararların temyiz edilmemesi sebebiyle kesinleştiği, iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararının verildiği tarihte nitelikli hırsızlık suçunun CMK'nın 135 ve 140. maddelerinde sayılan katalog suçlardan olmadığı, 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı yasanın 12 ve 14. maddeleriyle yapılan eklemeler neticesinde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararı verilebilecek suçlar kapsamına alındığı bu sebeple sanıklar hakkındaki iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararları sonucu elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı..."
21. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21/2/2022 tarihli ve E.2021/12466, K.2022/2743 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...sanık [Ö.A.ya] ait 32 HT 183 ve 32 LT 423 plakalı kamyonlara kurdukları yakıt çalmada kullandıkları düzenek ile yakıt hırsızlıkları yapıp, çaldıkları bu yakıtları başka kişilere sattıklarının değerlendirilmesi üzerine açılan kamu davası sonucunda sanık hakkında bahse konu iletişimin tespiti ve dinlenmesi kayıtları da delil kabul edilerek mahkûmiyet hükümleri kurulmuş ise de; anılan iletişimin tespiti ve dinlenmesi kayıtlarında suça konu yakıt hırsızlığına ilişkin bir delil tespit edilemediği gibi tespit edilmiş olsaydı dahi suç tarihi olan 06/03/2010 tarihinde hırsızlık suçunun 5271 sayılı CMK’nın 135/8. maddesinde sayılan katalog suçlar kapsamında bulunmadığı ve bu nedenle iletişimin tespiti kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve hükme esas alınamayacağı..."
22. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 8/2/2022 tarihli ve E.2021/9131, K.2022/1686 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda; sanıklar hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilen suç örgütü kurma ve örgüte üyelik suçları gerekçe gösterilerek iletişimin tespiti kararları verildiği, sanıkların üzerine atılı ve temyiz incelemesine konu 5237 sayılı TCK'nın 142/2-g maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde iletişimin tespiti yapılabilecek katalog suçlar arasında belirtilmediği, sanıklar hakkında söz konusu suçlar ile ilgili iletişim tespitleri ve dinlemeler esnasında hırsızlık suçu ile ilgili deliller de elde edilmiş ise de bu delillerin 'tesadüfi delil' niteliği taşıdığından 'delil değerlendirmesi yasakları' kapsamında değerlendirilmesi gereğine binaen 5271 sayılı CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamayacağı, bu itibarla söz konusu kararlara istinaden elde edilmiş iletişim dökümlerinin de 'hukuka aykırı elde edilmiş delil' niteliğinde olduğu gözetildiğinde sanıklar haklarındaki mahkûmiyet hükümlerine esas alınamayacağı..."
23. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2021/5443, K.2021/12988 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...hırsızlık ve mala zarar verme suçları yönünden; sanıkların aşamalarda üzerlerine atılı suçu kabul etmedikleri ve sanıkların atılı suçu işlediklerine dair tape kayıtlarından başka savunmalarının aksine mahkûmiyetlerine yeterli delil bulunmadığı, bir kısım sanıkların mahkûmiyet hükümlerine esas alınan iletişimin tespiti kayıtlarının suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile ilgili olarak verildiği, ayrıca sanıklar üzerine atılı hırsızlık suçunun da suç tarihi olan 19/10/2008 tarihinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde sayılan katalog suçlar kapsamında bulunmaması nedeniyle aynı Kanun'un 138/2. maddesi gereğince bu suçların delili olarak kullanılamayacağı..."
24. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22/12/2020 tarihli ve E.2020/28086, K.2020/15987 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda; sanıklar hakkında beraat kararları verilen suç örgütü kurma ve örgüte üyelik suçları ile temyize konu dosya ile ilgisi bulunmayan akaryakıt kaçakçılığı suçlarıgerekçe gösterilerek iletişimin tespiti kararları verildiği, sanıkların üzerine atılı ve temyiz incelemesine konu 5237 sayılı TCK'nın 142/3 maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde iletişimin tespiti yapılabilecek katalog suçlar arasında belirtilmediği, sanıklar hakkında söz konusu suçlar ile ilgili iletişim tespitleri ve dinlemeler esnasında hırsızlık suçu ile ilgili deliller de elde edilmiş ise de bu delillerin 'tesadüfi delil' niteliği taşıdığından 'delil değerlendirmesi yasakları' kapsamında değerlendirilmesi gereğine binaen 5271 sayılı CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamayacağı, bu itibarla söz konusu kararlara istinaden elde edilmiş iletişim dökümlerinin de 'hukuka aykırı elde edilmiş delil' niteliğinde olduğu gözetildiğinde sanıklar haklarındaki mahkûmiyet hükümlerine esas alınamayacağı..."
25. (Kapatılan) Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 16/7/2018 tarihli ve E.2016/5434, K.2018/10198 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Ceza Genel Kurulu'nun 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında da, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığı kabul edilmiştir. Gerçekten de haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK'nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez.
...
Yukarıda yazılan yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında; CMK'nın 135. maddesinde sayılan başka bir suç nedeniyle iletişiminin tespit edilmesi sırasında, suç tarihi itibarıyla, katalog suçlardan olmayan ve bu nedenle tesadüfi delil kapsamında değerlendirilemeyen nitelikli hırsızlık suçlarına dair, iletişimin tespit tutanaklarına istinaden alınan ikrar ve sair deliller kanunda gösterilen (Hukuka uygun yöntemlerle) tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak kullanılamayacağı ayrıca suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüte üye olma suçundan da sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği gözetilerek sanıkların atılı suçlardan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi... [bozmayı gerektirmiştir.]"
26. (Kapatılan) Yargıtay 22. Ceza Dairesinin 11/11/2015 tarihli ve E.2015/8335, K.2015/6985 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 5271 sayılı CMK'nın 138/2. maddesi uyarınca, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan katolog suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delilin muhafaza altına alınacağı ve durumun Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirileceğinin düzenlendiği, ancak sanıklar hakkında iletişimin tespiti ve dinleme kararı alınan suçu işlemek amacıyla örgüt kurmak ve bu örgüte üye olmak suçu, suç ve iletişimin dinlenmesi kararının alındığı tarihte yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesi kapsamında sayılan katolog suçlar kapsamında yer almakta ise de; bu suç nedeniyle alınan karar doğrultusunda yapılan dinleme sırasında bu dosyanın konusunu oluşturan hırsızlık suçu ile ilgili dinleme sonucu elde edilen (tesadüfii delil) dinleme kayıtlarını hırsızlık suçunun anılan maddedeki katolog suçlar içinde sayılmaması nedeniyle hukuka uygun olarak elde edilmiş kanıt olarak kabul edilemeyeceğinden dosya arasına alınan sanıkların birbirleri ile görüşmelerini içerir telefon görüşmeleri içeriklerinin delil olarak değerlendirilemeyeceği..."
27. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 17/5/2022 tarihli ve E.2018/5178, K.2022/5204 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...örgüt suçu kapsamında CMK'nın 135 ve 140. maddeleri uyarınca başvurulan koruma tedbirleri sonucunda elde edilen delillerin zimmet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları yönünden kullanılamayacağı, elde edildikleri tarihte yürürlükte bulunan kanunlara uygun olarak tespit edilmeyen kanıtların hukuka uygun delil olduklarından söz edilemeyeceği nazara alınmak suretiyle somut olaydaki savunmalar ve tanık beyanlarının delil değerinin ortaya konulması ve ispat sorununun bu şekilde çözümlenmesi gerektiği dikkate alındığında, iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanaklarına istinaden toplanan bilgi ve belgeler ile beyanlar da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak kullanılmalarının mümkün olmadığı..."
28. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13/1/2022 tarihli ve E.2021/5322, K.2022/388 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...bir kısım sanıklar haklarında alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararlarının 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgütlü olarak resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık, rüşvet' suçlarından verildiği, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgüte üye olma suçlarından tüm sanıklar hakkında beraat kararları verildiği anlaşılmakla, bu suç esas alınmak suretiyle verilen uzatma kararlarına istinaden gerçekleştirilen iletişim tespitleri ile teknik takiplerin delil olarak değerlendirilemeyeceği, hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlanmak suretiyle dosya kapsamındaki diğer delillerin nazara alınması gerektiği..."
29. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13/1/2021 tarihli ve E.2018/5210, K.2021/103 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...bir kısım sanıklar haklarında alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararlarının tamamının suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK’nın 220. maddesi) suçundan verildiği, bu suçtan TCK'nın 220. maddesi uyarınca verilen mahkûmiyet kararlarının ise yukarıda değinilen gerekçeyle Dairemizce bozulduğu, bozma sonrası sanıklar haklarında beraat kararı verilmesi halinde anılan delillerin ihaleye fesat karıştırma suçları yönünden kullanılamayacağı..."
30. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarihli ve E.2019/6177, K.2019/10643 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Sanıklar hakkında alınan iletişimin denetlenmesi kararının CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasındaki katalog suçlardan olan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin, iddianameye konu edilen telefon görüşmelerinin ise tesadüfen elde edilen delil niteliğinde olduğu, Ceza Genel Kurulunun 03/07/2018 tarihli ve 2015/1-396 Esas, 2018/323 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, telefon dinlemesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için, söz konusu suçun da 135. maddede sayılan katalog suçlardan birisine uygun olmasının gerektiği, sanıklara isnat edilen edimin ifasına fesat karıştırma suçu, olay tarihi itibarıyla CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında belirtilen katalog suçlardan olmadığından aynı Kanunun 138/2. madde ve fıkrası gereğince iletişimin tespiti tutanaklarının bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, elde edildikleri tarihte yürürlükte bulunan kanunlara uygun olarak tespit edilmeyen kanıtların hukuka uygun delil olduklarından söz edilemeyeceği nazara alınmadan, yazılı şekilde sanıklar hakkındaki iletişimin tespiti tutanaklarının hükme esas alınması..."
31. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 19/3/2018 tarihli ve E.2015/16425, K.2018/2964 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki 'tesadüfen elde edilen deliller' CMK'nın 135/8. maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın CMK’nın 138/2. maddesinin açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.
İncelenen dosyada suça sürüklenen çocukların, katalog kapsamındaki suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan haklarında iletişimin denetlenmesi kararı uygulanması sırasında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarını işledikleri kabul edilerek mahkumiyetlerine hükmolunmuş ise de, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, suç tarihi itibariyle hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarının CMK'nın 135/8. maddesi kapsamında bulunmaması nedeniyle anılan dinleme kayıtlarının aynı Kanun'un 138/2. maddesi gereğince bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, suça sürüklenen çocukların atılı suçları işlemedikleri yönündeki savunmalarının aksine başkaca delil de bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi..."
B. Uluslararası Hukuk
1. Sözleşme Hükmü
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…"
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6. maddesi hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasını güvence altına almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin olarak herhangi bir kural koymayıp bu husus ulusal kanun koyucuların takdirindedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 94).
34. AİHM bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili şekilde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).
35. AİHM bariz şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade etmiştir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme'deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya, § 95; Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008, § 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM ulusal mahkemelerin delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu birçok kararında belirtmiştir (Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68; Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50). Bu bağlamda AİHM temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına ve değerlendirme şekline karar vermenin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).
36. Öte yandan AİHM, hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesinin kişilerin mahkemelere güvenine katkıda bulunmakla ilgili olarak yargılamalarda belirli bir istikrarı temin etmeyi gerektirdiğini, birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesinin yargı sistemine güveni azaltarak yargısal bir belirsizliğe yol açabileceğini ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Yargı mercilerinin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşım sürdürülmediği takdirde hukuki gelişimin engelleneceğine dikkat çeken AİHM, hukuki güvenlik ilkesinin içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmediğini vurgulamaktadır (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58; Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). Bununla birlikte AİHM aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin olarak makul bir açıklama getirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49). Ayrıca AİHM derece mahkemelerinin ileri sürülen tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmadıklarını belirtmekle birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunu açık ya da zımni olarak, anlaşılabilir şekilde gerekçeli kararında göstermesine önem vermektedir (Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27; Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Anayasa Mahkemesi 21/11/2024 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu; nitelikli hırsızlık suçunun iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasını düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin (6) numaralı fıkrasında sayılan suçlar arasına 21/2/2014 tarihinde eklendiğini, davanın konusunun 2011 yılına ilişkin eylemler olması nedeniyle eylem tarihinde anılan suça yönelik olarak dinleme kararı alınamayacağını belirtmiştir. Başvurucu, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna yönelik olarak delil elde etmek amacıyla verilen dinleme kararlarına istinaden iletişiminin denetlendiğini ancak dosyada yargılanan tüm sanıkların suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan beraatine karar verildiğini, iletişim kayıtlarının duruşmada okunmadığını ve tartışılmadığını, hukuka aykırı delil niteliğinde olan, doğrulanmamış telefon görüşme kayıtlarının hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet kararında delil olarak kullanılamayacağının altını çizmiştir. Ses kayıtlarının kendisine ait olmadığını, ses analizine yönelik olarak bilirkişi incelemesi yapılmadığını, hukuka aykırı olarak elde edilen ve kendisine ait olmayan kayıtlara dayanılarak mahkûmiyetine karar verildiğini, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
39. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
42. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa'nın 36. maddesi ve 141. maddesinin üçüncü fıkrası ışığında yorumlandığında adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkını da güvence altına almaktadır. Öte yandan adil yargılanma hakkı, doğası gereği gerekçeli karar hakkını da içermektedir. Bu sebeple gerekçeli karar hakkı Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 77).
43. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Mahkemelerin kararlarının davanın temeliyle ilgili olay, olgu ve hukuki sorunlar ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında ilgili ve yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
44. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
45. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce yeterli bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
46. Mahkemelerin duruşma neticesinde ulaştıkları sonucun keyfî olup olmadığı ve/veya takdir yetkilerini ne yönde kullandıkları karar gerekçelerinden anlaşılır. Bu nedenle uyuşmazlığın maddi ve hukuki sorunlarının nasıl çözüldüğü mahkemelerce yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmalıdır. Mahkemelerin kararlarında göstermeleri beklenen yeterli gerekçede ise soyut değerlendirmelerden ziyade kararın temelini oluşturan hukuki ve fiilî olguların belli edilmesi, olayın belirli olan şartlarının gözetilmesi ve dava konusu olguların tartışılarak varılan sonuçla bir bağ kurulması gerekir. Bu doğrultuda bir ceza davasında suçun sübutuna dayanak teşkil eden delillerin açıkça ve eylemlerle ilişkilendirilerek açıklanmasının gerekçeli karar hakkı açısından önemli olduğunun altı çizilmelidir.
47. İstinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Yasemin Ekşi, § 57) ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz mercilerince cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Caner Kandırmaz, B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).
48. Öte yandan bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle gelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde yorumlanabilmesi normal karşılanabilir. Bununla birlikte derece mahkemeleri ve Yargıtayın aynı somut olay ve hukuksal durumdaki farklı kişiler hakkında açılan davalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşması hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşebilir. Yargı mercilerinin anılan ilkelerin bir sonucu olarak kamuoyu nezdinde yargıya olan güveni muhafaza etme bakımından kararlarında belli bir istikrar sağlaması beklenir. Bu nedenle aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemeler, bu farklılaşmaya ilişkin olarak makul bir açıklama getirmelidir. Yargı merciinin bu gibi durumlarda gerekçe gösterme yükümlülüğü, kişilerin hukuka olan güvenlerinin sarsılmaması için hayati öneme sahiptir. Derece mahkemeleri ve Yargıtayın istikrarlı biçimde benimsediği yaklaşımın gerekçesini açıklamadan aksine karar vermesi adil yargılama hakkını zedeleyebilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Ziya Metehan Arısoy, B. No: 2019/22055, 15/11/2023, §§ 28-30; Adem Bektaş, B. No: 2018/35591, 21/9/2023, §§ 24-25; Mehmet Okyar, B. No: 2017/38342, 13/2/2020, § 29; Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48; Engin Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 59; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 59; Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, §§ 83-84; Mehmet Çelik (2), B. No: 2015/889, 17/11/2016, § 62; Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 55).
49. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak derece mahkemelerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin gerekçelerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleme görevi olmadığı gibi derece mahkemesi kararlarındaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ, B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
50. Somut olayda suç işlemek için örgüt kurma ve örgüt faaliyetleri kapsamında hırsızlık suçlarına yönelik olarak yürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verilmiştir. Dinleme sırasında elde edilen delillere göre başvurucu hakkında suç işlemek için örgüt kurma, nitelikli hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal etme suçlarından iddianame düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 138. maddesinin (2) numaralı fıkrasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında ancak aynı Kanun'un 135. maddesinin (6) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse bu delilin muhafaza altına alınacağı ve durumun Cumhuriyet savcılığına bildirileceği düzenlenmiştir. Eylem tarihinde 5271 sayılı Kanun'un yürürlükte olan 135. maddesinin (6) numaralı fıkrasında sayılan katalog suçlar arasında nitelikli hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal etme ve mala zarar verme yer almamaktadır (bkz. § 12). Buna rağmen Mahkeme, iletişimin denetlenmesi ile elde edilen delilleri dikkate alarak suç işlemek için örgüt kurma suçundan beraatine karar verdiği başvurucunun nitelikli hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal etme ve mala zarar verme suçlarından mahkûmiyetine karar vermiştir. Böylece iletişimin denetlenmesi yoluyla tespit edilen görüşmelerin bir kısmı hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal etme suçlarının sübutunda delil olarak kullanılmıştır (bkz. § 9).
51. Yargıtay, kararlarında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında katalog suçlar arasında yer almayan bir suça ilişkin olarak tesadüfen elde edilen kayıtların delil olarak kullanılmasının mümkün olmadığını belirtmiş; bu delillerin hukuka aykırı delil niteliği taşıdığını ve hükme esas alınamayacağını açıkça ifade etmiştir. Yargıtay iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin katalog suçlar arasında sayılmayan bir suçun soruşturma ve kovuşturmasında kullanılmasının delil değerlendirilmesi yasaklarından biri olduğunu istikrarlı şekilde vurgulamıştır (bkz. §§ 17-31). Bununla birlikte somut olayda iletişimin dinlenmesi yoluyla elde edilen deliller, elde edildiği tarihte 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinde sayılmayan suçlar yönünden mahkûmiyete esas alınmıştır.
52. Somut olayda başvurucu; konut dokunulmazlığını ihlal etme ve mala zarar verme suçlarının katalog suçlar arasında yer almaması, 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 6/3/2014 tarihinden önce de nitelikli hırsızlık suçunun katalog suçlar listesinde düzenlenmemesi nedeniyle, anılan tarihten önce iletişimin denetlenmesi yoluyla elde edilen delillerin hukuka aykırı delil mahiyetinde olduğunu, bu delillerin hükme esas alınamayacağını belirterek kararı temyiz etmiş, temyiz dilekçesinde konuya ilişkin örnek Yargıtay kararlarına yer vermiştir. Daire, başvurucunun hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüğü delillerin ne suretle hükme esas alınabileceğine ilişkin bir gerekçe göstermeksizin usul ve kanuna uygun bulduğu mahkûmiyet kararını onamıştır (bkz. § 10). Daire önceki içtihadından farklı karar verirken neden bu içtihattan ayrıldığına dair herhangi bir açıklamada bulunmamış, bu karardan sonra da önceki içtihatları doğrultusunda kararlar vermiştir (bkz. §§ 19-20).
53. İletişimin denetlenmesi sırasında katalog suçlar arasında yer almayan suçlara ilişkin olarak tesadüfen elde edilen delillerin delil değerlendirme yasaklarından biri olduğuna ve bu suretle elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağına yönelik istikrarlı içtihada rağmen Daire, başvurucunun bu konudaki itirazlarını cevaplandırmadan mahkûmiyet kararını onamıştır. Başvurucunun katalog olmayan suçlara ilişkin olarak tesadüfen elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğuna ve hükme esas alınamayacağına yönelik iddialarının davanın sonucuna etkili olabilecek esaslı iddia ve itirazlar olduğu açıktır. Buna rağmen temyiz kararında davanın sonucunu etkileyebilecek bu iddia ve itirazlara yönelik olarak ayrı ve açık bir cevap verilmemiş, önceki içtihatta ulaşılan sonuçtan farklı bir sonuca hangi nedenle ulaşıldığına ilişkin olarak bir açıklamada da bulunulmamıştır. Bu nedenle mahkemece karar sonucunu etkileyen iddia veya itirazların incelenip açıklığa kavuşturularak durumun gerekçeye yansıtılması yükümlülüğü yerine getirilmemiştir.
54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
55. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesi ile 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
56. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürüteceği yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
57. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır.Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
58. İhlalin tespiti ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2011/748, K.2016/386) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/11/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM İkinci Bölüm — Helin Yusuf, B. No: 2020/14678, 14.1.2025tam metin
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HELİN YUSUF BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2020/14678)
Karar Tarihi: 14/1/2025
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Basri BAĞCI
Üyeler : Engin YILDIRIM
Kenan YAŞAR
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Raportör : Zehra GAYRETLİ
Başvurucu : Helin YUSUF
Vekili : Av. Güler KILIÇ POLAT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hukuka aykırı olarak elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/3/2020 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvurucuya bildirilen eksikliğin verilen kesin süre içinde giderilmediği gerekçesiyle başvuru 9/3/2023 tarihinde idari yönden reddedilmiştir.
4. Başvurucunun bu karara itirazı Komisyonca 9/5/2023 tarihinde kabul edilmiş ve başvurunun kabul edilebilirlik yönünden yeniden değerlendirilmesine karar verilmiştir.
5. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan haklara ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucu, Viranşehir Otogarı'nda 26/8/2017 tarihinde devriye görevi yapan kolluk görevlilerince hareketlerinden şüphelenilerek yanındaki dört kişi ile birlikte durdurulmuş ve kimlik tespitinin yapılması için Viranşehir Terörle Mücadele (TEM) Büro Amirliğine götürülmüştür.
9. Kolluk görevlilerinin Viranşehir TEM Büro Amirliğinde başvurucu ile tercüman yardımıyla ön görüşme (mülakat) adı altında bir görüşme yaptıkları dosyada bulunan 26/8/2017 tarihli tutanaktan anlaşılmaktadır. Tutanağa göre başvurucu; kolluk görevlilerine verdiği beyanında özetle yasal olmayan yolları kullanarak yaklaşık 1,5 ay önce Irak üzerinden Türkiye'ye giriş yaptığını, Türkiye'ye giriş yaparken kendilerine kaçakçıklık yapan kişilerin yardım ettiğini, bu yardımları karşılığında onlara para verdiğini belirtmiştir. Başvurucu, tutanakta ismini bilmediği bir ildeki evde yaklaşık bir ay gizlendiklerini, bu evde fotoğraflarının çekilerek kendilerine yol izin belgesi isimli bir belge verildiğini de ifade etmiştir. Ayrıca Türkiye'ye giriş yapmadan önce Suriye'de kaldığı süre boyunca Haseki iline bağlı Malkiye ilçesinde YPG kontrolündeki bir belediyenin gümrük biriminde yaklaşık 4 ay süreyle çalıştığını ve burada örgüt mensuplarının fotoğraflarının bulunduğu odalarda resim çektirdiğini belirtmiştir.
10. Tutanakta, başvurucunun üst araması sonucunda diğerlerinin yanı sıra sırt çantası, bir flash bellek ve cep telefonu bulunduğu belirtilmiştir. Tutanak, başvurucu tarafından imzalanmıştır. Tutanakta bir tercüman ile birlikte üç kolluk görevlisinin de imzaları bulunmaktadır.
11. Kolluk görevlilerince nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile telefonla yapılan görüşmede başvurucunun yedi gün süreyle gözaltına alınması, gerekli yasal işlemlerin yapılması amacıyla Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) bilgilendirilmesi ve başvurucunun Şanlıurfa TEM Şube Müdürlüğü görevlilerine teslim edilmesi yönünde talimat alınmıştır.
12. Talimat doğrultusunda Şanlıurfa TEM Şube Müdürlüğüne getirilen başvurucu hakkında PKK/KCK silahlı terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma başlatılmıştır.
13. Başvurucunun üzerinde bulunan dijital materyalin incelemesi sonucunda düzenlenen 5/9/2017 tarihli Dijital Veri İnceleme Tutanağı'na göre dijital veriler üzerinde Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 29/8/2017 tarihli ve 2017/3289 D. İş sayılı elkoyma, onama ve inceleme kararına istinaden inceleme yapılmıştır. Bu incelemede flash bellek içinde başvurucunun kapalı bir ortamda, A.Ö.nün resminin bulunduğu tablo önünde çekilmiş üç fotoğrafı, cep telefonunda ise A.Ö.nün resmi, Rojova yazılı bir fotoğraf, siyah zemin üzerindeki yıldız içinde YPG ve APO yazılı bir fotoğraf, son olarak örgüt bayrağı önünde çekilmiş, kimliği belirsiz olan bir örgüt üyesinin fotoğrafı tespit edilmiştir.
14. Kolluk görevlilerince düzenlenen 2017/578 sayılı fezlekeye göre başvurucunun kollukta müdafiinin de hazır bulunmasıyla ifadesi alınmıştır. Bu ifadenin 3/9/2017 tarihinde alındığı, kolluk görevlilerince başvurucuya yöneltilen on dokuz soruya başvurucunun verdiği cevaplardan ibaret olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Başvurucu kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda özetle Suriye'de doğduğunu, burada kardeşleriyle yaşadığını, Mağbera isimli bölgede yaklaşık 4 ay süreyle gümrükte evrak bölümüne baktığını, yabancı ülkelerden Suriye'ye gelenlerin ülkelerine geri dönmeleri için gerekli olan evrakı hazırlayarak geçimini sağladığını belirtmiştir. Ayrıca geçimini sağlamak için çalıştığı kurumun YPG güçlerinin kontrolünde olup olmadığı hususunda bir bilgisi olmadığını ancak A.Ö.nün resimlerinin duvarlarda asılı olduğunu zira kendisinin de bu resimlerin önünde çekilmiş fotoğraflarının kollukça el konulan flash bellekte bulunduğunu ifade etmiştir.
15. Başvurucu 8/9/2017 tarihinde Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Hâkimliği önündeki sorgusunda özetle kollukta verdiği ifadeyi tekrar ederek Danimarka'da bulunan erkek arkadaşının yanına gitmek için Türkiye'ye geldiğini, terör örgütleriyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını ifade etmiş ve suçlamayı kabul etmemiştir. Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun tutuklanmasına aynı tarihte karar vermiştir.
16. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından Başsavcılığın 3/1/2018 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan kamu davası açılmıştır. İddianamede PKK/KCK terör örgütünün kuruluşu ve bu örgüt bünyesindeki YPG yapılanmasının tarihsel süreci hakkında geniş açıklamalara yer verildikten sonra başvurucunun üzerinden çıkan dijital materyale ve kolluk beyanına dayanılarak terör örgütüne ait birimlerde görev yaptığı, Türkiye'ye örgüt faaliyeti kapsamında yasal olmayan yollardan girdiği iddia edilmiştir.
17. Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılamada 8/1/2018 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda dosya içindeki 26/8/2017 tarihli tutanakta imzası olan kolluk görevlilerinin tanık sıfatıyla dinlenmelerine ve duruşmanın ilk celsesinin 14/3/2018 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir.
18. Duruşmanın 14/3/2018 tarihli ilk celsesinde müdafiinin de hazır bulunmasıyla tercüman aracılığı ile başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında özetle Lazkiye'de Arap Dil ve Edebiyatı Bölümünde okuduğunu, emniyette verdiği ilk beyanının ifade alma işlemi kapsamında alındığını dahi bilmediğini, bu beyanı verdikten sonra avukatın gelip imza atarak gittiğini ileri sürmüştür. Tercüman hatası yapılarak kendisinin gümrükte çalıştığı yönündeki ifadenin tutanağa yazıldığını oysa bu yönde bir beyanının olmadığını belirterek suçlamayı reddetmiştir. Başvurucu müdafii ise herhangi bir arama kararı olmadığı hâlde başvurucunun üzerinde arama yapıldığını, böyle bir arama sonucu ele geçirilen delilin hukuka aykırı nitelikte olduğunu, atılı suçu başvurucunun işlediğine dair somut bir veri bulunmadığını belirtmiştir.
19. Mahkeme, dosya kapsamını dikkate alarak tutanak tanıklarının dinlenmesi yönündeki ara kararından vazgeçilmesine ve duruşmanın bir sonraki celsesinin 3/4/2018 tarihinde yapılmasına karar vermiştir.
20. Duruşmanın 3/4/2018 tarihli ikinci celsesinde iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını dosyaya sunmuş, mütaalada başvurucunun 3/9/2017 tarihli kolluk ifadesine ve başvurucudan ele geçirilen dijital verilerde tespit edilen fotoğraflara atıf yaparak atılı suçu işlediğini belirtmiştir.
21. Mahkeme, başvurucunun esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma hazırlayabilmesi için başvurucuya süre verilmesine ve duruşmanın son celsesinin 26/4/2018 tarihinde yapılmasına karar vermiştir.
22. Başvurucu, esas hakkındaki mütalaaya karşı 26/4/2018 tarihli son celsede savunma yapmıştır. Başvurucu müdafiinin de hazır bulunduğu savunmasında özetle Türkçe bilmediği için kendini etkili bir şekilde savunamadığını, nitekim hazırlık aşamasındaki ifadesinin hatalı şekilde kayda geçirildiğini dahi anlayamadığını ve atılı suçlamayı kabul etmediğini ileri sürmüştür.
23. Mahkeme duruşmanın tamamlanmasının ardından hükmü açıklayarak başvurucunun atılı suçtan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiş; gerekçeli kararda Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 21/5/2015 tarihli ve E.2015/3513 K.2015/1456 sayılı kararı ile bu kararı takip eden benzer nitelikteki içtihada atıf yaparak PKK/KCK bünyesindeki YPG yapılanmasının terör örgütü olarak kabul edildiğini belirttikten sonra başvurucunun YPG içinde aktif olarak belli bir süre çalışmasına ve dijital veride tespit edilen fotoğraflara dayanarak örgütün hiyararşik yapısına dâhil olduğu sonucuna ulaştığını, bu suretle atılı suçu işlediğini ifade etmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda, dosya içerisinde bulunan sanığın savunması, adli raporlar, üst arama tutanağı, dijital veri inceleme tutanağı, sorgu tutanağı, araştırma tutanağı, sanığın daha önce herhangi bir terör eylemine katılıp katılmadığına dair yazı cevabı, tanık beyanı ve dosya içerisinde bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, sanık Helin YUSUF'un 03/09/2017 tarihinde müdafi ve tercüman huzurunda alınan ifadesinde, 'yakalandığı 26/08/2017 tarihinden yaklaşık 1-1,5 ay önce Irak Ülkesi üzerinden Türkiye'ye kaçak yollardan geçiş yaptığı, kaçakçı şahısların yardımıyla 1 ay kadar gizlenerek bazı evlerde kaldıkları, sanığın Suriye/Derik'te Mağbera bölgesinde yaklaşık 4 ay gümrük evrak bölümüne baktığı, Türkiye, Irak ve Avrupa'dan akrabalarını ziyarete gelen şahısların kayıtlarını tuttuğu, sanığın çalıştığı kurumların YPG'ye yada rejim güçlerine mi ait olduğunu bilmediği, ancak burada bulunan okullarda PKK/KCK adlı silahlı terör örgütünün elebaşının resimlerinin asılı bulunduğu' şeklinde ifade verdiği, dosya içerisinde bulunan 05/09/2017 tarihli Dijital Veri İnceleme Tutanağında belirtildiği üzere sanıktan ele geçirilen dijital verilerin incelemesinde, PKK/KCK Silahlı Terör Örgütünün sözde lideri terörist başı Abdullah Öcalan'ın resimlerinin altında resim çektirdiği görüntülerin bulunduğu, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde sanık Helin YUSUF'un Silahlı Terör Örgütü PKK/PYD'nin hiyerarşik yapısı içerisinde yer almak suretiyle 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı TMK'nın 5/1. fıkrasında düzenlenen Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunu işlediği mahkememizce sabit görülmüştür.
Sanık mahkememizde alınan savunmasında üzerine atılı suçu işlemediğini, örgüt üyesi olmadığını, İlçe Jandarma Komutanliğinda vermiş olduğu ifadesini okumadan imzaladığını savunmuş, yine sanık müdafisi de müvekkilinin örgüt üyesi olmadığından bahisle beraatine karar verilmesini talep etmiş, mahkememizce yapılan yargılama sonucunda sanığın Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde müdafi huzurunda ve tercüman aracılığıyla alınan ifadesinin içeriği, ifadesinin içeriğini destekler mahiyetteki dijital veri inceleme tutanağındaki fotoğraflar, yakalanma şekli ve dosya içerisinde bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde sanığın mahkememizdeki savunmasının cezalandırılmaktan kurtulmaya yönelik olduğu dikkate alınarak sanığın savunmasına itibar edilmeyerek sabit olan eyleminden dolayı cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
5237 Sayılı TCK'nın 314/2 fıkrasında düzenlenen Terör örgütüne üye olma suçunun oluşabilmesi için failin hiyerarşik yapı içerisinde yer alması ve örgüt ile organik bağın bulunması gerekmektedir. Hiyerarşik yapıya dahil olup olmadığını tespit etmek için failin eylemlerinin ve faaliyetlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğuna veya eylemin niteliğine göre belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayımızda sanığın Silahlı Terör Örgütü PKK/KCK'nın Suriyedeki silahlı uzantısı YPG içerisinde aktif olarak belli bir süre çalışması, dijital veri inceleme tutanağındaki fotoğraflar vedosya içerisinde bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde sanığın PKK/YPG silahlı terör örgütünün hiyerarşisi içerisinde yer aldığı ve suçun unsurları gerçekleştiğinden sanığın 5237 Sayılı TCK'nın 314/2 fıkrasında düzenlenen Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan cezalandırılması yoluna gidilmiştir."
24. Başvurucu 10/5/2018 tarihli dilekçeyle diğerlerinin yanı sıra gözaltına alınma sürecinde yeterli hukuki yardım almadığını, nitekim kolluktaki ifadesinin anladığı dilde kendisine okunmadan imzalatıldığını, bu beyanı kovuşturma aşamasında reddettiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca yazılı emir olmadığı hâlde kolluk tarafından üst araması yapıldığını, hukuka aykırı şekilde ifa edilen bu arama sonucu bulunan dijital verilerin delil değeri olmadığını, örgüt üyeliği suçunu işlediğine ve hiyerarşik yapı içinde yer aldığına, iradesinin bu yönde devamlı olduğuna ilişkin herhangi bir somut delil olmadığını ifade ederek istinaf talebinde bulunmuştur.
25. Başvurucunun istinaf başvurusu Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 19/9/2018 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir. Ret kararının gerekçesinde başvurucunun iddia ve itirazları hakkında herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiştir.
26. Başvurucu 18/10/2018 tarihli dilekçeyle istinaf başvuru dilekçesindeki iddia ve itirazlarını tekrarlayarak temyiz talebinde bulunmuştur. Başvurucu; temyiz dilekçesinde pasaportundan da anlaşılacağı üzere 24/8/2017 tarihinde Türkiye'ye geldiğini ve 26/8/2017 tarihinde gözaltına alındığını, dolayısıyla Türkiye'de gizlenmediğini, ayrıca gözaltına alındığı sırada yanında bulunan diğer dört kişiyle birlikte aynı prosedürü izleyerek Türkiye'ye giriş yaptığını, söz konusu kişiler hakkında herhangi bir adli işlem yapılmadığı hâlde kendisinin kaçak olarak Türkiye'ye giriş yaptığı yönünde değerlendirme yapıldığını, bu değerlendirmenin de hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
27. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 3/10/2019 tarihinde temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasına karar vermiştir. Onama kararında başvurucunun temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddia ve itirazları hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.
28. Başvurucu 20/2/2020 tarihinde nihai kararı öğrendikten sonra 9/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
..."
30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" kenar başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir."
31. 5271 sayılı Kanun’un "Arama kararı" kenar başlıklı 119. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) (Değişik : 25/5/2005 – 5353/15 md.) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
32. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde redd olunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
…”
33. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
34. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun "Durdurma ve kimlik sorma" kenar başlıklı 4/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Polis, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,
amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
..."
35. 2559 sayılı Kanun'un "Önleme araması" kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar.
..."
36. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/3/2023 tarihli ve E.2022/10-13, K.2023/191 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
İstanbul Bayrampaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü Güven Timleri Büro Amirliği görevlilerince, suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla 13.10.2013 tarihinde saat 13.15 sıralarında, şehirler arası otobüs terminalinde gerçekleştirilen devriye görevi esnasında, 67-68 numaralı peronun bulunduğu yerde faaliyet gösteren İstanbul Seyahat adlı otobüs firmasının çevresinde tedirgin davranışlar sergileyerek dolaşan ve elinde bir adet poşet bulunan sanığın durumundan şüphelenildiği, görevlilerce takip edilmeye başlanan sanığın kısa bir süre sonra, adı geçen firmaya ait olan ve saat 13.40’da İstanbul’dan Tekirdağ’a hareket etmek üzere peronda bekleyen otobüse binip aracın en arkasına giderek, elindeki poşeti koltukların üzerinde bulunan el bagajı bölümüne yerleştirdiği otobüsün orta kapısının bulunduğu bölüme gelip su aldıktan sonra araçtan indiği yanına yaklaşıp kendisini durduran görevlilerce yapılan kimlik kontrolünden sonra sanık tarafından otobüsün el bagajı bölümüne yerleştirilen poşetin kontrol edilebilmesi amacıyla bulunduğu yerden alındığı, poşetin içi kontrol edildiğinde suç konusu esrarın ele geçirildiği olayda;
Görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde gerek edinilen bilgi, ihbar veya şikâyet üzerine gerekse kendiliğinden bir suçla karşılaşan, bu kapsamda olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne ya da malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması veya bozulmaması için gerekli tedbirleri almakla görevli ve yetkili olan kolluk görevlileri, tüm işlemlerini hukuka uygun olarak yapmakla mükelleftirler. Hukuk kuralları içinde hareket edilmemesi durumunda ise yapılan işlemlerin ya da yürütülen faaliyetlerin, kaynağı hukuki olmadığından keyfilik olarak değerlendirilmesi söz konusu olacaktır. Diğer taraftan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında araç olarak kullanılan delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Her ne kadar ceza mahkemesi sistemimizde, bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama getirilmemiş ise de maddi gerçek ancak, hukukkuralları içinde ve hukuka uygun şekilde elde edilen deliller ile araştırılmalıdır. Maddi gerçeğe ulaşma gayesiyle delil elde edilmeye çalışılırken, hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilmesi mümkün değildir.
Sanığa ait olduğu anlaşılan ve içinde suç konusu esrarın ele geçirildiği poşette yapılan arama işleminin, PVSK’nın 4/A maddesi kapsamında gerçekleştirilen ve önleyici nitelikte bir tedbir olan yoklama biçiminde kontrol olarak değerlendirilemeyeceği, aksinin kabulünün keyfi ve ölçüsüz uygulamalara sebebiyet verip temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucu doğuracağı, uyuşturucu maddenin görevlilerce ele geçirilme anına kadar suçüstü hâli söz konusu olmadığı gibi dosya kapsamı itibarıyla derhâl işlem yapılmadığı takdirde işlendiği iddia edilen suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolacağına dair, diğer bir anlatımla gecikmesinde sakınca bulunan bir hâle ilişkin hiçbir bilgi ve belgenin de bulunmadığı, bu bakımdan sanığa ait poşette gerçekleştirilecek arama işlemi için, CMK'nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca adli arama kararı veya Cumhuriyet savcısından yazılı emir alınması ya da PVSK'nın 9. maddesi gereğince usulüne uygun olarak alınmış, olay yeri ve tarihini kapsayan bir önleme araması kararının gerekli olduğu, ancak dosya kapsamında bu tür bir arama kararı ya da yazılı arama emrine rastlanmadığı, suç konusu uyuşturucu maddenin hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olması durumunda Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağı da dikkate alındığında; sanığa ait poşette arama yapılmasına olanak sağlayan adli arama kararı veya yazılı arama emri ya da olay yeri ve tarihini kapsayan önleme araması kararı bulunup bulunmadığının araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir."
37. Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla verdiği 19/12/2012 tarihli ve E.2011/1, K.2012/1 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu yararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas alınmamalıdır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez.'; 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir…"
B. Uluslararası Hukuk
38. Ceza davasında hukuka aykırı delillerin kullanılması şikâyeti yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası hukuk için bkz. Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, §§ 30-34.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
39. Başvurucu; hukuka aykırı şekilde elde edilen dijital verilerin delil olarak kabul edildiğini, kolluk beyanına dayanılarak terör örgütü üyeliği suçundan cezalandırılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca yargılamanın sonucunu etkileyecek nitelikteki argümanlarının karşılanmadığını belirterek hakkaniyete uygun yargılanma ile gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
40. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddialarıyla ilgili olarak öncelikle adil yargılanma hakkının bireylere dava sonucunda verilen kararın değil yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verdiği vurgulanmış; Mahkemenin yargılama kapsamında başvurucuya iddianamede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirilmesinin anlatıldığı ve kanundan kaynaklanan temel haklarının hatırlatıldığı belirtilmiştir.
41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.
B. Değerlendirme
42. Anayasa’nın 36. Maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
43. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”
44. Başvurucunun tüm iddialarının bir bütün olarak adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
46. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (Orhan Kılıç, § 42).
47. Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır (Orhan Kılıç, § 43).
48. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa yargı mercileri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, yargı mercilerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen yargı mercilerine aittir (Orhan Kılıç, § 44).
49. Bununla birlikte kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya yargı mercilerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek ya da belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir (Orhan Kılıç, § 45).
50. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin görevi, belirli delil unsurlarının hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğini tespit etmek değildir. Anayasa Mahkemesinin görevi, hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya yargı mercilerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığını ve bu hukuka aykırılığın bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46).
51. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı da dikkate alınmalıdır (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61). Hakkaniyete uygun bir yargılama delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olmasını zorunlu kılar. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (Orhan Kılıç, §§ 47, 48).
52. Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya yargı mercilerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin kabul edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın 36. ve 38. maddeleri açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğü içinde- somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır (Orhan Kılıç, § 51).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
53. Başvurucu, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûm edilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararına göre başvurucunun 3/9/2017 tarihinde müdafiinin de hazır bulunmasıyla kollukta verdiği beyanı ile kolluk görevlilerince yapılan üst aramasında bulunduğu anlaşılan dijital veri niteliğindeki flash bellek ve cep telefonu içindeki bazı fotoğrafların delil olarak mahkûmiyet hükmüne esas alındığı görülmüştür. Başvurucu, kolluk görevlilerince gerçekleştirilen söz konusu aramanın hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle arama sırasında ele geçirilen dijital verilerin delil olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
54. Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen ilkeler (bkz. §§ 46-52) kapsamında öncelikle iddia konusu delilin hukuka aykırı olduğunun ilk bakışta anlaşılıp anlaşılmadığına veya yargı mercilerince hukuka aykırı olduğu yönünde bir tespitin bulunup bulunmadığına bakacaktır. Daha sonra sırasıyla bu delilin hükme esas alınıp alınmadığı, hükme esas alınmışsa tek veya belirleyici nitelikte olup olmadığı, tek veya belirleyici ise bu delilin kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini etkileyip etkilemediğine bakarak bir inceleme yapacaktır.
55. Arama ve elkoyma koruma tedbirleri, 5271 sayılı Kanun'un "Arama ve Elkoyma" başlıklı Dördüncü Bölümü'nün 116. ile 134. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 116. maddesinde, suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığın üstünün aranabileceği ifade edilmiştir. Aynı Kanun’un 119. maddesinde ise hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle kolluk görevlilerinin arama yapabileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca 2559 sayılı Kanun'un 9. maddesinde kolluk görevlilerinin "tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını" arayabilecekleri ifade edilmiştir.
56. Öte yandan kolluk görevlilerinin hangi durumlarda bir mahkeme kararı ya da yetkili birimlerce verilen yazılı bir emre dayanmaksızın kişilerin üstünde veya eşyalarında arama yapabileceğine ilişkin kurallar da ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. Bu bağlamda 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesi kapsamında kolluğa, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma ve yoklama biçiminde kontrol yapma yetkisi tanınmıştır. Bu kapsamda ifa edilen yoklamanın arama kararı veya yazılı emir gerektirmediği ilgili Yargıtay içtihadında da belirtilmiştir (bkz. § 36).
57. Somut olayda 26/8/2017 tarihinde yanındaki dört kişiyle birlikte Viranşehir Otogarı'nda olan başvurucu, otogarda devriye görevini ifa eden kolluk görevlilerince hareketlerinden şüphelenilmesi nedeniyle durdurulmuştur. Başvurucu, kimlik tespiti yapılması için Viranşehir TEM Büro Amirliğine götürülmüş, burada kolluk görevlileri tercüman yardımıyla başvurucu ile bir mülakat yapmış ve bu görüşme neticesinde başvurucunun beyanını tutanak altına almıştır. 26/8/2017 tarihli bu tutanakta yer alan bilgilere göre başvurucu üst aramasına da tabi tutulmuş, aramada bir sırt çantası, flash bellek ve cep telefonu elde edilmiştir. Başvurucunun tabi tutulduğu aramanın yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine aykırı şekilde yapıldığı anlaşılmıştır. Nitekim aramanın ilgili mevzuat uyarınca kolluk görevlilerine tanınan yoklama biçimindeki kontrol kapsamında bir arama olmadığı veya suçüstü üzerine yapılmadığı açıktır. Ayrıca söz konusu arama işleminin tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla alınan bir sulh ceza hâkimliği kararına veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülki amirin verdiği yazılı bir emire dayanılarak yapıldığına dair somut bir veri dosyada bulunmamaktadır. Ancak bu durum, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen delillere dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.
58. Başvurucu 3/9/2017 tarihli kolluk ifadesine dayanılarak örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer almak suretiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği gerekçesiyle mahkûm edilmiştir. Buna ek olarak üst araması sonucunda kolluk görevlilerince elde edilen dijital materyal içinde yer alan ve duvarlarında Abdullah Öcalan'ın resimlerinin asılı olduğu kapalı ortamlarda çekilmiş bazı fotoğraflar delil olarak kabul edilmiştir.
59. Başvurucu "mülakat" adı altında 26/8/2017 tarihinde alınan beyanlarının sorulduğu 3/9/2017 tarihli ifadesinde bu beyanları kabul etmeyerek geçimini sağlamak için çalıştığı kurumun YPG güçlerinin kontrolünde olup olmadığını bilmediğini ileri sürmüştür (bkz. § 14). Buna göre, başvurucunun mülakat adı altında yapılan görüşmede verdiği belirtilen beyanlarının yargılama aşamalarındaki ifadeleri ile doğrulanamadığı açıktır. Başvurucunun ceza muhakemesinde yeri olmayan "mülakat" usulüne göre elde edilen beyanlarının yargılama aşamalarındaki ifadeleri ile doğrulanamadığı dikkate alındığında başvurucu hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan kurulan hükümde bahsi geçen dijital verilerin tek olmasa da belirleyici nitelikte delil olduğu anlaşılmaktadır.
60. Başvurucu, "mülakat" adı altında alınan ve sonraki ifadelerinde büyük ölçüde reddetiği beyanı ile bu beyanı desteklediği Mahkemece kabul edilen şikâyete konu hukuka aykırı arama kapsamındaki delillere dayanılarak mahkûm edilmiştir. Başvurucunun yargılamanın çeşitli aşamalarında delillere karşı ileri sürdüğü itirazlar hakkında mahkemelerce herhangi bir değerlendirme yapılmamış olması ve telafi edici güvencelere de başvurulmaması dikkate alındığında yargılamanın hakkaniyetinin zedelendiği sonucuna ulaşılmıştır.
61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesi altında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekmektedir.
Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bir görüşe katılmamışlardır.
VI. GİDERİM
62. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
63. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
64. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2018/7, K.2018/332) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/1/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu, hukuka aykırı şekilde elde edilen dijital verilerin delil olarak kabul edildiğini ve terör örgütü üyeliği suçundan cezalandırılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, yargılamanın sonucunu etkileyecek iddialarının karşılanmadığını bu nedenle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;
Başvurucu Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olup, Viranşehir Otogarında yanında bulunan dört kişi ile birlikte kolluk görevlilerince durdurulmuş ve kimlik tespiti için TEM Büro Amirliği’ne götürülmüştür. Başvurucu ifadesinde özetle, Irak üzerinden yasal olmayan yollarla Türkiye’ye giriş yaptığını, ismini bilmediği bir evde yaklaşık bir ay kaldığını ve yol izin belgesi isimli belge verildiğini, Suriye’de Haseki İli Maliki’ye İlçesinde YPG kontrolündeki belediyede evrak bölümünde çalıştığını belirtmiştir. Başvurucu üzerindeki dijital materyaller (flash bellek) incelendiğinde, terör örgütünün sözde lideri A.Ö.’ye ait tablo önünde fotoğraflarının olduğu, cep telefonunda ise A.Ö.’nün fotoğrafı, Röjova yazılı bir fotoğraf, siyah zemin üzerindeki yıldız içinde YPG ve APO yazılı bir fotoğraf, sözde örgüt bayrağı önünde kimliği belirsiz olan bir örgüt üyesinin fotoğrafı tespit edilmiştir. Başvurucu, Sulh Ceza Hakimliği’ndeki ifadesinde daha önceki ifadelerini tekrarlayarak, Danimarka’da bulunan erkek arkadaşının yanına gitmek için Türkiye’ye geldiğini, terör örgütleri ile bir bağlantısının bulunmadığını beyan etmiştir. Başsavcılık başvurucu hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan kamu davası açmış, yargılama sonucunda başvurucuya 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiş, başvurucunun istinaf talebi de esastan reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz istemi, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından reddedilmiş ve hüküm onanmıştır.
Arama ve el koyma koruma tedbirleri, 5271 sayılı Kanun'un "Arama ve El koyma" başlıklı Dördüncü Bölümü'nün 116. ila 134. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 116. maddesinde, suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığın üstünün aranabileceği ifade edilmiştir. Aynı Kanun'un 119. maddesinde ise hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle kolluk görevlilerinin arama yapabileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca 2559 sayılı Kanun'un 9. maddesinde kolluk görevlilerinin, "tehlikenin veya suç islenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakanca bulunan hâllerde mülki âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarının, özel kağıtları ve eşyasını" arayabilecekleri ifade edilmiştir. Yine 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesinde kolluğa, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma ve yoklama biçiminde kontrol yapma yetkisi tanınmıştır. Bu kapsamda ifa edilen yoklamanın arama kararı veya yazılı emir gerektirmediği ilgili Yargıtay içtihatlarında kabul edilmiştir.
Somut olayda başvurucu, yanındaki dört kişiyle birlikte Viranşehir Otogarında devriye görevini ifa eden kolluk görevlilerince hareketlerinden şüphelenilmesi nedeniyle durdurulmuş ve kimlik tespiti yapılması için Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüştür. Yukarıda belirtildiği üzere kolluk kuvvetlerinin şüphelendiği kişileri durdurma ve yoklama yetkisi mevcut olup, başvurucu hakkında yapılan muamelenin Kanuna aykırı olduğu söylenemez. Başvurucu 3/9/2017 tarihli kolluk ifadesine dayanılarak örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer almak suretiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçunu islediği gerekçesiyle mahkûm edilmiştir. Buna ek olarak mahkemece üst araması sonucunda kolluk görevlilerince elde edilen dijital materyal içinde yer alan ve duvarlarında terör örgütünün sözde lideri A.Ö.’nün resimlerinin asılı olduğu kapalı ortamlarda çekilmiş bazı fotoğraflar delil olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, A.Ö.’nün resimlerinin bulunduğu, kapalı ortamlarda çekilmiş fotoğrafların söz konusu ifadenin içeriğini destekler nitelikte olduğunu gerekçeli kararında belirtmiştir.
Buna göre Mahkeme, başvurucunun müdafi yardımı ve tercüman aracılığı ile alınan ifadesinin arama sonucu elde edilen dijital nitelikteki delille doğrulandığını kabul ederek, başvurucu hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan hüküm kurmuş, bahsi geçen dijital verileri tek delil olarak değerlendirmediği gibi belirleyici delil olarak da kabul etmemiştir. Somut olayda silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri kapsamında başvurucuya kendini savunma, delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme olanaklarının sağlanmadığına ilişkin bir bulgu da mevcut değildir. Bu nedenlerle başvurucunun hakkaniyete aykırı yargılanma başta olmak üzere adil yargılanma hakkının güvencelerinden yoksun bırakıldığının kabulü mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Başvurucu hakkında terör örgütü üyeliğinin sübut bulduğunu kabul eden yerel mahkeme somut olay bağlamında başvurucunun ifadelerini ve başvurucu üzerinde le geçirilen delilleri değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve hüküm kurmuştur. Somut olayda başvurucunun YPG bölgesinde bir kurumda çalıştığı, Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girdiği, yurt dışında yaşayan erkek arkadaşının yanına gitmek istediği şeklindeki beyanları ve yanındaki flash bellekte A.Ö.’nün resmi ile çektirdiği fotoğraflar nazara alındığında, yerel mahkemenin gerekçeli kararında hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir.
Bu nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Ömer ÇINAR
Üye
Metin KIRATLI
Yargıtay kararları:
Yargıtay 20. Ceza Dairesi — E. 2015/1386, K. 2015/1067tam metin
20. Ceza Dairesi 2015/1386 E. , 2015/1067 K.
"İçtihat Metni"Mahkeme : . Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hüküm : Kullanmak için uyuşturucu madde
bulundurma suçundan mahkûmiyet
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Olay tutanağının içeriğine göre, kolluk görevlilerince hava alanında arındırılmış bölgede şüphe üzerine sanığın yapılan üst aramasında net 6,3 gram kokain ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre "adli arama", şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa adli arama yapılabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610, 2014/512, 2013/841, 2014/513 ve 2014/166-514 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı alınmasını gerektiren olayda arama kararı alınmadan arama yapılması hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan ve suçun maddi konusunu oluşturan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş" olacağından, ikrar bulunsa bile Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.
Somut olayda, hava alanında arındırılmış bölgede şüphe üzerine yapılan takip nedeniyle faili belli olan bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde "adli arama kararı" alınmadan, sanığın üzerinde arama yapılması hukuka aykırıdır. Bu arama sonucu bulunan uyuşturucu madde ise hem "suçun maddi konusu" hem de "suçun delili" olup "hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden hükme esas alınamaz."
Sanık açısından hukuka uygun olarak elde edilmiş bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığından, suçun maddi konusunun da bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu durumlara bağlı olarak, isnat olunan suçun unsurları oluşmadığından, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması kanuna aykırıdır.
İsnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı
yöntemle elde edilmesi nedeniyle hükme esas alınamayacağı ve buna bağlı olarak suçun unsurunun oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması,
Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,
27/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi — E. 2015/296, K. 2015/1964tam metin
20. Ceza Dairesi 2015/296 E. , 2015/1964 K.
"İçtihat Metni"
Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hüküm : Mahkûmiyet
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Dosya kapsamına göre; sanıkların uçakla Iğdır ilinden... iline gelirken yanlarında uyuşturucu madde getirecekleri ihbarı üzerine arama işleminin.. Sulh Ceza Mahkemesinin 15.07.2014 gün ve 2014/862 sayılı önleme arama kararınına göre gerçekleştirildiği olay tutanağına göre sanıkların ayakkabı içlerine gizlenmiş halde suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesine göre "önleme araması", suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir.
CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre "adli arama" ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması değil ancak adli arama yapılabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610, 2014/512, 2013/841, 2014/513 ve 2014/166-514 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş" olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.
Somut olayda gelen ihbar nedeniyle bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde "adli arama kararı" alınmadan, olaydan 2 gün önce verilen "önleme araması kararına" dayanılarak sanıkların üzerlerinde arama yapılması hukuka aykırıdır. Bu arama sonucu bulunan uyuşturucu madde ise hem "suçun maddi konusu" hem de "suçun delili" olup "hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden hükme esas alınamaz."
Sanıklara isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde edilmesi nedeniyle hükme esas alınamayacağından dosyada bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilerek sanıkların hukuki durumlarının yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve sanıkların müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA, bozma nedenine göre sanıkların SALIVERİLMELERİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde serbest bırakılmalarının sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 15/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi — E. 2015/14903, K. 2015/4992tam metin
20. Ceza Dairesi 2015/14903 E. , 2015/4992 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 10 - 2015/184216
Mahkemesi : TEKİRDAĞ 2. Ağır Ceza Mahkemesi
Tarihi ve Numarası : 30/03/2015-2014/214 esas ve 2015/43 karar
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık S.. A.. müdafinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteminin, hükmedilen
cezanın süresi dikkate alınarak, 5320 sayılı Kanun’un 8/1, 1412 sayılı CMUK’nın 318 ve CMK'nın 299.
maddeleri uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre; sanıkların içerisinde bulundukları ... plaka sayılı araçla uyuşturucu madde sevk
edip satacaklarının ihbarı üzerine, arama işleminin Şarköy Sulh Ceza Hakimliği'nin 14.08.2014 gün ve
2014/25 sayılı önleme arama kararına göre gerçekleştirildiği ve sanık Gi.U.'ın üzerinde
yapılan arama sonucunda suça konu .. adet ..içerir uyuşturucu tabletlerin ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesine göre "önleme araması", suç işlenmesinin veya bir tehlikenin
önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir.
CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre "adli arama" ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç
delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması
değil ancak adli arama yapılabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610 - 2014/512, 2013/841 - 2014/513 ve 2014/166 - 514 sayılı
kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına
dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır.
Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde
edilmiş" olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının
(a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1.
fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.
Somut olayda gelen ihbar nedeniyle bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117
ve 119. maddelerine uygun şekilde "adli arama kararı" veya “yazılı adli arama emri” alınmadan,
"önleme araması kararına" dayanılarak sanıkların aracında ve üzerinde arama yapılması hukuka
aykırıdır. Bu arama sonucu bulunan uyuşturucu madde ise
hem "suçun maddi konusu" hem de "suçun delili" olup hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden hükme
esas alınamaz."
Sanıklara isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde
edilmesi nedeniyle suçun maddi konusu bulunmadığı ve hükme esas alınamayacağı; buna bağlı olarak
suçun unsurunun oluşmadığından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden
yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması,
Kabule göre de:
... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nce suça konu uyuşturucu maddeden alınan şahit numunenin
müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık Gi.U.ve müdafii ile sanık S.. A.. müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde
olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA, bozma nedenine göre sanıkların SALIVERİLMELERİNE, başka
suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde serbest bırakılmalarının sağlanması için ilgili
Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazılmasına, 07.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi — E. 2015/15610, K. 2015/4056tam metin
20. Ceza Dairesi 2015/15610 E. , 2015/4056 K.
"İçtihat Metni"
Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hüküm : Mahkûmiyet
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Dosya kapsamına göre; ... mezarlığı çevresinde siyah ... marka motosikletle, siyah eşofmanlı, mavi kot
pantolonlu, yirmi yaşlarında bir şahsın uyuşturucu madde sattığına dair duyum alınması üzerine arama
işleminin ... Sulh Ceza Mahkemesi'nin 25.09.2012 gün ve 2012/1249 sayılı önleme arama kararına göre
gerçekleştirildiği, olay tutanağına göre sanığın pantolonunun sol arka cebinde suç konusu uyuşturucu
maddenin ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyat Kanunu'nun 9. maddesine göre "önleme araması", suç işlenmesinin
veya bir tehlikenin önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında
olmayan kişilerdir.
CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre "adli arama" ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç
delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması
değil ancak adli arama yapılabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610, 2014/512, 2013/841, 2014/513 ve 2014/166-514 sayılı
kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına
dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır.
Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde
edilmiş" olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının
(a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas
alınamaz.
Somut olayda gelen ihbar nedeniyle bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117
ve 119. maddelerine uygun şekilde "adli arama kararı" alınmadan, olaydan 6 gün önce verilen "önleme
araması kararına" dayanılarak sanığın üzerinin aranması hukuka aykırıdır. Bu arama sonucu bulunan
uyuşturucu madde ise hem "suçun maddi konusu" hem de "suçun delili" olup "hukuka aykırı yöntemle
elde edildiğinden hükme esas alınamaz."
Sanığa isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde
edilmesi nedeniyle suçun maddi konusu bulunmadığı ve hükme esas alınamayacağı; buna bağlı olarak
suçun unsurunun oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü
kurulması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün
BOZULMASINA, 14.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi — E. 2015/1743, K. 2015/535tam metin
20. Ceza Dairesi 2015/1743 E. , 2015/535 K.
"İçtihat Metni"
Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hüküm : Mahkûmiyet
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre sanığında içerisinde bulunduğu ... plaka sayılı otobüste uyuşturucu sevk
edileceği ihbarı üzerine arama işleminin ... Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2006 gün ve 2006/881 sayılı
önleme arama kararınına göre gerçekleştirildiği olay tutanağına göre sanığın çantasında suça konu
esrarın ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesine göre "önleme araması", suç işlenmesinin veya bir tehlikenin
önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir.
CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre "adli arama" ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç
delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması
değil ancak adli arama yapılabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610 - 2014/512, 2013/841 - 2014/513 ve 2014/166-514 sayılı
kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına
dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır.
Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde
edilmiş" olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının
(a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1.
fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.
Somut olayda gelen ihbar nedeniyle bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117
ve 119. maddelerine uygun şekilde "adli arama kararı" alınmadan, olaydan 3 gün önce verilen "önleme
araması kararına" dayanılarak sanığın çantasında ve üzerinde arama yapılması hukuka aykırıdır. Bu
arama sonucu bulunan uyuşturucu madde ise hem "suçun maddi konusu" hem de "suçun delili" olup
"hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden hükme esas alınamaz."
Sanığa isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde
edilmesi nedeniyle hükme esas alınamayacağından dosyada bulunan diğer deliller birlikte
değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,
11.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi — E. 2016/913, K. 2016/3026tam metin
20. Ceza Dairesi 2016/913 E. , 2016/3026 K.
"İçtihat Metni"
Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ithal etme
Hükümler : a) Sanık ... hakkında beraat
b) Sanık ... hakkında değişen suç vasfına göre uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Temyiz incelemesi, sanık ... hakkında duruşmalı olarak yapıldı.
A) Sanık ... hakkındaki beraat hükmünün incelenmesinde;
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip
tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı
anlaşıldığından, Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine;
Sanık müdafiinin avukatlık ücretine yönelik temyizi üzerine yapılan incelemede;
1136 sayılı Kanun’un 168 ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13.
maddesinin 5.fıkrası uyarınca, beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık lehine maktu
avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün CMUK'nın 321.
maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun‘un
322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; sanık hakkındaki hükmün yargılama
giderlerine ilişkin fıkrasından sonra gelmek üzere; “Sanığın kendisini vekil ile temsil ettirdiği
anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre
3000 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine,” fıkrasının eklenmesi suretiyle,
hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B) Sanık ... hakkındaki mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin yargılama sonuçlarına
uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının
reddine, ancak;
28.01.2015 tarihli ihbar tutanağı ile aynı tarihli arama yakalama ve el koyma, yakalama ve üst arama
ve arama tutanakları, 29.01.2015 tarihli ihbar tutanağı, 30.01.2015 tarihli olay yeri tespit tutanağı ve
dosya kapsamına göre; İran'dan gelen ve ... gümrük kapısından çıkmak üzere olan ... plakalı araçta
uyuşturucu madde kaçakçılığı yapıldığı ihbarı üzerine, bahsi geçen araç gümrükten çıkmasını takiben
durdurulmuş, ... Sulh Ceza Mahkemesi'nin 15.01.2015 tarihli, 2015/108 değişik iş sayılı önleme
araması kararına istinaden yapılan aramada, çekici içerisinde bulunan yatağın üzerinde 2 adet valiz
içerisinde net 3293,76 gram eroin ve net 4916 gram afyon sakızı ele geçirilmiş, araç sürücüsü olan
sanık ... yakalanmış olup, sanık ...'ın suç konusu uyuşturucunun diğer sanık ...'a ait olduğu beyanı ve
... Gümrük Müdürlüğü güvenlik kamera görüntülerinin incelenmesi ve belgelerin kontrolü sonucunda,
uyuşturucu ele geçirilen araçla birlikte aynı yüke sahip, İran'dan ülkemize giriş yapan ve aynı yere
gittiği anlaşılan ve birlikte hareket ettikleri değerlendirilen ... plaka sayılı bir aracın bulunduğu tespiti
üzerine, sürücüsü sanık ... olan araç durdurulmuş, yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmamış,
29.01.2015 günü yapılan ihbarda ... Jandarma Komutanlığı ile Kargakonmaz Köyü arasındaki
menfezlerin birinin altında uyuşturucu madde bulunduğunun bildirilmesi üzerine, yapılan araştırma
sonucunda 30.01.2015 günü 00:50 sıralarında karakola 1200 metre mesafedeki menfezin altında 2
adet poşet içinde net 11695 gram afyon sakızı ele geçirilmiş, içerisinde uyuşturucu madde bulunan,
gerek sanık ...'ın aracındaki valizler içerisinde gerekse menfeze atılmış halde bulunan poşetler üzerinde
yapılan parmak izi incelemesi sonucunda, sanık ...'ın parmak izlerinin tespit edildiği anlaşılan olayda;
1-İhbar, arama, yakalama ve olay yeri tespit tutanakları içerikleri, 30.01.2015 tarihinde ele geçirilen
suç konusu afyon sakızının ele geçirildiği yer ve tüm dosya kapsamına göre; sanık ...'ın eyleminin
uyuşturucu madde ithal etmek suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek, uyuşturucu madde nakletmek
14.12.2023 22:48
https://karararama.yarg"tay.gov.tr/ Sayfa 2 / 2
suçundan hüküm kurulması,
2-2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesine göre "önleme araması", suç işlenmesinin veya bir tehlikenin
önlenmesi için yapılan aramadır. Önleme aramasının muhatapları suç şüphesi altında olmayan kişilerdir.
CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre "adli arama" ise, şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç
delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması
değil ancak adli arama yapılabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610-2014/512, 2013/841-2014/513 ve 2014/166-514 sayılı
kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına
dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır.
Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde
edilmiş" olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının
(a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1.
fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.
Somut olayda gelen ihbar nedeniyle bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuş olup, CMK'nın 116,
117 ve 119. maddelerine uygun şekilde "adli arama kararı" alınmadan, "önleme araması kararına"
dayanılarak, ... plaka sayılı araçta arama yapılması hukuka aykırıdır. Bu arama sonucu bulunan
uyuşturucu maddenin (eroin ve afyon sakızı) ise hem "suçun maddi konusu" hem de "suçun delili" olup
"hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden hükme esas alınamayacağı da dikkate alındığında, sanığın
sadece 30.01.2015 tarihinde ele geçirilen afyon sakızından sorumlu tutularak TCK'nın 188/1. maddesi
uyarınca ceza verilmesi ile yetinilmesi gerektiği halde, bu araçta 28.01.2015 tarihinde ele geçirilen
eroinden sorumlu tutularak hükmolunan cezadan, TCK'nın 188/4. maddesi uyarınca artırım yapılması,
3-Kabule göre de;
Sanık hakkında TCK'nın 188/3-4 maddeleri uyarınca hükmolunan 19 yıl 6 ay hapis cezasından, aynı
yasanın 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılması sonucu, “16 yıl 3 ay hapis” cezası yerine
“15 yıl 15 ay hapis” cezasına hükmolunması,
4-Hükümden önce 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren
Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı
TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması
açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazları ile sanık müdafiinin
duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde görüldüğünden, resen de temyize tabi olan hükmün
BOZULMASINA, 5320 sayılı Kanun’un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddeleri uyarınca sonuç
ceza yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, tutuklu kalınan süre ve tutuklama
koşullarında bir değişiklik bulunmamasına göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin
reddine,
23.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TEFHİM TUTANAĞI: 23.05.2016 tarihinde verilen bu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'in katılımıyla
ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii Av. ...'nın yokluğunda 02.06.2016
tarihinde, açık olarak okunup anlatıldı.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi — E. 2015/15633, K. 2016/2477tam metin
20. Ceza Dairesi 2015/15633 E. , 2016/2477 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi
Suçlar : a) Uyuşturucu madde ticareti yapma
: b) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
Hüküm-Karar : a) Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet(Tüm sanıklar hakkında)
:b) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri
(Sanıklar ..., ...,... ve ...hakkında)
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1- Sanık...hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin
incelenmesi;
Sanığa 19.11.2013 tarihinde usulüne uygun tebliğ edilen hükmün, 1412 sayılı CMUK'nın 310/1.
maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra 24.02.2014 tarihinde temyiz edildiği anlaşıldığından,
sanığın temyiz isteminin REDDİNE,
2- Sanıklar....., ..., .... ve ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan kurulan
hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesi;
Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma suçundan
dolayı, 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası gereğince verilen “tedavi ve denetimli serbestlik
tedbiri uygulanmasına” ilişkin kararlar, sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217
sayılı Kanun'un 20. maddesi ile eklenen son cümleye göre durma kararı niteliğinde olup itiraz kanun
yoluna tabi olması nedeniyle, itirazlarla ilgili gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi
için, dosyanın incelenmeksizin ....Cumhuriyet Başsavcılığı'na İADESİNE,
3-Sanıklar...., ....,...., ...., ...., ...., ...., ...., ...., .... ve.... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma
suçundan kurulan hükümlerin incelenmesi;
Dosya kapsamında delil olarak değerlendirilen, 20.09.2010 tarihli eylemle ilgili olarak ...
Kaymakamlığı’ndan alındığı belirtilen önleme araması kararı ile kullanmak için uyuşturucu madde
bulundurma suçundan haklarında dava açılıp hüküm kurulan... ve ...’ın yargılandıkları mahkemece
alınan savunmalarının; 01.11.2010 tarihli eylemle ilgili olarak, olay yakalama tutanağı ile varsa arama
kararının; 22.11.2010 tarihli eylemle ilgili olarak, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
suçundan haklarında dava açılıp hüküm kurulan ...,...ve...’ya ilişkin olay yakalama tutanağı, varsa
arama kararı ve tüm aşama beyanlarının; 27.10.2010 tarihli eylemle ilgili olarak, kullanmak için
uyuşturucu madde bulundurma suçundan hakkında dava açılıp hüküm kurulan ....a ilişkin olay
yakalama tutanağı, varsa arama kararı ile soruşturma aşamasında alınan beyanlarının; 10.09.2010 ve
18.09.2010 tarihli eylemlerle ilgili olarak, olay yakalama tutanakları ile önleme araması kararlarının;
09.10.2010 tarihli eylemle ilgili olarak, olay yakalama tutanağı ile varsa arama kararının; 27.03.2011
tarihli eylemle ilgili olarak, olay yakalama tutanağı, önleme araması kararı, varsa adli arama kararının;
08.11.2010 ve 15.11.2010 tarihli eylemlerle ilgili olarak, önleme araması kararları ile varsa adli arama
kararlarının; 09.12.2009 tarihinde sanık ....’in üzerinde uyuşturucu madde yakalanması ile ilgili varsa
önleme araması kararının, Asılları veya onaylı örneklerinin denetime imkan sağlayacak biçimde
getirtilip, dosyada bulundurularak tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre sanıkların hukuki
durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanıklar..., ..., ..., ..., ...., ... müdafileri ile sanıklar..., ..., ...., ... ve ... müdafiinin temyiz
itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
26.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi — E. 2014/4101, K. 2014/5100tam metin
10. Ceza Dairesi 2014/4101 E. , 2014/5100 K.
"İçtihat Metni"
Mahkeme : DOĞUBAYAZIT Ağır Ceza Mahkemesi
Karar Tarihi- Numarası : 28/02/2014 – 2014/4 esas ve 2014/58 karar
2- ...
Suç : Uyuşturucu madde ithal etme
Hükümler : a- Sanık ... için mahkûmiyet
b- Sanık ... için beraat
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A) Sanık ... için uyuşturucu madde ithal etme suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesi:
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit
olmadığına ilişkin vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere
dayandırıldığı anlaşıldığından; Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,
hükmün ONANMASINA,
B) Sanık ... için uyuşturucu madde ithal etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:
Sanığın İran'dan Gürbulak sınır kapısı üzerinden giriş yapması sonrası gümrük kontrollerinin yapıldığı,
devamında sınır kapısı yolu üzerinde bulunan Gürbulak Jandarma Komutanlığı önünde yapılmakta olan
önleme araması kapsamında otobüsün durdurulduğu ve arama sonunda, yolcuların arka tarafında yol
kenarına atılmış vaziyette 3 paket uyuşturucu maddenin ele geçirildiği; sanığın, giriş yaptığı sınır kapısı
ile aramanın yapıldığı Gürbulak Jandarma Karakolu arasındaki mesafenin kısalığı, otobüste bulunan
tanıkların anlatımları ile olayın oluş şekli ve yakalama tutanağı içeriğine göre tebliğnamedeki sanık
hakkında etkin pişmanlık uygulanması yönündeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve
savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık
tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu
olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği
anlaşıldığından; Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının
reddiyle, hükmün ONANMASINA,
04/07/2014 tarihinde oybirliği ile karar verilmiştir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi — E. 2023/6070, K. 2023/5092tam metin
10. Ceza Dairesi 2023/6070 E. , 2023/5092 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/661 E., 2022/509 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEMYİZ EDENLER : Sanık ve müdafii
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin, hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. ... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.09.2014 tarihli ve 2014/187 Esas, 2014/289 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
B. ... 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararının, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 06.10.2021 tarihli ve 2019/1705 Esas, 2021/9679 Karar sayılı kararı ile;
"5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesindeki "alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihinde sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafi tayininin gerekmediği, ancak 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile TCK’nın 188/3. maddesinde yapılan değişiklikle hapis cezasının alt sınırının on yıl hapis cezası olarak düzenlendiği, savunmanın alındığı tarih olan 30.06.2014'te 6545 sayılı Kanunun yürürlükte bulunduğu ve CMK’nın 150. maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibarıyla zorunlu müdafi tayinini gerektirdiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması, "
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
C. ... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.11.2022 tarihli ve 2021/661 Esas, 2022/509 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun’nun 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
2. Eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturacağına,
3. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
4. Dava zamanaşımının dolduğundan düşme kararı verilmesi gerektiğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay tarihinde, "... isimli şahsın... Havalimanından Kıbrıs'a gideceği ve uyuşturucu madde götüreceği" yönünde ihbar alınması üzerine, kolluk görevlilerince sanığın havalimanında check-in işlemleri yaptığı esnada yakalandığı ve arama kabininde yapılan üst aramasında, sağ bacağının çorabının içerisinde suça konu uyarıcı etken maddeye sahip hapların ele geçirildiği; suça konu uyarıcı maddelerin miktarı, yakalanış şekli ile tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmeyerek üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
14.01.2014 tarihli olay tutanağına göre, saat 03:45 sıralarında... Havalimanı Araştırma Büro Amirliğince, sanığın ismi verilerek Kıbrıs'a uçak ile gideceği ve uyuşturucu madde götüreceğine dair alınan ihbar üzerine, ... ismi ile sorgulama yapıldığında... Hava yollarına ait 14.01.2014 günü saat 05:50'de...rezervasyon numarasıyla 520 sefer sayılı uçak ile Kıbrıs -Ercan'a gidecek olan bir şahsın olduğunun anlaşıldığı, sanığın saat 05:10 sıralarında dış hatlar giden katı kontuarlarında check-in işlemleri yaptığı esnada yakalanarak arama kabinine götürüldüğü ve yapılan üst aramasında, sağ bacağının çorabının içerisinde suça konu uyarıcı maddelerin ele geçirildiği suç üstü hali bulunmayan olayda, dosya içerisinde hiçbir arama kararı veya yazılı arama emri bulunmadığı; suça konu uyuşturucu maddenin ele geçirilmesinden önce sanıkla ilgili olarak suç şüphesinin ve emarelerinin ortaya çıktığı, bu durumda görevlilerce, 5271 sayılı Kanun'un 2/e, 161 ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun Ek 6 ncı maddeleri uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına olayın haber verilip Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve 5271 sayılı Kanun'un 116 ncı ve 119 uncu maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri veya Sulh Ceza Hakiminden alınacak adli arama kararı uyarınca sanığın üstünde ve eşyalarında arama yapılması gerektiğinin anlaşılması karşısında; usulüne uygun adli arama emri veya kararı almadan delil elde etmek amacıyla yapılan aramanın açıkça hukuka aykırı olup, bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas
alınamayacağı, sonradan Cumhuriyet savcısından alınan yazılı emrin bu durumu hukuka uygun hale getiremeyeceği anlaşılmakla; öncelikle kollukça yapılan bu aramaya ilişkin 5271 sayılı Kanun'un 116 ncı, 117 nci ve 119 uncu maddelerine uygun şekilde adli arama kararı ya da yazılı arama emri bulunup bulunmadığının araştırılarak, varsa dosya içerisine konulması, adli arama kararı ya da adli arama emri bulunmaması halinde yapılan arama ve bunun sonucu elde edilen deliller hukuka aykırı olup, Anayasanın 38 inci maddesinin altıncı fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 217 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine aykırılık oluşturduğundan hükme esas alınamayacağı hususları da dikkate alınarak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle ... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.11.2022 tarihli ve 2021/661 Esas, 2022/509 Karar sayılı kararına yönelik sanık ve müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.06.2023 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi — E. 2021/9227, K. 2022/10284tam metin
10. Ceza Dairesi 2021/9227 E. , 2022/10284 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hüküm : Beraat
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Dosya kapsamına göre; 26/02/2014 tarihinde İl Merkez Jandarma Komutanlığına gelerek kimliğinin gizli tutulmasını isteyen şahsın, saat 16:00-24:00 arasında Kolbaşı mezrasında ... plakalı araçla uyuşturucu madde sevkiyatı yapılacağına dair ihbar üzerine, söz konusu aracın saat 16:30 sıralarında Kolbaşı Köyü çöplüğünün bulunduğu mevkide durdurulduğu ve Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 16/01/2014 tarihli ve 2014/208 D. İş numaralı önleme araması kararına istinaden yapılan aramada aracın sağ ön yolcu koltuğu önündeki paspas üzerinde bulunan çuvalın içerisinde suça konu esrar maddesinin ele geçirildiği olayda,
Kolluk görevlilerine yapılan ihbarda sadece araç plakası verilmiş, aracın içindeki kişilerin kimlik bilgilerine dair bilgi verilmemiş olması, ihbar ile aracın durdurulduğu süre içerisinde de araç içerisindekilerin kimlik bilgilerinin tespit edilememiş olması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun adli arama kararı için araç plakasının yeterli olmayıp içindeki şahısların kimlik bilgilerinin de gerekli olacağı, sadece araç plakası ile yapılan ihbar ya da istihbari bilgiye dayanan tespitlerde önleme araması kararı ile de arama yapılabileceği yönündeki kararı nazara alındığında kolluk tarafından yukarıda belirtilen arama kararına istinaden yapılan arama işleminin hukuka uygun olup buna göre mahkemesince esasa ilişkin değerlendirme yapılması gerekirken arama işleminin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi,
Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükümlerin BOZULMASINA, 13/10/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi — E. 2023/15717, K. 2023/11763tam metin
10. Ceza Dairesi 2023/15717 E. , 2023/11763 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir
olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin, hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafii süresinde duruşma talebinde bulunmuş ise de; hükmolunan hapis cezasının süresine göre, 5271 Kanun'un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği duruşma talebinin reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.05.2016 tarihli ve 2015/48 Esas, 2016/205 Karar sayılı kararı ile sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir.
B. ... kararının, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 13.10.2022 tarihli ve 2021/9227 Esas, 2022/10284 Karar sayılı kararı ile;
"Dosya kapsamına göre; 26/02/2014 tarihinde İl Merkez Jandarma Komutanlığına gelerek kimliğinin gizli tutulmasını isteyen şahsın, saat 16:00-24:00 arasında Kolbaşı mezrasında 21 TG 459 plakalı araçla uyuşturucu madde sevkiyatı yapılacağına dair ihbar üzerine, söz konusu aracın saat 16:30 sıralarında Kolbaşı Köyü çöplüğünün bulunduğu mevkide durdurulduğu ve Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 16/01/2014 tarihli ve 2014/208 D. İş numaralı önleme araması kararına istinaden yapılan aramada aracın sağ ön yolcu koltuğu önündeki paspas üzerinde bulunan çuvalın içerisinde suça konu esrar maddesinin ele geçirildiği olayda,
Kolluk görevlilerine yapılan ihbarda sadece araç plakası verilmiş, aracın içindeki kişilerin kimlik bilgilerine dair bilgi verilmemiş olması, ihbar ile aracın durdurulduğu süre içerisinde de araç içerisindekilerin kimlik bilgilerinin tespit edilememiş olması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun adli arama kararı için araç plakasının yeterli olmayıp içindeki şahısların kimlik bilgilerinin de gerekli olacağı, sadece araç plakası ile yapılan ihbar ya da istihbari bilgiye dayanan tespitlerde önleme araması kararı ile de arama yapılabileceği yönündeki kararı nazara alındığında kolluk tarafından yukarıda belirtilen arama kararına istinaden yapılan arama işleminin hukuka uygun olup buna göre mahkemesince esasa ilişkin değerlendirme yapılması gerekirken arama işleminin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi,"
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
C. Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.05.2023 tarihli ve 2022/644 Esas, 2023/324 Karar sayılı kararı ile sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun’nun 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 5 yıl 10 ay hapis ve 50.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanık ... hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
2. Arama işleminin hukuka aykırı olduğuna,
3. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
İlişkindir.
B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,
2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
3. Arama işleminin hukuka aykırı olduğuna,
İlişkindir.
C. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Arama işleminin hukuka aykırı olduğuna,
2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
İlişkindir.
D. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Arama işleminin hukuka aykırı olduğuna,
2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
3. Temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmemesi gerektiğine ve buna yönelik ilk derece mahkemesince gerekçe gösterilmediğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Bozmaya uyularak yapılan yargılamada, suç tarihinde 21... plaka sayılı araç ile uyuşturucu madde sevkiyatı yapılacağı yönünde bilgi alınması üzerine yapılan çalışmada görevlilerce bahse konu aracın Kolbaşı Mezrası mevkiinde görüldüğü ve durdurulduğu, sürücüsünün sanık ... ile araçta bulunan diğer şahısların sanıklar Mazhar, Zekeriya ve İlyas'ın olduğu, Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/208 Değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden aracın sağ ön yolcu koltuğu paspası üzerinde beyaz renkli çuvalın içinde net 6150 gr gelen esrarın ele geçirildiği; ihbarda sadece araç plakasının verildiği, aracın içindeki kişilerin kimlik bilgilerine dair bilginin verilmemiş ve ihbar ile aracın durdurulduğu süre içerisinde de araç içerisindekilerin kimlik bilgileri tespit edilememiş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun adli arama kararı için araç plakasının yeterli olmayıp içindeki şahısların kimlik bilgilerinin de gerekli olacağı, sadece araç plakası ile yapılan ihbar ya da istihbari bilgiye dayanan tespitlerde önleme araması kararı ile de arama yapılabileceği yönündeki kararı gözetilerek bahsi geçen önleme araması kararına istinaden yapılan arama işleminin hukuka uygun olduğu, ele geçen maddenin miktarının günlük kullanım miktarının çok üzerinde oluşu, sanık ...'ın uyuşturucu maddenin bulunduğu çuvalı kendisinin taşıdığına dair ikrarı, miktar itibariyle çok fazla olan maddenin aracın ön yolcu koltuğu paspası üzerinde görünür vaziyette bulunması hususu dikkate alındığında diğer sanıklar tarafından görülmemesinin mümkün olmadığı, suç konusu maddenin cinsi, ele geçiriliş biçimi ve sanıkların yakalandıkları yer ile tüm dosya kapsamı gözetildiğinde, sanıkların suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmediği, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde uyuşturucu madde naklettikleri sabit görülerek mahkûmiyetlerine, ele geçen maddenin miktarı dikkate alınarak sanıkların teşdiden cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanıklar Mazhar ve Zekeriya Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, ihbar tutanağı içeriği ile olay yeri görgü tespit tutanağının imzalanma saatinin bir bütün halde birbiriyle uyumlu olduğundan arama işleminin hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, sanıklar müdafileri ile sanık ...'nın temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, ihbar tutanağı içeriği ile olay yeri görgü tespit tutanağının imzalanma saatinin bir bütün halde birbiriyle uyumlu olduğundan arama işleminin hukuka uygun olduğu, sanık ...'ın ikrarı olmasa dahi tüm dosya içeriğinden mahkûmiyetine yeterli ve kesin delil bulunduğundan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
C. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, mahkemenin temel cezaların alt sınır aşılarak belirlenmesine ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ihbar tutanağı içeriği ile olay yeri görgü tespit tutanağının imzalanma saatinin bir bütün halde birbiriyle uyumlu olduğundan arama işleminin hukuka uygun olduğu, anlaşıldığından, sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde (A), (B) ve (C) bentlerinde açıklanan nedenlerle Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.05.2023 tarihli ve 2022/644 Esas, 2023/324 Karar sayılı kararında sanıklar müdafileri ile sanıklar Zekeriya, İlyas ve ... taraflarından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanıklar müdafileri ile sanıklar Zekeriya, İlyas ve ...'ın temyiz sebeplerinin reddiyle, hükümlerin, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
28.12.2023 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi — E. 2023/5371, K. 2024/893tam metin
10. Ceza Dairesi 2023/5371 E. , 2024/893 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/1635 E., 2022/1012 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM : Esastan ret
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.03.2019 tarihli ve 2014/433 Esas, 2019/225 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 9 yıl 8 ay 7 gün hapis ve 12.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 02.06.2022 tarihli ve 2019/1635 Esas, 2022/1012 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; hükmün onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. HTS kayıtlarına ilişkin bilirkişi raporunun eksik ve bu konuda mevcut bilirkişi raporlarının çelişkili olduğuna, söz konusu çelişki giderilmeden hüküm kurulduğuna,
2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanırken takdir edilen indirim oranının hakkaniyete aykırı olduğuna,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
33 ..... plakalı kamyonun LPG tankeri içinde uyuşturucu madde nakledileceğine ilişkin istihbari bilgi üzerine, söz konusu kamyonun önleme arama kararına istinaden oluşturulan uygulama noktasında durdurulduğu, sürücüsünün sanık olduğu anlaşılan kamyonun LPG tankeri içinde 103 paket halinde net 169.348,00 gram esrar ele geçirildiği, sanık ile birlikte kamyonda yakalanan Özgür hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılan olayda;
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; henüz arama yapılmadan önce sanığın tankerde uyuşturucu madde olduğunu söylediği, sanığın aşamalardaki ifade ve savunmalarında araçta uyuşturucu olduğunu bildiğini, nitekim temyiz dışı sanıklarla ve uyuşturucuyu satan şahıs ile birlikte uyuşturucuyu araca yüklediklerini beyan ederek suçunu ikrar ettiği, sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine; sanığın henüz arama yapılmadan önce uyuşturucu madde bulunduğunu beyan ederek suçunun ortaya çıkmasına yardımcı olduğu gerekçesiyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde belirtilen ölçütler ve üçüncü maddesindeki orantılılık ilkesi dikkate alınarak alt sınırdan bir miktar daha uzaklaşılması gerektiği ve koşulları oluşmadığı halde aynı Kanun'un 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca etkin pişmanlık indirimi yapıldığı hususlarında hükme yapılan eleştiri dışında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Adli arama kararı gerektiren bir olayda önleme araması kararına dayanılarak ya da koşullarına uygun olmayan arama kararı üzerine yapılan arama hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan deliller suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş" olacağından, Anayasa'nın 38 inci maddesinin altıncı fıkrası ile 5271 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 217 nci maddesinin ikinci fıkrası, 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz. Bu itibarla;
Suça konu uyuşturucu maddenin naklinde kullanılacak aracın açık plakası ve markası ile araçta hangi şekilde zula oluşturularak nakledileceği belirtilmek suretiyle istihbari bilgi alındığı, aracın kullanacağı güzergah üzerinde uygulama noktası oluşturularak durdurulduğu ve suça konu uyuşturucu maddenin istihbari bilgide belirtilen şekilde ele geçtiği olayda; suçüstü halinin varlığından söz edilemeyeceği dikkate alındığında, 5271 sayılı Kanun'un ikinci maddesinin (e) bendi, yine aynı Kanun'un 161 inci maddesi ve 2259 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun ek 6 ncı maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına derhal olayın haber verilip yazılı emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve sanığın kullandığı araçta 5271 sayılı Kanun'un 116 ncı ve 119 uncu maddeleri uyarınca arama yapılması gerektiği halde önleme arama kararı ile yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve bu arama ile elde edilen delilin yasak delil niteliğinde olup hükme esas alınamayacağı dikkate alınarak, mahkûmiyetine yeterli başkaca delil bulunmayan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 02.06.2022 tarihli ve 2019/1635 Esas, 2022/1012 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre bozma kararının hakkındaki hüküm kesinleşen temyiz dışı sanık ...'e SİRAYETİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
25.01.2024 tarihinde karar verildi.
Yazar
Av. Oğuzhan Çelik
İstanbul Barosu — Sicil No: 53725
ORCID iD: 0009-0003-3018-5720
Yayın: 7 Ağustos 2026
2015'ten bu yana hukuk alanında; İstanbul merkezli avukatlık ve hukuki danışmanlık. Hakkımda →