İş Hukuku·Av. Oğuzhan Çelik
İş Kazasında Uzamış Ceza Zamanaşımı Tüzel Kişi İşverene Uygulanır mı?
İş kazası tazminatında uzamış ceza zamanaşımı tüzel kişi işverene uygulanır mı?
- Uzamış ceza zamanaşımının ölçütü failin kimliği değil, fiilin suç oluşturmasıdır (TBK m. 72/1).
- İşverenin tüzel kişi (şirket) olması, uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasına engel değildir.
- TCK m. 20/2'deki 'tüzel kişilere ceza yaptırımı uygulanamaz' kuralı yalnızca hapis ve adli para cezasıyla ilgilidir; zamanaşımı bir ceza yaptırımı değildir.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadı da uzamış sürenin tüzel kişi aleyhine açılan tazminat davasında uygulanacağını kabul eder.
Av. Oğuzhan Çelik — İstanbul Barosu
ORCID: 0009-0003-3018-5720
Öz
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, tazminat talebinin cezayı gerektiren bir fiilden doğması hâlinde, ceza kanunlarının öngördüğü daha uzun zamanaşımı süresinin hukuk davasında da uygulanacağını düzenlemektedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, güncel kararlarında, tüzel kişilerin ceza soruşturma ve kovuşturmasında suçun öznesi olarak fail konumunda bulunamayacağı gerekçesiyle uzamış ceza zamanaşımının tüzel kişi işverenler hakkında uygulanamayacağı sonucuna varmış ve iş kazasından kaynaklanan, iki derece mahkemesince esastan kabul edilmiş bir tazminat davasının tümden zamanaşımından reddine hükmetmiştir. Bu çalışmada anılan yaklaşım; TBK m. 72'nin lafzı ve amacı, TBK m. 74, 5237 sayılı TCK'nın 2, 20, 45 ve 66. maddelerinin kapsamı, TCK m. 20'nin madde ve tasarı gerekçeleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadı ile Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin mahkemeye erişim hakkına ilişkin kararları ışığında ayrıntılı biçimde incelenmekte; ayrıca zamanaşımının durması (TBK m. 153/1-6), zamanaşımının kesilmesi (TBK m. 154) ve zamanaşımının başlangıcı sorunları tartışılmaktadır. Varılan sonuç şudur: Uzamış zamanaşımının ölçütü failin kimliği değil, fiilin suç oluşturmasıdır; davalının tüzel kişi olması bu sürenin uygulanmasına engel değildir.
Anahtar Kelimeler: Uzamış ceza zamanaşımı, ceza zamanaşımı, TBK m. 72, TBK m. 153, TBK m. 154, tüzel kişi, iş kazası tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı, manevi tazminat, asıl işveren sorumluluğu, cezaların şahsiliği, TCK m. 20/2, TCK m. 45, TCK m. 66, mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkı, Anayasa m. 36, AİHS m. 6, soybağı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru.
I. Giriş
Haksız fiil sorumluluğunda zamanaşımını düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 72. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca, "tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." Öğreti ve uygulamada "uzamış (ceza) zamanaşımı" olarak anılan bu kurumun tüzel kişi davalılar hakkında uygulanıp uygulanamayacağı, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin güncel kararlarıyla yeniden tartışmaya açılmıştır.
Daire, bir iş kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davasında; "davalının tüzel kişiliği haiz olduğu, ceza soruşturma veya kovuşturma aşamasında suçun öznesi olarak fail konumunda bulunamayacağı, bu yönüyle ceza zamanaşımı süresinin davalı yönünden uygulanamayacağı" gerekçesiyle, iki derece mahkemesince kabul edilen davanın zamanaşımından reddi gerektiğine hükmetmiştir. Bu çalışmada söz konusu yaklaşım; ilgili mevzuat hükümlerinin tam metinleri, kanunun sistematiği, madde gerekçeleri, yerleşik içtihat ve anayasal güvenceler yönünden ayrıntılı biçimde değerlendirilecektir.
II. İncelemeye Konu Uyuşmazlık
Karara konu olayda işçi, asıl işveren konumundaki bir şirketin taşeronu nezdinde çalışırken, iş yerinde bir başka çalışanın kasten öldürme niteliğindeki eylemi sonucu yaşamını yitirmiştir. Olay, yetkili kurumun incelemesiyle iş kazası olarak nitelendirilmiş; fiili gerçekleştiren kişi hakkında kasten öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilerek hüküm kesinleşmiştir.
Davacı, işçinin ölümünden kısa süre sonra dünyaya gelen bir çocuktur. Anne ile işçi arasında resmî evlilik bulunmadığından, davacı ile baba arasındaki soybağı ancak yıllar süren bir babalık davası sonucunda, mahkeme kararının kesinleşmesiyle kurulabilmiştir. Bu süreçte diğer mirasçılar, adli incelemeye dahi karşı çıkarak yargılamayı uzatmıştır. Davacının destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davası açması, hukuken ancak soybağının kurulmasıyla mümkün hâle gelmiştir.
Öte yandan, murisin diğer mirasçıları aynı olay nedeniyle aynı işveren aleyhine daha önce tazminat davası açmış; bu dava kabul edilmiş, davalı taraf temyizden feragat ederek hükmedilen tazminatı rızaen ödemiştir. Diğer mirasçılar ayrıca davacı küçüğün mirasçılık sıfatını gizleyerek gerçeğe aykırı mirasçılık belgesi düzenletmiş (ketmi verese); söz konusu belge sonradan mahkeme kararıyla iptal edilmiştir. Davacının velisi, asıl işverenin sorumluluğunu ve emsal davanın varlığını ancak yürütülen hukuki araştırmalar sırasında, olaydan yıllar sonra öğrenebilmiş; bunun üzerine kısa süre içinde tazminat davası açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi davayı kabul etmiş; fiilin kasten öldürme suçu oluşturması nedeniyle uzamış ceza zamanaşımının tüzel kişi davalı hakkında da uygulanacağını benimseyerek zamanaşımı def'ini reddetmiş ve maddi-manevi tazminata hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de davalının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Ancak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, tüzel kişinin fail olamayacağı gerekçesiyle hükmü bozmuş; İlk Derece Mahkemesi bozmaya uyarak davayı zamanaşımından reddetmiş ve davacı aleyhine nispi vekâlet ücretine hükmetmiştir. Davacının temyizi üzerine ret kararı onanmıştır.
III. İlgili Mevzuat
Tartışmanın sağlıklı yürütülebilmesi için, ilgili hükümlerin tam metinlerinin gözden geçirilmesi gerekir.
a) Anayasa m. 36/1 (Hak arama hürriyeti):
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
b) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6/1 (Adil yargılanma hakkı, ilk cümle):
"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir."
c) 6098 sayılı TBK m. 72/1 (Zamanaşımı):
"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır."
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinin ikinci fıkrası da aynı esası içermekteydi: Zarar ve ziyan davası, ceza kanunları uyarınca daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, hukuk davasına da o zamanaşımı uygulanır.
d) TBK m. 74 (Hukuk hâkiminin bağımsızlığı):
"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir."
e) TBK m. 153/1-6 (Zamanaşımının durması):
"Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur: ... 6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. ... Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür."
f) TBK m. 154 (Zamanaşımının kesilmesi):
"Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir: 1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse. 2. Alacaklı, dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa."
g) 5237 sayılı TCK m. 20 (Ceza sorumluluğunun şahsiliği):
"(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır."
h) TCK m. 45/1 (Cezalar):
"Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır."
ı) TCK m. 2/3 (Kıyas yasağı):
"Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz."
i) TCK m. 66/1 (Dava zamanaşımı, ilgili bentler):
"Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl, b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl ... geçmesiyle düşer."
IV. Uzamış Ceza Zamanaşımının Ölçütü: Fiil mi, Fail mi?
TBK m. 72/1'in ikinci cümlesi, uzamış zamanaşımını "cezayı gerektiren bir fiil"e bağlamıştır. Kanun koyucu süreyi fiilin niteliğine göre belirlemiş; failin kimliği veya davalının ceza ehliyeti yönünden hiçbir koşul öngörmemiştir. Hüküm, eylemi gerçekleştirenden (failden) bağımsız olarak, yapılan fiilin suç teşkil edip etmediğine bakılması gerektiğini anlatmaktadır. Devam eden 74. madde ise hâkimin, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığını yinelemiştir.
Kasten öldürme suçunda dava zamanaşımı, TCK m. 66/1 uyarınca müebbet hapis cezasını gerektiren hâllerde 25 yıl, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren nitelikli hâllerde 30 yıldır. İncelemeye konu olayda fiilin işlendiği tarihten dava tarihine kadar on yılı aşkın süre geçmiş olmakla birlikte, kasten öldürme suçu için öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresi fazlasıyla işlemekteydi. Başka bir anlatımla, uyuşmazlığın kaderini belirleyen tek soru şudur: Uzamış zamanaşımının uygulanması için davalının bizzat fail olması mı gerekir, yoksa fiilin suç oluşturması yeterli midir?
Uzamış zamanaşımının ratio legis'i, suç teşkil edecek ağırlıktaki hukuka aykırılıklarda mağdurun tazminat talebinin, faile uygulanacak ceza takibinden daha önce sonuçsuz kalmasını önlemektir. Bu amaç, tazmin yükümlüsünün gerçek ya da tüzel kişi olmasına göre değişmez; zarar aynı zarar, fiil aynı fiildir. Fiil ölçütü benimsendiğinde, davalının hukuki formu zamanaşımı rejimini etkilemez.
V. TCK m. 20/2'nin Kapsamı ve Özel Hukuk Zamanaşımına Etkisi
Dairenin bozma gerekçesinin dayanağı, TCK m. 20/2'deki "Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz" hükmüdür. Kanaatimizce Daire, bu fıkranın ilk cümlesini esas almak suretiyle, kanun metnini bir bütün olarak değerlendirmeden bir cümleyi anlam kaymasına uğratarak yorumlamış; tüzel kişilere uzamış ceza zamanaşımının — başka bir anlatımla TCK hükümlerinin tüzel kişilere hiçbir biçimde dokunmayacağı sonucuna — varmıştır.
Oysa maddenin yorumu şöyledir: Birinci fıkrada Anayasa'nın 38. maddesindeki ilke tekrarlanmaktadır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin içinde, suçtan gerçek kişilerin sorumlu tutulmaları, tüzel kişilerin bu kapsamın dışında olmaları sonucu yer alır. İkinci fıkrada şahsilik ilkesi tüzel kişiler açısından ele alınmıştır; bu fıkranın ilk cümlesi, şahsilik kuralına açıklık getiren bir hükümdür. Ancak bu hükmün sınırı çizilirken, cezaların dışında güvenlik tedbirlerinin tüzel kişiler hakkında da uygulanması, bu konudaki temel düşüncelere ve amaçlara uygundur (Yurtcan, Türk Ceza Kanunu — Genel Hükümler, s. 289). Başka bir anlatımla ilgili madde bize; işlenen suçların neticesinde tüzel kişilerin hapis veya adli para cezası alamayacağını, güvenlik tedbirleriyle karşı karşıya kalabileceklerini, ancak gerçek kişilerin hapis cezası alabileceğini anlatmaktadır.
Maddenin gerekçesi de bu yöndedir:
"Tasarının 'Suçun faili' başlıklı maddesi değiştirilmiş olup, madde metninde Anayasamıza uygun olarak ceza sorumluluğunun şahsiliği kuralı vurgulanmıştır. Özel hukuk tüzel kişilerinin suç faili sayılıp sayılmaması ile işlenen bir suçtan dolayı bunlar hakkında bir yaptırıma hükmedilmesi sorununu birbirinden ayırmak gerekir. Suç ve ceza politikası gereği olarak ancak gerçek kişiler suç faili olabilir ve sadece gerçek kişiler hakkında ceza yaptırımına hükmedilebilir. Bu anlaşılış, Anayasamızda da güvence altına alınan ceza sorumluluğunun şahsiliği kuralının bir gereğidir. Ancak, işlenen suç dolayısıyla özel hukuk tüzel kişileri hakkında güvenlik tedbiri niteliğinde yaptırımlara hükmedilebilecektir."
Görüldüğü üzere gerekçe, tüzel kişilerin "fail sayılması" sorunu ile "haklarında yaptırıma hükmedilmesi" sorununu birbirinden özenle ayırmakta; düzenlemenin konusunun yalnızca ceza yaptırımları olduğunu ortaya koymaktadır. Kanun koyucunun tüzel kişilerin sorumluluğu meselesine yabancı olmadığı, Türk Ceza Kanunu'nun tasarı aşamasındaki genel gerekçesinden de anlaşılmaktadır: Ekonomik ve örgütlü suçlar bağlamında özel hukuk tüzel kişilerinin sorumluluğu güncel bir sorun olarak ele alınmış; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 20 Ekim 1988 tarihli ve R(88)18 sayılı tavsiye kararı ile Birleşmiş Milletler'in Palermo'da imzaya açılan Sınıraşan Örgütlü Suça Karşı Sözleşmesi'nin (Türkiye'nin 4800 sayılı Kanun'la onayladığı) 10. maddesine atıf yapılmıştır. Yani mesele kanun koyucunun gündemindeydi ve bilinçli bir tercihle yalnızca ceza yaptırımları tüzel kişilerin dışında bırakıldı; zamanaşımı bu tercihe hiçbir biçimde dahil edilmedi.
Kaldı ki ilgili cümle tek başına dahi ele alındığında, TCK hükümlerinin tüzel kişilere uygulanmayacağı şeklinde bir anlam ihtiva etmez; yalnızca ceza yaptırımlarının uygulanmayacağını söyler. Zamanaşımı ise bir ceza yaptırımı değildir; sanık lehine getirilmiş bir kurumdur. Ceza yaptırımlarının ne olduğu TCK m. 45'te açıkça sayılmıştır: "Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır." Görüldüğü üzere ceza yaptırımları arasında zamanaşımı yoktur. Bu nedenle ve TCK m. 2'deki kıyas yasağı da nazara alındığında, "ceza yaptırımı uygulanamaz" ibaresinden zamanaşımının tüzel kişilere uygulanmayacağı gibi bir anlam çıkarmak mümkün değildir. Uzamış zamanaşımının hukuk davasına uygulanmasının sebebi TCK hükümleri değil, doğrudan TBK m. 72'dir; TCK m. 20/2 hükmü ise tamamen cezaların şahsiliği prensibiyle ilgilidir. Bir ceza hukuku normunun, amacı dışına taşınarak özel hukuktaki zamanaşımı rejimini daraltmakta kullanılması, kanaatimizce normun amacını aşan bir yorumdur.
VI. Yerleşik İçtihat: Hukuk Genel Kurulu'nun Kararı
Sorun yeni değildir ve Yargıtay'ın en yetkili kurulu tarafından yıllar önce çözülmüştür. Hukuk Genel Kurulu'nun 26.09.2012 tarihli ve 2012/4-319 E., 2012/619 K. sayılı ilamının ilgili kısmı aynen şöyledir:
"...kural olarak uzamış ceza zamanaşımının uygulanmaması gerektiğini belirtmişlerse de; bu görüş, kurul çoğunluğunca benimsenmemiş; tüzel kişilerin organlarının işledikleri haksız fiil aynı zamanda suç teşkil ediyorsa ceza zamanaşımı süresinin tüzel kişi aleyhine açılan tazminat davasında da uygulanması gerektiği, zira, organların fiilinin tüzel kişileri doğrudan doğruya tazmin yükümlüsü yapacağı, tüzel kişi hakkında daha kısa olan zamanaşımı süresinin, organ hakkında ise, daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin kabul edilmesinin uygulamada hakkaniyete de uygun olmayan sonuçlar doğuracağı belirtilerek tüzel kişi hakkında da ceza zamanaşımı süresinin kabulünün uygun olacağı kabul edilmiştir."
Görüldüğü üzere Genel Kurul, tam da incelemeye konu bozma kararının gerekçesine konu itirazı ("tüzel kişi fail olamaz, dolayısıyla ceza zamanaşımı uygulanamaz") açıkça tartışmış ve reddetmiştir. Uygulamada iş kazalarından doğan tazminat davalarında da failin davalı olması veya davalı hakkında ceza kovuşturması yürütülmesi aranmaksızın, fiilin suç oluşturması yeterli sayılmakta; adam çalıştıran veya asıl işveren sıfatıyla sorumlu tutulanlar (tüzel kişiler dâhil) hakkında da uzamış süre uygulanmaktadır.
Dairenin görüşü tutarlı biçimde uygulandığında ortaya çıkan tablo şudur: Aynı iş kazasında işveren gerçek kişi ise mağdur 25 yıl, tüzel kişi ise 10 yıl içinde dava açabilecektir. Kanunda hiçbir dayanağı bulunmayan bu ikilik; faaliyetini tüzel kişilik perdesi arkasında yürüten işverenler lehine, iş kazası mağdurları aleyhine sonuç doğurur ve Genel Kurul'un işaret ettiği "hakkaniyete uygun olmayan sonuçları" bizzat gerçekleştirir. Üstelik organ sıfatını taşıyan gerçek kişi yönetici aleyhine 25 yıl boyunca dava açılabilecekken, onun fiilinden TMK m. 50 uyarınca doğrudan doğruya sorumlu olan tüzel kişinin 10 yılda borçtan kurtulması, sorumluluk hukukunun iç tutarlılığını da bozar.
VII. Zamanaşımının Durması (TBK m. 153/1-6): Dava Açma İmkânı Doğmadan İşleyen Süre
İncelemeye konu olayın bir diğer boyutu, zamanaşımının başlangıcına ilişkindir. Davacı, zamanaşımının başlatıldığı fiil tarihinde henüz doğmamıştı; muris hayatını kaybettikten sonra dünyaya gelmiştir. Muris ile davacı arasındaki soybağı ise, babalığın tespitine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesiyle, olaydan yıllar sonra kurulabilmiştir. Mirasçılığa bağlı haklar ancak soybağının kurulmasıyla talep edilebilir hâle geleceğine göre, zamanaşımının hesabında soybağının kurulduğu tarihin esas alınması gerekir.
TBK m. 153/1-6, alacağı Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece zamanaşımının işlemeye başlamayacağını, başlamışsa duracağını düzenlemektedir. Soybağı kurulmadan davacının destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davası açması hukuken mümkün olmadığına göre, on yıllık sürenin olay tarihinden başlatılması, hakkın kullanılamayacağı dönemde zamanaşımının davacı aleyhine işletilmesi sonucunu doğurmuştur. Üstelik zamanaşımı soybağının kesinleştiği tarihten başlatıldığında, dava on yıllık genel sürenin dahi içindedir; uzamış ceza zamanaşımı tartışmasına bile gerek kalmaz.
Konunun daha iyi anlaşılması adına öğretide verilen örneklerden biri şöyledir:
"Bunun hukukumuzda en belirgin örneği 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasındaki 10 yıllık hak düşürücü süredir. Buna göre, kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastro öncesi hukuki sebeplere dayanarak artık dava açılamaz. Muris muvazaasında, mirasçılar muris hayattayken kadastro öncesi bir muris muvazaasına dayanarak tapu iptali davası açamazlar. Eğer burada süreyi işletirseniz, murisin bu on yıllık süre dolduktan sonra ölmesi durumunda artık mirasçılar muris muvazaası sebebiyle dava açamayacaklardır. Bu sebeple 12. maddedeki on yıllık sürenin, murisin ölümünden sonra başlatılması gerekmektedir." (Ertaş, "Sürekli Borç İlişkilerinde Zamanaşımı", DEÜHFD, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 3102)
Aynı mantık, soybağı kurulmadan dava hakkını kullanamayacak durumda olan küçük yönünden evleviyetle geçerlidir: Dava hakkının hukuken doğmadığı bir dönemde işletilen süre, hakkın özünü ortadan kaldırır. Buradan yola çıkıldığında, soybağının kurulmasından sonra zamanaşımı süresinin işlemeye başladığının kabulü ile alacağın zamanaşımına uğramadığı açıktır.
Somut olayda davacıya atfedilebilecek hiçbir ihmal de yoktur: Diğer mirasçılar davacının mirasçılık sıfatını gizlemiş (gerçeğe aykırı mirasçılık belgesi bu nedenle mahkemece iptal edilmiştir), asıl işverenin sorumluluğu ile emsal dava ancak yıllar sonra öğrenilebilmiş ve öğrenmeden itibaren kısa süre içinde dava açılmıştır. Henüz reşit dahi olmayan davacının; doğumundan önce işlenen bir fiil, kendisinden gizlenen mirasçılık sıfatı ve yıllar süren soybağı mücadelesi karşısında zamanaşımıyla cezalandırılması, zamanaşımı kurumunun amacıyla bağdaşmaz.
VIII. Zamanaşımının Kesilmesi (TBK m. 154): Borç İkrarının Gözetilmemesi
TBK m. 154/1 uyarınca borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa zamanaşımı kesilir. Murisin diğer mirasçıları tarafından davalıya karşı aynı iş kazasına dayalı olarak açılan tazminat davası kabul edilmiş; davalı bu dosyada temyizden feragat ederek hükmedilen tazminatı rızaen ödemiştir.
Türk Borçlar Kanunu sistematiği nazara alındığında, her ne kadar her hak sahibinin alacağı ayrı hesaplansa da; zararı gerçekleştiren fiilin tek olması, alacağın tek bir destek ilişkisinden kaynaklanması ve sorumluluğun bölünemeyeceği hususları nazara alındığında alacağın tek bir alacak olduğunun kabulü gerekir. Davalının temyizden feragat etmesi ve rıza ile ödeme yapmış olması, açıkça zamanaşımını kesen eylem niteliğindedir. O hâlde ödeme yapılan tarihin zamanaşımı başlangıcı olarak kabul edilmesi ve alacağın zamanaşımına uğramadığı sonucuna varılması gerekirdi. Bu iddianın hiçbir aşamada tartışılmamış olması, aşağıda ele alınacağı üzere gerekçeli karar hakkı yönünden ayrıca sorunludur.
IX. Öngörülebilirlik ve Mahkemeye Erişim Hakkı Yönünden Değerlendirme
Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre, davanın zamanaşımı gerekçesiyle esası incelenmeksizin reddedilmesi, Anayasa m. 36'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturur. Müdahalenin ihlal oluşturmaması için kanuni dayanağının bulunması, meşru amaç gütmesi ve ölçülü olması; derece mahkemelerinin usul kurallarını uygularken öngörülebilir davranmaları ve aşırı şekilcilikten kaçınmaları gerekir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25.07.2017; Mustafa Boztepe, B. No: 2013/8502, 13.04.2016).
Mahkeme, uzamış ceza zamanaşımının yerleşik içtihattan sapılarak veya öngörülemez biçimde uygulanması suretiyle davanın tümden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkına aykırı bulmuştur:
- Mustafa Boztepe (B. No: 2013/8502, 13.04.2016): Suç oluşturan haksız fiilde zamanaşımının, Yargıtay'ın yerleşik içtihadından sapılarak başvurucu aleyhine uygulanması ve davanın tümden reddi — İHLAL.
- Duran Koçak (B. No: 2024/53487, 28.01.2026): Tüzel kişi şirket aleyhindeki tazminat davasının uzamış ceza zamanaşımı hesabıyla reddedilmesi — İHLAL.
- Nevin Şahin (B. No: 2020/40314, 20.11.2024): Uzamış ceza zamanaşımına dayalı tümden ret ve zamanaşımına ilişkin esaslı iddiaların karşılanmaması — İHLAL.
- Yasin Şimşek [GK] (B. No: 2017/37390, 29.09.2021): Yerleşik içtihada aykırı ve öngörülemez süre yorumu — İHLAL.
- Tuncay Öztürk (B. No: 2019/38607, 24.10.2024): Uygulanacak süre rejiminin öngörülemez biçimde belirlenmesi — İHLAL.
Zamanaşımının başlangıcı ve dava açma imkânı yönünden de içtihat çizgisi nettir:
- Yaşar Çoban [GK] (B. No: 2014/6673, 25.07.2017): Hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olamadığı dönemde zamanaşımının işletilmesi — İHLAL.
- Ayşe Çidem Tekindağ ve diğerleri (B. No: 2017/15121, 11.12.2019) ve Mehmet Aykut Vural (B. No: 2017/16486, 29.01.2020): Dava açma imkânı fiilen doğmadan zamanaşımının dolmuş sayılması — İHLAL.
- İbrahim Alkan (B. No: 2021/52229, 04.11.2025): Tazminat yükümlüsünün ancak yıllar sonra öğrenilebildiği hâlde "öğrenme" kavramının katı yorumlanması — İHLAL.
- Alpay Dinç ve diğerleri (B. No: 2014/12678, 06.07.2017), Ayhan Kılıçoğlu (B. No: 2014/14426, 24.01.2018), İsmail Çalışkan (B. No: 2014/11662, 06.07.2017): Zararın gerçekte değerlendirilebileceği andan önce sürenin başlatılması, katı ve ölçüsüz yorum — İHLAL.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yaklaşımı da aynı yöndedir: Stagno/Belçika kararında (B. No: 1062/07, 07.07.2009) küçüklerin fiilen dava açamadıkları dönemde zamanaşımının işletilmesi; Eşim/Türkiye kararında (B. No: 59601/09, 17.09.2013) zararın ancak yıllar sonra tespit edilebildiği bir durumda katı süre uygulaması; Howald Moor ve diğerleri/İsviçre kararında (B. No: 52067/10 ve 41072/11, 11.03.2014) hastalığın ortaya çıkmasından önce zamanaşımının dolmuş sayılması, Sözleşme'nin 6/1 maddesine aykırı bulunmuştur. Stagno kararı, ölümden sonra doğan ve soybağı yıllar sonra kurulabilen küçük davacının durumu bakımından bire bir emsal niteliğindedir.
İncelemeye konu uyuşmazlıkta iki derece mahkemesinin, Hukuk Genel Kurulu içtihadına dayanarak benimsediği yorumun temyiz aşamasında tam aksine çevrilmesi; uygulanacak zamanaşımı rejiminin taraflar bakımından öngörülemez hâle geldiğini tek başına ortaya koymaktadır.
X. Esaslı İddiaların Karşılanmaması: Gerekçeli Karar Hakkı
Temyiz aşamasında; (i) TBK m. 153/1-6 uyarınca zamanaşımının soybağının kesinleştiği tarihe kadar davacı aleyhine işletilemeyeceği, (ii) davalının, aynı olaydan doğan emsal dosyada temyizden feragat ederek hükmedilen tazminatı rızaen ödemesinin TBK m. 154 anlamında zamanaşımını kesen borç ikrarı niteliğinde olduğu, (iii) TCK m. 20/2'nin ve m. 45'in özel hukuk zamanaşımına etkisinin bulunmadığı, (iv) Hukuk Genel Kurulu'nun kararı uyarınca uzamış ceza zamanaşımının tüzel kişiler hakkında da uygulanacağı açıkça ileri sürülmüştür. Onama kararı, bu esaslı iddiaların hiçbirini tartışmaksızın, bozmaya uygunluk denetimiyle yetinen şablon gerekçeyle sonuçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi, zamanaşımının başlangıcına ve hesabına ilişkin esaslı iddiaların derece mahkemelerince karşılanmamasını (Nevin Şahin) ihlal nedeni saymıştır; bozmaya uyulmuş olması, uyma sonrası ilk kez sonuç doğuran ve hükmün kaderini belirleyen savunmaların cevapsız bırakılmasını haklı kılmaz.
XI. Ölçülülük ve Somut Sonuç
Müdahale ölçüsüz bir sonuç doğurmuştur: Aynı olay ve aynı davalı bakımından diğer mirasçıların davası kabul edilip tazminatları fiilen ödenmişken; babasını doğmadan kaybeden, mirasçılık sıfatı dahi kendisinden gizlenen küçüğün davası — iki derece mahkemesince esastan kabul edildikten sonra — esasa girilmeksizin tümden reddedilmiş, üstelik aleyhine nispi vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yüklenmiştir. Bu sonuç, mahkemeye erişim hakkının özünü ortadan kaldırmakta ve davacıya olağan dışı, katlanılamaz bir külfet yüklemektedir.
XII. Sonuç
Uzamış ceza zamanaşımının ölçütü kanunda açıktır: fiilin suç oluşturması. TBK m. 72/1'in lafzı faile değil fiile bakar; TBK m. 74 hukuk hâkiminin ceza hukukunun sorumluluk hükümleriyle bağlı olmadığını ayrıca teyit eder. TCK m. 20/2, cezaların şahsiliğine ilişkin bir ceza hukuku normudur; TCK m. 45'te tahdidi olarak sayılan "ceza yaptırımları" (hapis ve adlî para cezaları) arasında zamanaşımı yoktur ve madde gerekçesi, düzenlemenin konusunun yalnızca yaptırımlar olduğunu açıkça ortaya koyar. Hukuk Genel Kurulu'nun kararı, uzamış sürenin tüzel kişi aleyhine açılan tazminat davasında da uygulanacağını hükme bağlamıştır.
Buna rağmen tüzel kişinin "fail olamayacağı" gerekçesiyle uzamış zamanaşımının reddedilmesi; kanunda dayanağı bulunmayan bir gerçek kişi/tüzel kişi ikiliği yaratmakta, iki derece mahkemesinin benimsediği yerleşik yorumu öngörülemez biçimde tersine çevirmekte, zamanaşımının durması (TBK m. 153/1-6) ve kesilmesi (TBK m. 154) yönündeki esaslı iddiaları cevapsız bırakmakta ve davanın esası incelenmeksizin reddi sonucunu doğurarak mahkemeye erişim hakkını zedelemektedir.
Bu nedenlerle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin incelemeye konu kararlarında benimsenen görüşe katılmıyoruz. Meselenin Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadı doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi ve mahkemeye erişim hakkı ekseninde ele alınması gerektiği kanaatindeyiz. Aksi yaklaşımın yerleşmesi hâlinde; iş kazası mağdurlarının haklarını arayabilecekleri süre, davalı işverenin hukuki formuna göre belirlenecek ve kurumsal yapılar lehine, kanun koyucunun hiç öngörmediği bir zamanaşımı ayrıcalığı doğacaktır.
İş kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı; fiilin niteliğine, davalının sıfatına ve sürenin başlangıcına göre değişen teknik bir meseledir.
Kaynakça
Öğreti
- ERTAŞ, Şeref; "Sürekli Borç İlişkilerinde Zamanaşımı", Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 3093-3104.
- YURTCAN, Erdener; Yargıtay Kararları Işığı Altında Türk Ceza Kanunu — Genel Hükümler, s. 289.
- Türk Ceza Kanunu Tasarısı Genel Gerekçesi; 5237 sayılı TCK m. 20 Madde Gerekçesi.
- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Liability of Enterprises for Offences — Recommendation No. R(88)18, 20.10.1988.
- Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suça Karşı Sözleşme (Palermo Sözleşmesi) m. 10; 4800 sayılı Onay Kanunu.
Yargı Kararları
- Yargıtay HGK, 26.09.2012 T., 2012/4-319 E., 2012/619 K.
- AYM [GK], Yaşar Çoban, B. No: 2014/6673, 25.07.2017.
- AYM, Mustafa Boztepe, B. No: 2013/8502, 13.04.2016.
- AYM, Duran Koçak, B. No: 2024/53487, 28.01.2026.
- AYM, Nevin Şahin, B. No: 2020/40314, 20.11.2024.
- AYM [GK], Yasin Şimşek, B. No: 2017/37390, 29.09.2021.
- AYM, Tuncay Öztürk, B. No: 2019/38607, 24.10.2024.
- AYM, Ayşe Çidem Tekindağ ve diğerleri, B. No: 2017/15121, 11.12.2019.
- AYM, Mehmet Aykut Vural, B. No: 2017/16486, 29.01.2020.
- AYM, İbrahim Alkan, B. No: 2021/52229, 04.11.2025.
- AYM, Alpay Dinç ve diğerleri, B. No: 2014/12678, 06.07.2017.
- AYM, Ayhan Kılıçoğlu, B. No: 2014/14426, 24.01.2018.
- AYM, İsmail Çalışkan, B. No: 2014/11662, 06.07.2017.
- AİHM, Stagno/Belçika, B. No: 1062/07, 07.07.2009.
- AİHM, Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17.09.2013.
- AİHM, Howald Moor ve diğerleri/İsviçre, B. No: 52067/10 ve 41072/11, 11.03.2014.
Bu makale bilimsel değerlendirme amacıyla kaleme alınmıştır; somut uyuşmazlıklar için hukuki danışmanlık alınız.
Av. Oğuzhan Çelik — İstanbul Barosu — www.oguzhancelik.av.tr
Sıkça Sorulan Sorular
İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davasında zamanaşımı kaç yıldır?
İşverenim bir şirket (tüzel kişi); uzamış ceza zamanaşımı yine de uygulanır mı?
Zamanaşımı süresi, olayı sonradan öğrendiğim durumlarda ne zaman başlar?
Yazar
Av. Oğuzhan Çelik
İstanbul Barosu — Sicil No: 53725
ORCID iD: 0009-0003-3018-5720
Yayın: 17 Temmuz 2026
2015'ten bu yana hukuk alanında; İstanbul merkezli avukatlık ve hukuki danışmanlık. Hakkımda →